Can UĞURATEŞ-Sırası Geldikçe


HEDEFTEKİ ÜLKE TÜRKİYE (1)


Gelişmeler gösteriyor ki Türkiye’nin, özellikle bölgesel senaryolarda değişen ve doğrudan kazanıma yönlenen davranış şekilleri, küresel güçler üzerindeki şok etkisiyle, yeniden kurulma mücadelesi devam eden güç dengelerinde, önemli derecede sıkıntı yarattı. Türkiye, özellikle 50’li yıllardan itibaren, İkinci Dünya Savaşı ardından şekillenen iki kutuplu güç dengesinde, coğrafi konumunun stratejik önemiyle, ABD’nin liderliğine soyunduğu ve Batı Bloğu olarak tanımlanan güç odağı tarafından, Sovyet Rusya’nın komünizmi yayma ve genişleme stratejileri karşısında desteklenen, korunan önemli bir müttefik kapsamında gösterildi. Bu hareket tarzıyla, Türkiye’nin, Sovyet rejimine karşı, özellikle Avrupa’nın Güney Doğu kanadına, Arap coğrafyasına ve Afrika’ya ulaşan ilerleme mihverlerinin önünde bir nevi engel konumunda kalması hedefleniyordu. Sovyetlerin, boğazlardan sarkarak, önemli bir kuvveti Akdeniz’e indirmesinin önü de bir nebze kapatılmış oluyordu. Kontrollü Türkiye bir ileri mevzi hattı konumuna taşınırken, Anadolu coğrafyasında tesis edilerek konuşlanan askeri tesislerle, Türkiye, aynı zamanda bir ani müdahale kuvveti kapsamında bırakılarak, Avrupa’ya yönelik Sovyet senaryolarında, mümkün olduğunca önleme sağlanmaya çalışıldı. Esasen biliniyordu ki Türkiye’nin mevcut kuvvet yapısı, Sovyetleri durdurabilecek kapasitede değildi.

Türkiye, her ne kadar zaman zaman aksi çıkışlar yapsa da Sovyet Rusya’dan gelmesi muhtemel Komünizm tehdidiyle, mümkün olduğunca kontrol altında tutuldu. Doğaldır ki bu gelişmelerde, Stalin’in yayılmacı, önlenemeyen, hırslı, acımasız politikalarının önemli etkisi oldu. Komünizm tehdidi, Türkiye iç siyasetine yön vermekte de gecikmedi. Türkiye’nin NATO’ya girmesini sağlayan Kore müdahalesi de komünizm tehdidine verilen tepkiyle gelirken, buradaki düşman, binlerce kilometre ötedeki Komünist Çin oldu. Ancak maksat, bilinçaltına yerleştirilen ve toplumsal paranoya haline getirilen, her ne olursa olsun komünizmin tehdidini önlemekti.

Kore Savaşı ardından NATO kanadına çekilen Türkiye, esasen yeni konumuyla, doğrudan Avrupa’nın korunmasında aktif rol almış oluyordu. Ancak, NATO’nun Türkiye’nin gelişimine önemli katkıları da yadsınamazdı. Tıpkı, telekominikasyon sistemlerinin Türkiye’de tesisinde olduğu gibi. Sonrasında devam eden NATO sürecinin, halen Türkiye’nin geliştirdiği uluslararası politikalarında, istenmeden de olsa, iç siyasette zaman zaman NATO’dan çıkış söylemleri yapılsa da veto kozuyla, önemli katkıları devam ediyor.

Sovyet Rusya’nın 1990’da dağılmasıyla, yeniden ve daha güçlü, daha dinamik yapılanarak yoluna devam kararı alan Rusya’nın, Putin liderliğinde geliştirdiği hırslı politikaları karşısında, esasen kutupsal dengelerde önemli bir değişim olmadığı gözlenirken, Türkiye, yaptığı hamlelerle, dağıldığı hesaplanan Sovyetlerden koparak, bağımsızlıklarını kazandığı düşünülen ve dönemin tabiriyle Türkî Cumhuriyetler olarak tanımlanan yeni devletleri kazanıma yönlenirken, yeni Rusya, Aralık 1991’de, Bağımsız Devletler Topluluğu adıyla, dağılan ancak kendisi için önem arz eden coğrafyadaki devletleri bir araya toplayınca, durum yeniden değişim gösterdi. Bir süre sonra gelişen jeopolitikle, diğer küresel güçlerin, çok daha önceden Kafkaslarda çalıştığı anlaşıldı. Türkiye’nin Çeçenistan üzerinden yaptığı girişimler, Rusya’nın sert terör tehdidiyle geri tepti ve Rusya, terör kozunu günümüzde dahi elinde tutmaktan ve Suriye politikalarında kullanmaktan çekinmiyor.  

ABD liderliğindeki küresel güçlerce tasarlanmış detaylı senaryolara yönelik planlarla, Sovyet Rusya’dan gelecek komünizm tehdidiyle gözü bağlanarak, kontrol altında tutulmak istenen Türkiye’nin, uluslararası politikalarında, inisiyatiften uzak ve tamamen istenilen doğrultuda davranışlar sergilemesi sağlanmaya çalışıldı. Süreç içinde, Türkiye’nin bu sıkıntılı durumdan çıkış arayışları da oldu. İç siyasette, zaman zaman dönemlerine göre oldukça etkili kararlarla, güç odaklarının istemlerine aykırı davranışlar sergileyen Türkiye, hemen her defasında, dost ve müttefik kabul ettiklerince uygulanan sert yaptırımlarla karşılaştı.  Müttefik olarak gördüklerince sert yaptırımlar uygulanan Türkiye için, bu gelişmeler, döneminin akıllı, yüksek öngörülü yöneticileri tarafından, askeri ve ekonomik yatırımlarla, kısıtlı imkânlarla da olsa, geleceğe yönelik kazanıma dahi çevrilebildi.

1962’de ABD ile Sovyet Rusya arasında gelişen Küba Krizinin temeli, Türkiye’ye konuşlandırılan Jüpiter Füzeleriydi, nükleer savaştan dönüldü. Türkiye bir anda savaş alanı olma güçlü tehdidiyle karşılaştığında, sokaktaki insan neler olduğunu dahi bilmiyordu. Ardından krizler dönemi devam etti. 1968-1974 haşhaş krizi, 1960’da başlayan Kıbrıs sorununda, 1964’te, Johnson mektubuyla başlayan ve 1974 müdahalesiyle zirve yapıp, ambargo süreçleriyle ve gelişen jeopolitik konjonktürde günümüze kadar ulaşan Kıbrıs krizi gibi karşılaşmalar, Türkiye’nin, toparlanarak aksi yönde davranışlarla kazanıma yönlenmesiyle, küresel güçler tarafından, kendilerince çözümü ertelenen sorunlar olarak beklemeye alınıp, zamanın akışıyla, yeniden şekillenmesi muhtemel konjonktürde, yeni senaryolarla, yeni eylemlere bırakıldı. Türkiye’de, farkındalıkla hareket eden beyinler de artık doğruları görmeye başlamıştı.

Ancak, yapılan askeri yatırımlar, hedeflenen etkin ekonomik programlar, her seferinde, malum müdahalelerle engellenmeye çalışıldı. Bu arada Türkiye bir casuslar cehennemine dönerken, stratejik olarak belirlen tesisler ve girişimler de sabote edildi. Nuri Killigil’in, 1949’da, İsrail karşısında Mısır’la yüklü miktarda silah antlaşması sonrası sabote edilen fabrikasından; 1961’de, sadece 129 günde ve tamamen yerli ve milli imkânlarla, sadece üç adet üretilen, yapılan sabotaj sonrası haksız, yanlış stratejik bir kararla üretimi iptal edilen Devrim isimli otomobile kadar, Türkiye’nin önüne birçok engel çıkarılıp, ket vurma anlamında girişimler yapılırken, verilen kısıtlı teknolojilerde de Know How engellenerek, teknolojik gelişimin önü mümkün olduğunca tıkandı.

Milli Mücadele döneminden itibaren iç isyanlar, ayaklanmalarla başlatılan eylemler de teröre evrilerek, önce anarşi tanımı kapsamında ve ülke gençlerini hedefleyen bir stratejik yaklaşımla ortaya çıkarılan, günümüzde trajikomik söylemlerle anılan, kelimelerin, dolayısıyla harflerin yeri değiştirilerek, her seferinde değişen, gelişen isimlerle, doktrinsel olduğu iddia edilen ideolojik örgütsel yapılanmalar ortaya konularak, kaotik ortamlar oluşturuldu. Bu faaliyetlerin sonu da her seferinde askeri müdahaleler oldu.

Bu arada, önce yurt dışında ASALA isimli, ardından yurt içinde ve yurt dışı destekli PKK isimli belalar ortaya konularak, Türkiye, daima kendi sorunlarıyla uğraşan ama istenildiğinde etkin küresel güçlere destek veren ve stratejik müttefik lafzıyla bağlanıp oyalanan bir ülke konumuna getirilmeye çalışıldı. (Devam edecek)

Can UĞURATEŞ

 



YAZARLAR

  • Salı 18 ° / 5 ° Bulutlu
  • Çarşamba 18 ° / 8 ° Fırtına
  • Perşembe 16 ° / 8 ° Sağanak
  • BIST 100

    1.536%-0,27
  • DOLAR

    7,3455% -0,80
  • EURO

    8,9409% -0,65
  • GRAM ALTIN

    437,23% -1,03
  • Ç. ALTIN

    721,4295% -1,03