Yılmaz AYDOĞAN / BÖYLE GİTMEZ!


ATATÜRK VE CUMHURİYET ÜZERİNE 4


İNSAN ATATÜRK (1)

Toplumumuzda, dik duruşuyla temayüz etmiş, karşısındaki kişiye göre tavır değiştirmeyen, hareketlerinde ve yaşayışında yalpalamayan; söylediği gibi yaşayan, özü sözü bir; iyiliksever, hoş görülü ve tevazu sahibi; kendisinden başka insanların düşüncelerine de değer verip saygı duyan; düşüncelerini dayatmayan kişilere, “Adam gibi adam!” derler ya… İşte Mustafa Kemal öyle bir insandı. Adam gibi adamdı.

Onun bu özelliğine örnek gösterilecek pek çok yaşanmış olay vardır, akranlarının anılarında anlatılan.

 

Bu yazımızda ve takip eden yazılarda benzeri örneklerden bahsetmek istiyorum.

…………………………….

Cumhuriyet ilan edilmiş, normalleşme arayışları başlamıştı. Tarih, Mart 1924…

Olağanüstü şartların eseri tam bir “Devrim Anayasası” olan ve genel demokrasi teorisine de ters düşen, tüm yetkileri TBMM’de toplayan ve tipik bir “Güçler Birliği Anayasası” örneği olup değişen ihtiyaçlara cevap vermekte zorlanan, 1921 Anayasası’nın değiştirilmesi gerekmekteydi. 

Önce sohbetlerde dile getirilen görüşler, daha sonra yazılı halde Meclis’te görüşmeye açılmıştı.

O tarihte Cumhurbaşkanı olan Mustafa Kemal Paşa, daha önceden de, “Devlet Başkanı’na kanunları veto ve gerektiğinde yeni bir seçim için Meclisi feshetme yetkisi verilmesinin yararlı olacağını,” savunmaktaydı. Bu düşüncesini de çağdaşlaşma hamlesinin yavaşlatılması veya milli egemenliğin örselenmesi ihtimaline karşı bir önlem şeklinde değerlendiriyordu.

Anayasa Komisyonu Başkanı Yunus Nadi Bey kendisini ziyaret ederek: Mahmut Esat (Bozkurt) Bey ile Şükrü (Saraçoğlu) Bey’in, “Cumhurbaşkanı’na kesin veto ve gerektiğinde Meclis’i fesih yetkisi verilmesini, milli egemenliğe aykırı gördüklerinden,” kabul etmediklerini bildirir.

Gazi, “Partiler çoğalınca hükümetsizlik tehlikesi baş gösterebilir, gerici eğilimler belirebilir, devletin kuruluş amacına aykırı kanunlar kabul edilebilir. Bu yetkileri, böyle durumlar için düşünmüştük. Bir anayasada bütün olumsuzlukları çözecek çözümler, imkânlar bulunması gerekmez mi?” diye sorar.

Yunus Nadi Bey’in, “Birçok milletvekili de iki arkadaşımızın düşüncelerini paylaşmaya başladı. Bu maddelerin Meclis’te kabul edilmesi zor görünüyor,” demesi üzerine de, “İkna edebileceği ümidiyle,” bu milletvekilleriyle bir de kendisi görüşmeye karar verir.

Cumhurbaşkanı iki milletvekilini birlikte kabul eder. Paşayı saygıyla dinleyen vekiller, kendi karşı tezlerini anlatırlar ve sonuçta düşüncelerini değiştirmezler.

Cumhurbaşkanı, sonucu merak eden Komisyon Başkanı’nı ertesi gün direksiyon binasında kabul eder ve der ki: “İki saat karşılıklı görüşlerimizi açıklayıp tartıştık. Biraz sıkıştırdım da… Ama çocukları ikna edemedim. Dilerim bu yetkilere ihtiyaç duyulmaz. Fakat bu görüşmeden çok memnun kaldım. Türkiye’mizin milli egemenliğe, özgürlüğe böyle sahip çıkan, hukuka saygılı, sağlam, dürüst, dirençli, bağımsız ruhlu siyasetçilere çok ihtiyacı var. Mahmut Esat’ı zaten beğenirdim. Şükrü Bey’i de çok beğendim,” dedi.

1924 Anayasası bu yetkiler olmaksızın Meclis’ten geçerek kanunlaşır!

Bugün, Devlet Başkanı karşısında, “Onun düşüncelerine karşı bir tezi savunacak,” milletvekilleri de milletvekillerinin, “Kendi düşüncesine karşı bir tezi savunacak ve bundan da vazgeçmedikleri için onlara, saygı duyacak,” Cumhurbaşkanları da bulamayacağımızı hepimiz biliyoruz. Bugün olsaydı o vekiller ya “terörist”, ya “illet” olmakla; ya da “zillete düşmekle” suçlanırlar ve kesinlikle aforoz edilirlerdi!

İşte bu, Atatürk’ün büyüklüğü, hoş görüsü ve insanlığıdır.

……………………………………..

O’nun büyüklüğüne örnek gösterilecek bir başka olay:

 

Atatürk’e hakaretten sanık bir köylü hakkında soruşturma yapılmaktadır. Adalet Bakanı, o tarihte geçerli yasal mecburiyet sebebiyle, “Yazılı iznini almak üzere,” durumu Atatürk’e arz eder: “İzin verirseniz, size küfreden bu köylü vatandaş için Cumhuriyet savcıları dava açacaklar,” der.

 

Atatürk sorar: “Ben ne yapmışım ona? Niye küfretmiş bana?”

Dosyayı inceleyenler: “Gazete kâğıdı ile sardığı sigarayı yakarken kâğıt tutuşmuş da ondan,” diye karşılık verirler.

Bunu söyleyenlere Atatürk sorar: “Siz hiç gazete kâğıdı ile sigara içtiniz mi?” “Hayır...” “Ben Trablus’tayken içmiştim, bilirim. Pek berbat şeydi. Köylü bana az küfür etmiş… Siz bunun için onu mahkemeye vereceğinize, ona insan gibi sigara içebileceği sigara kâğıdını sağlayınız!” der.

İşte adamlık budur! Atatürk budur!            

Bir de bugünkülere bakalım mı?                                               

Cumhurbaşkanı seçildiği 2014 yılından 2019 yılı sonuna kadar, beş yıllık dönemde Recep Tayyip Erdoğan tarafından toplam 63.041 kişiye, “Cumhurbaşkanına hakaret davası” açıldığını öğreniyoruz, TBMM’deki görüşmelerden. Ayda 1.050 dava…      

Oysa diktatör Kenan Evren’in yedi yıllık görev döneminde bile sadece 340 adet  “Cumhurbaşkanına hakaret davası” açılmıştı…

Kıyaslamayı artık siz okurlar yaparsınız.

(DEVAM EDECEK)



YAZARLAR

  • Çarşamba 20 ° / 6 ° Güneşli
  • Perşembe 23 ° / 8 ° Güneşli
  • Cuma 23 ° / 6 ° Güneşli
  • BIST 100

    1.531%0,15
  • DOLAR

    7,4471% 1,18
  • EURO

    9,0044% 1,14
  • GRAM ALTIN

    410,73% 0,14
  • Ç. ALTIN

    677,7045% 0,14