Cumali KARATAŞ


ADANA RADYOSU’NDAN BİR ALTIN SES: SADIK İÇLİSES


            Adana Radyosu ve “Çukurova’dan Sesler’in altın seslerinden biri olan Sadık İçlises, derlemesi olan çoban türküsü “Mor Keçeyi Boyamadım” ile köylerden kentlere pastoral bir ezgi rüzgârı estirmekle kalmamış; gerçekten içli olan sesiyle seslendirdiği dile düşen diğer bir türkü olan  milyonlarca gencin diline düşen Âşık Salihi’nin “Unutursun Diye Çok Korkuyorum” adlı eseri ile de yetmişli yıllardaki gençliğin duygularını ustalıkla yansıtmıştı…  Kır ve kent sevdalarını destanlaştıran nadide bir halk müziği sanatçımız olan Sadık İçlises’i bu gün erken yaşta aramızdan ayrılışının 22. yıldönümüne çok yaklaştığımız şu günlerde sevgi ve saygıyla anarak, fotoğraflarından da yararlandığımız Kemal Üngör’e, baba dostu Sadık İçlises’i anlattırdık…  

                                                                                                           

 

***Sayın Kemal Üngör,  Adana İl Radyosu ve “Çukurova’dan Sesler” topluluğunun sanatçısı olan Sadık İçlises hakkında yapacağımız röportaj nedeniyle sizi tanımak isteriz…                                                                                                                           

---Aslen Sivas doğumluyum, 54 yaşında müziğe gönül vermiş çocuk yaşlardan itibaren plak kültürü ile büyümüş bir kuşağın temsilcisiyim. Belki biraz klasik olacak ama dededen ve babadan gelen bir sevda diyebiliriz. Kendileri dönemin Sivas'ında Kıraathane işletmeciliği yapmış büyüklerimdir. Altmışlı, yetmişli yıllar tabii ki, şehrin plak evi sahipleri tarafından çok ayırt edilmeksizin gelen bütün plaklardan kıraathaneye iki adet alınır; bir tanesi eve giderken, diğeri kıraathanede çalınmak üzere raflarda yerini alırmış. Böyle bir ailede büyüdüm işte… Kulaktan alınabilin tek vitaminin müzik olduğunu varsayacak olursak iyi beslenmişiz diyebilirim rahatlıkla..                                                                                             

***Müzik için güzel bir başlangıç, güzel bir sevgi olduğu anlaşılıyor…             

---Çocuk yaşlarımızdı, evde 45’lik plaklar dinlenirdi. Lambalı radyolar zaten her evin vazgeçilmezi idi. Hafta sonlarında aileler misafirliklerde olurdu. Çiğ köfte eşliğinde plaklar çalınır dinlenilirdi. Orhan Gencebay, Müslüm Gürses, Mürüvvet Kekilli, Cahit Seyhanlı, Opel Kardeşler Gülcan ve Nurcan Hanım, Sadık İçlises’den kaç plak eskitmişlerdir bilmem “Unutursun Diye” hiç aklımdan çıkmaz, Burhan Baba derlerdi Burhan Bilgin’den çok konuşulurdu. Mustafa Canan'ı hiç unutmam çok sevilirdi... Yaşım kaç sanki çocuğuz diyorum ya şimdi döndük arkadaşlık yapıyoruz her fırsatta onunla sohbet ediyorum “Çukurova’dan Sesler”i bırakın Türk Müziği adına öğrenemeyeceğiz hiç bir şey yoktur kendisini saygıyla selamlıyorum.                                                                                                                          

***Adana’nın nadide sanatçılarından, seslerinden biri olan Sadık İçlises ile daha da yakından tanıştınız galiba?                                                                                                      

---Daha sonraları yaşımız ilerleyince Sadık İçlises ve ailesinin evimizde misafir edildiğini biraz hatırlar gibi oluyorum…                                                                                             

***Ailenizle tanışıklık nedeni neydi Sadık İçlises’in?                                                     

---Bunları anlatırken en büyük bilgi kaynağım tabii ki Babam İsmet Üngör Bey’dir… Yıl 1973… sanatçımız Sivas’ta askerdir… Vatani görevini yapmak için Sivas a yolu düşen Sadık İçlises geldiği gün aynı ortamda bulunan babam İsmet Üngör ile tanışır. Müşterekleri elbette müziktir, iyi bir iletişim sağlanır ve uzun yıllar sürecek bir arkadaşlığın temeli atılır. Adanalı değerli bestekârlarımızdan Burhan Paker onu emanet olarak askerlik görevini aynı dönemde yapmış olduğu bir arkadaşına göndermiştir, gerekli misafir severlik yapılacaktır. Paker'in arkadaşı işleri dolayısıyla fazla ilgilenemezken, babam onu Sivas Orduevi’ne ses sanatçısı olarak teslim eder ve yakınen ilgilenir. Sadık Bey sayesinde de yörenin sanatçılarını tanıma imkânına eren babam, İçlises’in Müslüm Gürses’den bahsetmesi üzerine onun plaklarının Sivas’a ilk defa getirilmesini de sağlar.                                                                                   

***Sadık İçlises babanızın arkadaşı olarak size geldiğine göre siz de sanırım küçük yaşlarda biri olarak onunla tanışmışsınızdır…                                                                

---O benim saçlarımı okşadığında 7 yaşlarında idim çok iyi hatırlamadığımı biliyorum. Askerlik görevini bitirip Adana ya döndükten sonraki yıllarda mektuplaşıldığını ve sonrasında da Almanya’ya gittiğini öğreniyoruz. Ama uzun yıllar tabii ki çıkan 45’lik plakları çok sayıda evimizde yer alıyordu. Daha sonraları kaset ve albümlerini de hiç kaçırmadan temin etmiştim. Ama onu tanıyamamaktan dolayı bir üzüntüm her zaman olmuştu.                                      

***Sonra bir daha karşılaşmadınız mı?                                                                                 

---Ben onunla yetişkinliğimde karşılaştığımda 33 yaşında idim. Aradan uzun yıllar geçmişti bir kaç mektup, fotoğraftan sonra iletişim kesilmişti. Almanya’da olduğu dönemlerdi bunlar. Daha sonrasında; şarkılarıyla, türküleriyle “amca” diyerek dinleyip büyüdüğümüz sanatçımız 1998 yılı sonlarında, hiç beklenmedik bir anda karşımıza çıktı… Almanya’dan Adana’ya dönerken uçakta babamı hatırlar. Ailesine, seyahate çıkacağını söyler; Sivas’a gelip arayıp, sorar ve babamı bulur... Vefa borcumu diyelim helâllik almak için mi diyelim, adını ne koyarsanız koyun 20-25 yıl sonra gelip arkadaşını arayacak onu ziyaret edecek şu zamanda çok az insan vardır diye düşünüyorum. Onu misafir ettiğimiz yaklaşık 10 gün içerisinde onu yakınen tanıma fırsatına eriştim. Müzikal bilgilerinden yararlandım ve onu tekrar yolcu ettik.  

***Güzel bir anı…                                                                                                            

  ---Bu ziyaret benim hafızamdan hiç silinmemiştir. Zaten kısa bir süre sonra yaklaşık dört, beş ay sonrasında, 9 Şubat 1999 tarihinde de açmış olduğum bir telefon görüşmesinde ailesinden vefat etmiş olduğunu öğrendim. Onun ölümü sonrasında diskografi çalışmalarına başladım, büyük bir yol kat ettim, İçlises ile başlayan arşivim Çukurovalı sanatçılarımıza da yöneldi. Plak ve kaset gibi koleksiyonculuğuna başladım. Adana’yı ziyaret ettim, araştırmalar yaptım. Kenan Şele, Hacı (Ahmet Tekbilek), Cahit Seyhanlı, Burhan Paker, Burhan Bilgin ve Fahri Işık gibi üstatlardan onunla ilgili bilgiler topladım ailesinden kardeşleriyle görüşmeler yaptım anekdotlar, fotoğraflar toparladım; yazdım, çizdim kendi çapımda bir şeyler yapmaya başladım. Çukurova bir sevda oldu yüreğimde… Şimdi, bildiklerimi bir sonraki kuşaklarla paylaşmak için sosyal medya hesaplarımdan onları anlatmaya ve eserlerini paylaşmaya devam ediyorum.                                                                                                                                       

   ***Sadık İçlises’in ailesiyle de tanıştınız mı?                                                           

---Eşiyle de tanıştım; söylemeden geçemeyeceğim… Adana Aile Çay Bahçelerinin ve gazinolarının vazgeçilmez bir yorumcusu olan, giyimindeki kuşamındaki zarafeti, kendine has beyefendi kişiliğine de yansıyan eşi Sadık İçlises’i, değerli eşi hanımefendi E.İ. bir sohbetinde ’Çok yakışıklı, dikkat çeken birisiydi…’ diye anlatırken; “… O, okulun önünden geçerken bütün kızlar camlara dökülürdü… Herkes onu severdi ama ben elde ettim onu…’ diyordu...' unutamadığım bir anekdot olmuştu benim için.                                                                           

   ***Biraz da, Sadık İçlises’in sanat yaşamından söz edelim mi isterseniz?                   

  ---Araştırmalarım doğrultusunda gerek sanat camiasından gerekse sanatçının aile etrafından toplamış olduğum bu bilgiler sanatçının hırsı olmayan hedefe kilitlenmeyen bir yapısı olduğunu gösteriyor. Bu kanaate şöyle ki vardım… İçlises, “Çirkin Kral” Yılmaz Güney tarafından art arda teklif edilen iki sinema filmini bile geri çevirmiş ki bu filmlerden birisi “Pire Nuri” adlı filmdir. “Çukurova’nın Prensi” diyoruz ya, sanatçının beyefendi kişiliği ve fiziği demek oluyor ki Çirkin “Kral”ın da gözlerinden kaçmamış. Ama gel gör ki, Türk Sineması bir jön mü kaybedecekti yoksa Türk müziği güçlü bir icracı mı kazanacaktı.            

***Sadık İçlises, sonuç olarak, sinemada yer almıyor galiba…                          

---Sadık İçlises, sinema sektöründe yer aldığını göremeyeceğiz, Yılmaz Güney haricinde, dönemin sinema sanatçısı olan güzel hanımefendilerinden bir dönem birliktelikleri de olan M.G. hanımın ikna çabaları da onu sinemaya yaklaştırmaz hatta arkadaşlıklarının da sonu olur. Ama onun sinema filmlerine türküler okuduğunu kendisinden de duymuştum, araştırmalarım sonucunda 1972 yılında Serdar Gökhan ve Hülya Koçyiğit’in başrollerini oynadığı “Gökçe Çiçek” adlı sinema filminde senaryoya uygun olarak yorumlamış olduğu üç muhteşem türküsünü buldum ve çabalarımın boşa gitmemesine çok mutlu olmuştum. Bunlar:”Yüce Dağ Başında Yanar Bir Işık”, “Kaldır Nikabını Göreyim Yüzünü” ve “Dilek Ağacı” adlı bu eserler ile filmi izleyenler çok iyi bilirler, yorumu ile adeta filme hayat vermiştir. Ne yazıktır ki bu türkülerden hiç birini plağa okumamıştır.                                        

***Yeniden Sadık İçlises ve müzik dediğimizde nelerle karşılaşıyoruz?                       

---Takvim yaprakları 1968 yılını gösteriyorken, Sadık İçlises, Odeon Plak şirketinden 2 adet 45’lik plak yapar. “Le Le Çoban” ilk plağı olur, arka yüzünde “Yıkılası Gurbet Eller”i seslendirir. İkinci 45’liğinde ise Adana'nın Karaisali ilçesi, Çungurlu köyünün çobanı olan Bayram ile Sultan'ın mahkemede biten aşk hikâyesini anlatan ‘İki Jandarmayla Bir Onbaşı” adlı eseri okur; arka yüzünde ise “Örene Vardım” adlı eser yer alır. Dinlediğimiz bu plaklarda ki türkülere ve barak havalarına sanatçının müthiş bir yorum kattığını görüyoruz. Yöredeki konserlerin afişlerinde artık “Adana'nın Maya Kralı” diye yer almış.                         

***Sadık İçlsies’in plak ve kasetlerde seslendirdiği başka eserler de vardı değil mi?                                                                                                                                                       

---Yetmişli yıllar onun plaklarla dolu hayatına çok renk katar… “Adananın Güzeli”, “Gül Alır Gül Satarım”, “Kollarında Uyut Beni”, “Mecnun Edip”, “İpek Sarı Saçların Fıngırdak”, “Böyle Gelmiş Böyle Gider” ve “Şu Yalan Dünyadan” gibi yöresel türküleri 45’lik plaklara okur. O ses artık çeşitli plak şirketlerinin gözünden kaçmaz… “Gözün Yüksekte Senin”, “Haram Aşk” ve ardından 3. defa basılan “Unutursun Diye” adlı 45”liğini yapar, arka yüzünde yine değerli bir Adanalı sanatçımız Atilla Tanyeli”nin bestesi olan “İki Damla Yaş”ı okur… “Şen Gözleriyle Baktı”, “Aşkımız Öldü Sevgilim”, “Bizi Çekemediler”, “Beni Hatırla”, “İkimize Bir Dünya”, “Sabret Diyorsun Bana”, “Bir Ben miyim Yarabbi”, “Ey Sevgilim”, “Kalbime Gömdüm Seni” , “Esrarlı Gözler”, “Aşk Yoksunu” ve “Ferman Tanımam” gibi eserleri yorumlayarak 45’lik plaklarla gönüllerde taht kurar.                                   

***Birçok sanatçının umut aradığı gibi Sadık İçlises’in bir de Almanya’ya gidişi var değil mi?...                                                                                                                      

---1973 yılında binlerce müzisyenin TRT hayalini kurduğu ve TRT sanatçısı olma çabalarıyla Sayın Nida Tüfekçi hocamızın sınavına katılan ve kazananlardan bir tanesi olarak Ankara Radyosu’na bant yapar. İşte yine bahsettiğimiz yere geliyoruz hırs yok azim yok, yok, yok… Sanatçının Almanya’da süren çalışma hayatı plak dünyasından uzak kalmasına sebebiyet vermekteydi. Uzun yıllar burada çalışan, hafta sonları Türk ailelerinin katıldığı çay bahçeleri ve restaurantlarda sahne alması, onun şöhret basamaklarından uzaklaşmasının sebebi olacaktı. Nida Tüfekçi ve Mustafa Hisarlı hocamızın onu arama ve İstanbul Radyosu’na kazandırma çabaları da olsa ulaşılamadığından dolayı radyo dosyası da böylece kapanmış oldu.                                                                                                                              

***Sadık İçlises’in Almanya’daki müzik yaşamı hakkında bir bilginiz var mı?         

---Plak sektöründen kaset furyasına geçiş dönemine geldiğimiz de sanatçının döneme uyum sağlama çabalarını da görüyoruz… 1974 yılında Almanya’da bulunan Alparslan firmasından “Gözlerimde Fer Kalmadı‟ adlı kaset albümünü yapar, 1979 yılında Uzelli firmasından: ”Mutluluk Ver Sevenlere‟ adlı albüm ile müzik marketlerde yerini alır ama bir türlü yolunda gitmeyen bir şeyler vardır yurt dışında olması dolayısıyla satış grafikleri hiç de beklenilen yerlerde değildir. Türkiye’de, 83’de müzik marketlerde yer alan bu albümü kendi çabam ile zamanın Hey Müzik Dergisi’nde “Hey'in Genç Yazarları” köşesinde tanıtımını yapıyorum ki, bu da benim için bir ilkti… 1981 yılında da Alparslan’dan çıkan kaset farklı baskı ile tekrar piyasaya sürülüyor aslında bu albüm çok daha güzel ama tanıtım yok reklam yok.. Derken, İçlises i dinlemekten onu her zaman örnek aldığını ifade eden ve bir çok konuda ondan yardım alan Müslüm Gürses’in ve Vahdet Vural’ın da katılımı ile üç Adanalı,  Minareci firmasından bir albüm kaset yaparlar. 1987 yılında geldiğimiz de ise anne tarafından yakın akrabası olan Ferdi Tayfur’un Ferdifon firması ile nefis bir albüm kaset piyasaya çıkar… “Kader Kurbanıyım” der sanki kendisini özetler… “Ben Ağlarken”, “Geçinemedik”, ”İhanet”, “Kalbinde Yer Ver”, “Sarhoş Ellerim”, “Seni İsterim”, “Senin Yüzünden”, “Yaşamam Artık” gibi eserlere müthiş yorum katar… satışlarda gayet iyidir.. Gerçekten bu albümdeki eserlere baktığımız da çok değerli bestelerdir diyebiliriz ki bu eserler daha sonra farklı sanatçılarımız tarafından da defalarca yorumlanmıştır. 87 yılı onun yılı olacak mıydı acaba. Çünkü, Görsev Kasetçilik onun plaklarını bu defa albüm kaset olarak piyasaya yeniden sürer ama İçlises artık yorgundur. Evet onunla karşılaştığımız da o yorgunluğunu bizlere aktardı hayat onu yormuştu müziğe artık es verme zamanı gelmişti. Çalışma şartlarından kaynaklı sağlığı artık hiçte iyi değildi. Bu arada 1973 yılında Çukurova Radyosu’na okumuş olduğu makara bant kayıtlarından bize kalan sadece şu güzel halk türküleridir:“Bülbüller Düğün Eyler”, “Nere Gidem Gardaş”, “Yenice Yolları”, “Bir Fındığın İçini Yar “Senden Ayrı Yemem”. “Gara Goyun Yayılır”, “Elmanın Bir Yanı Pembe”, “Mor Keçeyi Boyamadım” ve “Kaçma Güzel Kaçma”                                                                                                              

***Sadık İçlises’in hakkında genel olarak neler söylemek isterseniz?                         

---Çukurova, müzik endüstrisine hizmet eden, halk ozanları, ses sanatçıları, şairleri, bestekârları ve ritim sazcılarıyla adeta müziğin başkentidir diyebileceğimiz bir bölgemizdir ve bu bölgede toplumun teveccühünü kazanmış onlarca sanatçının yanı sıra hak ettikleri yere bir türlü ulaşamayan, bir şekilde sesleri kısılan çok değerli sanatçılarımızın da olduğunu varsayacak olursak onlardan birisidir diyebileceğimiz sanatçılarımızdandır Sadık İçlises.          

***Sadık İçlises’in yaşamı hakkında da bilgi verebilecek misiniz?                  

--- Sadık İçlises, 01 Ocak 1949 tarihinde Adana da doğmuş 09 Şubat 1999 tarihinde aramızdan ayrılmış, Adana İl Radyosu “Çukurovadan Sesler” topluluğu sanatçısıdır…  Hürriyet Mahallesi’nde dört kız ve dört erkek kardeşten oluşan bir aile çatısında, Kalaycı Yaşar Usta ve Emine Hanım’ın evlâtları olarak dünyaya gelir. İlköğrenimini İnkılap İlkokulu’nda yapmıştır. Gerçek soyadı Buyakutluğ’dur. Daha sonra ki sanat hayatında İçlises soyadı ile sahne alacaktır. Dönemin Saz Sanatçılarından Salih Demirci Bey, Buyakutluğ ailesinin iki katlı evlerinin alt katında kiracı olarak oturmaktadır. Sadık Buyakutluğ’dan çalışmaları esnasında kendisine iştirak etmesini ister ve sesinin güzelliğini fark eder, babası Yaşar Bey’den izin alır ve kendisinin de ortak olduğu Selahattin Sarıkaya hocamızın sazevine götürür. Burada başlayan çıraklık dönemi onu Adana İl Radyosu’nun “Çukurova’dan Sesler” topluluğunda yer almasına kadar uzanan bir süreci başlatır. Yaş kendi ifadesi ile 16 gibidir.            60 yılların sonlarında Emirgan, Ulus, Belediye Çay Bahçeleri ve Çağlayan gibi gazinoların vazgeçilmez bir yorumcusu olarak karşımıza çıkan değerli sanatçımız, aslında TRT repertuvarına kazandırdığı bir derlemesiyle yörede büyük bir ilgi ve sevgi yumağı ile karşılaşır. Çukurovalıların hafızalarından silinmeyen “Mor Keçeyi Boyamadım”, diğer adıyla “Le Le Çoban” adlı kendi derleme türküsü yörede efsane olmuştur. Büyüklerimiz Tarsus’taki havuzlu aile çay bahçesinde yaşanan bir hatırayı şöyle anlatırlar… Dönemin imkânları doğrultusunda hazırlanmış havuz üzerinde kenarlarından iple çekilip döndürülen tüm seyircilere hitap etmesini sağlayan bir sahne düşünün, çaylarını yudumlayan o güzel ailelere ve insanlara hitaben ışıklar söndürülür ve alkışlar eşliğinde sahneye İçlises çıkar “Le le çoban, garip oğlan” adlı bu eseri okur. Hâlâ anlatılıyor olması bile çok duygulandırıcıdır.                 

***Sayın Kemal Üngör vermiş olduğunuz bilgilerden dolayı teşekkür ediyorum, emeklerinize sağlık son olarak neler söylemek istersiniz?..                                                        

---Çukurova gerçekten sanat adına hazinelerle doludur.. Gönlüm icracıları, ritim sazcıları bestecileri hep hatırlamaktan yana olacak.. Saklı kayıtları araştırmak ve eksik yaprakların arasına yazmaktan yana olacak, bu dünyadan gerçekten bir İçlises geçti diyorum. Adana’ya Selamlarımı sunuyor ve bana bu fırsatı veren size ve sizin nezdinizde gazetenize teşekkür ediyor sözlerimi noktalıyorum.

 



YAZARLAR

  • Salı 18 ° / 5 ° Bulutlu
  • Çarşamba 18 ° / 8 ° Fırtına
  • Perşembe 16 ° / 8 ° Sağanak
  • BIST 100

    1.536%-0,27
  • DOLAR

    7,3481% -0,76
  • EURO

    8,9493% -0,56
  • GRAM ALTIN

    438,38% -0,77
  • Ç. ALTIN

    723,327% -0,77