SANİYE VİLDAN GÜZEL - İNADINA ŞİİR


"ŞAİRİN HAYATI ŞİİRE, GÖZLERİ DE YÜZÜNE DAHİLDİR."

"Cemal Süreya: Türk şiirinin 'yumuşak yüzü'. Herkesin bildiğini Tomris Uyar dile getirir. Şairin hayatı şiire, gözleri de yüzüne dahildir. Yüzünün yumuşaklığı, gözlerinde merhamet olarak toplanır: Suretin poetikası."


"Cemal Süreya: Türk şiirinin 'yumuşak yüzü'. Herkesin bildiğini Tomris Uyar dile getirir. Şairin hayatı şiire, gözleri de yüzüne dahildir. Yüzünün yumuşaklığı, gözlerinde merhamet olarak toplanır: Suretin poetikası."
Bu sözleri Haydar Ergülen'in "Cemal Süreya İçin 59 Kırlangıç" kitabında okumuştum.
Kitabın son bölümündeki yazısı da Ergülen'in "Keşke yalnız" başlığı altındaydı. 
"İronik sözcüğünün kendisi kadar artık çok ironik duruyor şiirde. Çok kullanıldığı için değil yalnızca, ama her şey 'ironik' kavramıyla karşılandığı için biraz da. Oysa kimi şiirleri, Gülten Akın'ın ve Cemal Süreya'nın çoğu şiirini 'sitemkâr' sözcüğüyle karşılamak daha yerinde olmaz mıydı? " diye sorduktan sonra " Sitem, şiirin kahkahası sayılır. Bu son cümleyi sana bakarak yazıyorum Cemal abi, 'keşke yalnız sitemkâr olduğun için sevseydim seni.' "

BİR ÇİÇEK
Bir çiçek duruyordu, orda, bir yerde,
Bir yanlışı düzeltircesine açmış;
Gelmiş ta ağzımın kenarında
Konuşur durur.

Bir gemi bembeyaz teniyle açıklarda,
Güverteleri uçtan uca orman;
Aldım çiçeğimi şurama bastım,
Bastım ki yalnızlığımmış..

Bir başına arşınlıyor bir adam mavi treni
Keşke yalnız bunun için sevseydim seni.    - Cemal Süreya

Dersim İsyanı sebebiyle Erzincan’dan Bilecik’e göç etmek zorunda kalan bir ailenin çocuğudur Cemalettin Seber. Sanat hayatı boyunca çeşitli mahlaslar kullanmış, çocukken kendisine verdiği “Cemal Süreyya” adını kullanırken, girdiği bir iddia sonucu adındaki “y” harflerinden birini kaldırmıştır.

"Bizi bir kamyona doldurdular
Tüfekli iki erin nezaretinde.
Sonra o iki erle yük vagonuna doldurdular
Günlerce yolculuktan sonra bir köye attılar
Tarih öncesi köpekler havlıyordu
Aklımdan hiç çıkmaz o yolculuk, o havlamalar, polisler
Duyarlığım biraz da o çocukluk izlenimleriyle besleniyor belki
Annem sürgünde öldü, babam sürgünde öldü "  -Cemal Süreya
Erzincan’dan sürgün edildiklerinde bindirildikleri sürgün treni, nereye götürüldüklerini bilmeyen insanlarla doludur… Yedi yaşında çıktığı bu yolculuk Cemal Süreya’nın bütün hayatını etkiler, şiirini besleyecek bir dönemin başlangıcıdır belki de... 
Behçet Necatigil de çocukluğunda Cemal Süreya gibi çok çekmiştir. Annesini iki yaşında yitirmiştir; iki yıl sonra da dedesini... Anneannesiyle yaşamaya başlar küçük yaşında. Bir yıl sonra babası evlenir ve saray memuru olan kayınpederinin evine yerleşir.
Küçük Behçet, anneannesiyle üvey annesinin evi arasında gelir gider. Böylece hastalıklı, huzursuz ve acılı çocukluk yılları başlar. Üvey annesinden şefkat görmez. Bir de cilt hastalığına tutulunca çocukluğu çok acılı ve sıkıntılı geçer.
Yıllar sonra  Necatigil, bir görüşmesinde, kendisinin orta hâlli biri olduğunu vurgular. Onun hayatı, orta hâlli bir öğretmen ve orta hâlli bir emekli olarak geçmiştir. Sınıfsal konumundan memnundur; şair oluşunu bu durumuna borçlu olduğunu söyler; "bu bir 

mutluluk" tur şair için...

"Rahatlıklardan gelseydim şair falan olamazdım herhâlde. Belki olurdum da kişiliksiz, tutarsız, gösteriş düşkünü bir müsvedde şair olurdum." demiştir.


Perihan Bakır'ın "KIZ KARDEŞİ , CEMAL SÜREYA'YI ANLATIYOR-SİZE NEFESİMİ BIRAKIYORUM" adlı kitabından öğrendiğimize göre Cemal Süreya'nın çocukluğu da acı doludur.

Annesi Güllü, Cemal Süreya'nın Gülbeyaz'ı, 23 yaşında yaşamını yitirmiş. 10 Haziran 1938 günü Cemal 7, Perihan 2, Ayten de 6 aylık annesiz kalmışlar...

Cemal, acısını içinde yaşamış; hiç ağlayamamış. Her gün annesinin kaldırıldığı camiye gidip musalla taşının başında dua edermiş. Sonra "küçük kalbimdeki kuş ölmüştü." diye anlatmış kardeşlerine, annesini kaybetmenin acısını...


BENİ ÖP SONRA DOĞUR BENİ

Şimdi
utançtır tanelenen
sarışın çocukların başaklarında.

Ovadan
gözü bağlı bir leylak kokusu ovadan
çeviriyor o küçücük güneşimizi.

Taşarak evlerden taraçalardan
gelip sesime yerleşiyor.

Sesimin esnek baldıranı
sesimin alaca baldıranı.

Ve kuşlara doğru
fildişi: rüzgarın tavrı.
Dağ: güneş iskeleti.

Tahta heykeller arasında
denizin yavrusu kocaman.

Kan görüyorum taş görüyorum
bütün heykeller arasında
karabasan ılık acemi
– uykusuzluğun sütlü inciri –
kovanlara sızmıyor.

Annem çok küçükken öldü
beni öp, sonra doğur beni.   -Cemal Süreya

Şiirlerinde otobiyografik öğeler mevcuttur. 1993 tarihli köşe yazısında "Şairin Hayatı Şiire Dahil" başlıklı yazısında genel olarak sanatta, özellikle de şiir sanatında otobiyografik ögelerin ağırlıklı bir yeri olduğunu, şiir okuyucusunun şairin yapıtına yansımamış hayat bölümü ile de ilgilendiğini ve bunu yapıtın bir parçası saydığını belirtmiştir.
Trenden Bilecik’te indirilirler. Bilecik halkı gelenleri, sürgünleri, hoş karşılar..
SÜRGÜN.... Ali Özgür Özkarcı  "İki Ucu Keskin Bıçak (Cemal Süreya Üzerine)" adlı kitabında, "Kendini 'bir süre göçmen olarak düşünmek' bir tasarıdır Süreya için" diye yazar.
 11 yaşındayken bir gün sorar büyükannesine "Neyiz biz?" Bir şey anlamamıştır,
büyükanne "Sürgün ne demek?" diye yineler. Sürgün "menfi" demekmiş, "menfa" ya gönderilenlere "menfi" denirmiş. " Göçmen miyiz biz yoksa?" diye soruyu değiştirir. Büyükanne "Evet işte buldun, göçmeniz biz" dediğinde rahatlar ve kendini bir süre göçmen olarak düşünür küçük Cemal...
Kitabından bu bilgileri öğrendiğimiz Özkarcı, "Cemal Süreya için, aleni  bir biçimde konuşmamak, unutmayı tercih etmek yasın başka bir biçimidir."diyor.
Doğru bir saptamadır bu... Özkarcı "kendini bir süre göçmen olarak" düşündüğünü yazar ama, bu ömrünün son yıllarına dek sürecektir. Ergülen, Cemal Süreya'nın bu konuda konuşmak istemediğini yazar. "Sürgünlüğünü bilen bir göçmen olarak yaşamayı
ve yazmayı seçti bana kalırsa" der.
1944 yılında babası evlenir; 77 yaşındaki babaannenin üç çocuğa bakması zor olmaya başlamıştır. Üvey anne Esma, Perihan Bakır'ın deyişiyle "Bir yaratık!" tır.
Çocukları hiç sevmez; eziyet eder, Cemal Süreya'yı kıskanır, kitaplarını, dergilerini yakar
koza fabrikasında boş kasaları taşıyarak kazandığı parayı elinden alır.
 Nihayet şair, Bilecik Ortaokulu'nda parasız yatılı okur, Esma'dan kurtulur. 1944 yılında  Dostoyevski'nin "Suç ve Ceza" romanını okur okulda "o gün bugündür huzurum yok" 
diyecektir sonra.

1945 yaz tatilinde çadır bekçisidir, yine kurtulmuştur Esma'dan. Nafia (Karayolları) uzakta bir yol yapacaktır. Babası, işçileri kamyonla getirip götürmekle görevlidir. O da işçi çadırlarını bekleyecektir; beş on çadırdır bekçilik edeceği çadırlar...Sabah altı ya da yedide biniyorlar kamyona işçiler, akşam sekizde dönüyorlar; C. Süreya dağ başında yalnız. Kitap da yok, boyuna hayal kuruyor.
"Süreyya ismini o çadır bekçiliği yaptığım günlerde günlerce düşündüm. Benim bir üçüncü ismim olsun diye o zaman buldum." diyor 1987 yılındaki bir söyleşisinde...
 Şairin çocukluğunu neden Behçet Necatigil'in çocukluğu ile karşılaştırdığımı anlattım
sanıyorum.
Cemal Süreya, Haydarpaşa Lisesi'ndedir. Kandilli Kız Lisesi'nde okuyan, Seniha ile karşılaşır. Bilecik Ortaokulu'ndan sınıf arkadaşıdır. Lise bitmiştir pekiyi dereceyle, olgunluk sınavını da pekiyi ile verdiği için, istediği üniversiteye sınavsız girecektir. Seçimini yapmıştır şair: Mülkiye...
1953 Şubat tatilinde Seniha ile evlenmeye karar verir. Mülkiye'nin üçüncü sınıfındadır, şair olarak anılmaya başlamıştır; ama babasına göre evlenmek için erkendir. Baba oğul kırgındırlar. İşte o zaman, o kırgınlıkla, "Sizin Hiç Babanız Öldü mü?" şiirini yazar.
SİZİN HİÇ BABANIZ ÖLDÜ MÜ?

Sizin hiç babanız öldü mü?
Benim bir kere öldü kör oldum
Yıkadılar aldılar götürdüler
Babamdan ummazdım bunu kör oldum
Siz hiç hamama gittiniz mi?
Ben gittim lambanın biri söndü
Gözümün biri söndü kör oldum
Tepede bir gökyüzü vardı yuvarlak
Şöylelemesine maviydi kör oldum
Taşlara gelince hamam taşlarına
Taşlar pırıl pırıldı ayna gibiydi
Taşlarda yüzümün yarısını gördüm
Bir şey gibiydi bir şey gibi kötü
Yüzümden ummazdım bunu kör oldum
Siz hiç sabunluyken ağladınız mı?   - Cemal Süreya

23 Kasım 1953'te nikâhlanır Seniha'yla , Haziran 1954'te Mülkiye'yi bitirir... 7 Kasım 1954 tarihinde de düğünleri olur. Sonra... 
Evliliğinin ilk on beş gününde pişman olur evlendiğine ama, utanır, geri dönemez şair.
Lise ve üniversite yıllarında mektuplaşmışlar; ama birbirlerini uzun zaman görmemişler, çünkü Seniha liseyi bitirmeden okulu bırakmış, Söğüt'e dönmüştür. 

ÜVERCİNKA  

Senin bir havan var beni asıl saran o
Onunla daha bir değere biniyor soluk almak
Sabahları acıktığı için haklı
Gününü kazanıp kurtardı diye güzel
Birçok çiçek adları gibi güzel
En tanınmış kırmızılarla açan
Bütün kara parçalarında
Afrika dahil

Birlikte mısralar düşünüyoruz ama iyi ama kötü
Boynun diyorum boynunu benim kadar kimse
değerlendiremez
Bir mısra daha söylesek sanki her şey düzelecek
İki adım daha atmıyoruz bizi tutuyorlar
Böylece bizi bir kere daha tutup kurşuna diziyorlar
Zaten bizi her gün sabahtan akşama kadar kurşuna
diziyorlar
Bütün kara parçalarında
Afrika dahil

Burda senin cesaretinden laf açmanın tam da sırası
Kalabalık caddelerde hürlüğün şarkısına katılırkenki
Padişah gibi cesaretti o, alımlı değme kadında yok
Aklıma kadeh tutuşların geliyor
Çiçek Pasajında akşamüstleri
Asıl yoksulluk ondan sonra başlıyor
Bütün kara parçalarında
Afrika hariç değil

Dört defa evlenen Süreya, bunların dışında “Üvercinka” adını verdiği kişi ve Tomris Uyar dâhil olmak üzere çeşitli ilişkiler yaşamıştır.. 

AŞK

"Şimdi sen kalkıp gidiyorsun. Git
Gözlerin durur mu onlar da gidiyorlar. Gitsinler.
Oysa ben senin gözlerinsiz edemem bilirsin
Oysa Allah bilir bugün iyi uyanmıştık
Sevgideydi ilk açılışı gözlerimizin sırf onaydı
Bir kuş konmuş parmaklarıma uzun uzun ötmüştü
Bir sevişmek gelmiş bir daha gitmemişti
Yoktu dünlerde evelsi günlerdeki yoksulluğumuz
Sanki hiç olmamıştı.

BİLİYORUM SANA GİDEN YOLLAR KAPALI

Biliyorum sana giden yollar kapalı
Üstelik sen de hiçbir zaman sevmedin beni
Ne kadar yakından ve arada uçurum;
İnsanlar, evler, aramızda duvarlar gibi
Uyandım uyandım, hep seni düşündüm
Yalnız seni, yalnız senin gözlerini
Sen Bayan Nihayet, sen ölümüm kalımım
Ben artık adam olmam bu derde düşeli

CEMAL SÜREYA'YI SONSUZLUĞA UĞURLAYALI OTUZ YIL OLDU.
RUHU ŞAD OLSUN. HOŞÇA KALIN.


 



YAZARLAR

  • Perşembe 21 ° / 5 ° Güneşli
  • Cuma 23 ° / 5 ° Güneşli
  • Cumartesi 23 ° / 5 ° Güneşli
  • BIST 100

    1.488%0,35
  • DOLAR

    7,2676% 1,37
  • EURO

    8,8937% 1,92
  • GRAM ALTIN

    413,42% -0,54
  • Ç. ALTIN

    682,143% -0,54