SANİYE VİLDAN GÜZEL - İNADINA ŞİİR


 "ŞAİRİN ÖMRÜ ŞİİRİDİR" -DOĞAN HIZLAN


Uzun zamandır aklımda ZİYA OSMAN SABA'nın şiirlerini yazmak... Gerçi zaman zaman yazılarımda adı geçti ama, bir tam yazımı ona ayırmak nedense, mümkün olmadı. Oysa

Behçet Necatigil'i ve Cahit Sıtkı Tarancı'yı her anışımda, hemen yanlarındadır Z.O. Saba

"Beni niye unutuyorsun?" diyerek...

Neden bu iki şair ve Ziya Osman Saba?  

Ziya Osman Saba 1910 yılında İstanbul Beşiktaş’ta dünyaya gelir. Küçük  yaşta annesini kaybeder.  İlköğretiminden sonra yatılı olarak Galatasaray Mekteb-i Sultânîsi’ne verilir. (Galatasaray  Lisesi) Cahit Sıtkı Tarancı le sınıf arkadaşıdır.

 Çok sakin, çekingen ve dost bir insandır Z. Osman Saba. En yakın arkadaşı Cahit Sıtkı Tarancı’ya olan bağlılığı ve dostluğu ile de unutulmaz.

Yakınlarından başlayarak bütün insanların mutluluk içinde yaşamalarını diler ve onları kucaklamak ister.

İMKÂNSIZ TESADÜFLER

                           Cahit Sıtkı Tarancı'ya

Şimdi çıkıverecek karşıma arkadaşım,

Mektebe gitmek için geçtigimiz şu yoldan.

 

Babam tok sesiyle birden çağıracak: "Ziya!"

Kalbimde eski sevinç, dallarda eski bahar.

 

Gözlerimi kapatıp: "Bil?" diyecek birisi.

Bir mahşer ortasında şaşırıp kalacağım.

 

Ve girecek koluma bir melek gibi karım.

Saracak etrafimi doğmamış çocuklarım...   - ZİYA OSMAN SABA (1941)

CAHİT SITKI'ya adadığı bu şiir, adıyla bile, "İmkânsız Tesadüfler", çocukluk günlerine duyduğu özlemle, hayal dünyasına gönderilmiş, geçmişe bakışının bir örneğidir. 

DÜŞÜMDE

Düşümde gördüm Cahit’i:

Banka gibi bir yer,

Aynı servise verilmişiz,

Yolumu gözler.

 

Baktım ki, toplamış memurlarını

Nutuk çekmede şefimiz.

El edip geçecektim yerime

Sessiz.

 

Cahit bu, dayanamadı, boynuma atıldı.

Gözyaşlarını duydum yüzümde bir ara.

O, düşümde ağladı.

Bense uyandıktan sonra.   -ZİYA OSMAN SABA (1957)

Bu şiirde tema, dostluk ve sevgidir. Şair rüyasında ölen sevgili arkadaşı Cahit’i görür. Çekingenliği yüzünden, ona sadece el ederek geçerken, Cahit gelir boynuna sarılır. “Cahit bu…” sözü, çok yalındır; ancak derin bir  sevgiyle  doludur. Cahit düşte ağlar, Saba uyandıktan sonra ağlar. Cahit, rüyasında arkadaşına kavuşmuştur; ağlar. Saba, uyanınca ağlar; çünkü arkadaşı ölmüştür. 

Yunus Emre: “Sevdiğimi demez isem, sevmek derdi beni boğar” der. 

Cahit Sıtkı da, şefe, resmiyete aldıracak biri değildir.. Onun için en büyük değer sevgidir. Aralarında gerçekten büyük bir dostluk vardır ve insanlar bence, kim olursa olsun, karakteri, zevki, hayat görüşü, hayata bakışı birbirine yakın olanı severler. Çıkara dayanmayan bir sevgidir bu... Gerçek sevgidir; her sevgide çocukça, çocukluğa has bir temizlik, saflık vardır.

"Ziya’ya Mektuplar" adlı eseri, Cahit Sıtkı'nın, Türkçenin en güzel kitaplarından biridir.   

Çocukluk özlemi... Saba'nın şiirlerindeki temel temalardan biridir. Anne-baba evlat... Mutlu yaşadığı o yılların kaygısızlığını ömrü boyunca aramıştır.

Kaynak Dergisi (Ankara) (Sayı 9, 1 Eylül 1948) bir anket düzenlemiştir: "En çok hangi şiirinizi seversiniz?" diye sorulur Saba'ya... Yanıt, "Bir Sokakta Giderken"

BİR SOKAKTA GİDERKEN

Taşında otlar biten şu sokakta yürümek.
Bir bahçe duvarının kokulu gölgesinden.
Uzakta, mektepteyken okuduğumuz şarkı.
Su içmek o tasasız günlerin çeşmesinden.

Kalbe aşina bütün rastladıklarım,
Herşey eskisi gibi, herkes bahtiyar, iyi!
Bana büyük babamı hatırlatan ihtiyar,
Çocukluk arkadaşım sarı benekli kedi.

Bütün günahlarımı affetmiş sanki Tanrım,
Duyuyorum kalbimde tadılmamış sevgiyi.
Ah, sade koşmak, koşmak istiyorum içimden:
Aradığım diyara bu yol çıkacak gibi.    -ZİYA OSMAN SABA (1939)

 Bu şiirini çok sevdiğini söyleyen şair, çocukluğuna derin, içten bağlılığını onaylıyor...

Vatan Gazetesi de bir ankette aynı soruyu sormuş şaire (16 Ekim 1955) "En çok hangi şiirinizi seversiniz?" Yanıt, "Misakımillî Sokağı" ve "Cümlemiz"

MİSAKIMİLLÎ SOKAĞI No.37

Ah, şimdi hatıralar mahallesinde
Misakımillî sokak No.37
Orası bütün evler, bütün ömür içinde,
Mesut olduğumuz evdi.

Talihin bir gün karşımıza çıkardığı.
Elele döşediğimiz bir çift küçük odası.
Ne diyeyim bilmem ki:
Gönül sarayı, aşk yuvası...

Akşamlar iner "kaymak yoğurt"çularla,
Kaldırımlar benim için gölgelenirdi.
Saatler ilerler bozacılarla,
Derken bir komşu seslenirdi.

Pencerelerimizden biri karşı arsaya bakar,
Ötekinin önünde bir havagazı feneri;
Rüzgârla açılıp kapanırdı ışığı,
Geceleri...

O geceler, doğan günler orada,
Kaderlerin en güzelini ördü.
Misakımillî Sokağı! No.37,
Çocuğum orada dünyayı gördü.

Misakımillî Sokağı! Senin
Esen rüzgâr, yağan karını sevdim.
Camın önüne her oturuşta seyrettiğim,
Arnavut kaldırımlarını sevdim.

Bir çocukluk oyunu mu oynadık orada?
Sen gelin olmuştun, ben güvey.
Sen öyle güzel; ben daha genç,
Yepyeni, taptazeydi her şey.

Ne zaman o sokağa yolum düşse şimdi,
Ayaklarım geri geri gider.
Evler cansızdır elbet, insanlar vefasız,
Komşumuz başkalarına komşuluk eder.

Yabancı perdeler aşılmış penceresi,
Bir vakitler içinde çocuğumun oturduğu.
-Yeni kiracılar evlatsız besbelli-
Şimdi birkaç saksının durduğu.

Söz birliği etmiş şimdi saksılar, perdeler,
Elektrik lambasıyla değiştirilen fener.
O sokağa ne zaman yolum düşse, bir ses:
"Günler geçti, geçti, geçti..."der.    - ZİYA OSMAN SABA (1951)

 

CÜMLEMİZ

 Şu garip yeryüzünde anlaşılmaz ömrümüz..

Gelip yanıbaşıma boynunu büken öksüz,

Evlâdı gitmiş ana, siyah yeldirmeli dul,

Son kalan eşyasını mezada veren yoksul.

Fakirin iççekişi, zenginlerin usancı.

Gurbete düşmüş yolcu, yolcu bekliyen hancı.

Şu anda yeraltına günahıyla gömülen.

Büyük tımarhanede kahkahalarla gülen,

Ölü, ölü yıkayıcı, hasta, hastabakıcı,

Allahım, cümlemize acı!..   -ZİYA OSMAN SABA (1943)

Bu şiirler, Saba'nın şiir dünyasına girmek için bize yeterli ipuçları veriyor. İlk şiir, o yürüdüğü  sokak, şairi , o aradığı diyara ulaştıracaktır.

"Misakımillî No.37" aile ve çevre sevgisini dile getirir. Yaşayışıyla  yazdıkları arasında sıkı bir bağ vardır Saba'nın. O kendini anlatır şiirlerinde; yalın ifadeyle, özentiye düşmeden, duygularını, anılarını süslemeden, olduğu gibi, bozmadan... Örtüsüz, içten ve soylu...

"Cümlemiz" şiiri ona, cümlemizin zavallılığını, acizliğini düşündürür. Toplumun trajedisi

özetlenmiştir bu şiirde. 

 Herkes gibi, bazen onu da bezdiriyor, yıldırıyordu yaşam güçlükleri... Gereksinim duyduğu dinginlik ve  sakinliği evinde buluyordu; evinin sıcaklığında... Bu konudaki şiirleri özellikle başarılı ve çok güzel bence de...

 Saba, eş ve evlat sevgisini, ev sıcaklığını, dünyanın mihnetlerine karşı bir korunma, sığınma aracı olarak benimser; tıpkı Tevfik Fikret gibi...

" Evlerin Şairi" diye andığımız Behçet Necatigil, ev ve aile şiirlerini yazarken Tevfik Fikret ve Saba'dan etkilenmiştir; öncüleri bu iki şairimizdir.

"Ziya Osman, bana evin korkunç güzelliğini ne yapsa ne etse davranışlarını bu dar daireden dışarı çıkaramayacağını öğretti. Şiirleriyle olduğu  kadar içtenlik dolu ve düz ömrüyle de her nimete, her zahmete ev açısından bakmayı, kurtulmuş ya da yenik ancak evlerde yaşanabileceğini ben ondan öğrendim." demiştir.

Saba, mistik, dindar ve liriktir. Dinci olmadan dinsel olanı yansıtmasını bilmiştir.  İlk şiir kitabı Sebil ve Güvercinler’de Saba’nın, kullanacağı Tanrı ve insan sevgisi, merhamet ve ölüm gibi temaları ele aldığı görülür. O, küçük duyarlılıkları, büyük bir içtenlik ve coşkuyla anlatır. Dili yaşayan Türkçedir. 

Behçet Necatigil, en sevdiği şairlerden olan Ziya Osman Saba için şöyle der: “Ölümü, içinde küçükken beslediği için dehşete düşmeden, irkilmeden, tam bir iman ve teslimiyetle, özleyerek beklemiş bir şairimizdir. Tanrı’ya bu şekilde bağlılığı, onu beyazın hayranı yaptı. Şiirlerinde kir yoktur, leke yoktur. Katkısız, arı duru dünya kirlerinden uzak, temiz şiirlerdir bunlar; hatıraları, vefası, sevgileri gibi temizdi.”   

Necatigil, "Yunus Emre ile Ziya Osman arasında benzerlik bulur ve onun şiirlerinde hatıraların yoğunluğu ve yalnızlık duygusunun başarıyla verilişine dikkat çeker."

(Varlık Dergisi, 448, 15 Şubat 1957) tarihli yazısında Behçet Necatigil, "Ziya Osman, 31 Ocak'ta (1957) toprağa verildi. 'Eski bir evde olmak, orda , Eyüpsultan'da' diyordu. Hayatla ölümü iç içe yaşamış, beyaz şiirler şairi, özlediği yerde, özlediği eve göçtü. Kar yağıyordu, temiz- beyaz. Ve serviler, kara nuranilikleri içinde bir kandil gecesine hazırlanıyorlardı. Hayatı beyaz, ümitleri beyaz, imanı beyaz, aziz şair için, böyle dinî bir günde, bir kandil gününde, öte dünya çiçekleri karların altına, anneciğinin yanına gömülmek; ömür boyu özlediği en tanrısal saadetti her hâlde. Tanrı'dan bunu istemişti, isteği oldu." diyordu.

 Şu alıntılarım, benim yazacaklarımdan çok daha etkili Saba'yı anlatmak için: 

"Cahit Sıtkı şiiriyle öz ve biçim bakımından ortak özellikler taşıyan iddiasız görünüşlü şiirlerinde yer yer Necatigil'i anımsatan kırık söyleyişlerle şairin aydınlık, namuslu, duygulu sesi duyumsanır."  Ataol Behramoğlu 

"Şiirin yalınlığı, ilk okuduğunuzda birden yarattığı şiirsel dünya, her şeye rağmen huzur, nefes alıp vermenin mutluluğu..

Alçakgönüllü, hayat kadar sıradan ve onun kadar muamma bir dünyanın şairidir Saba.

Düz ömrüyle, sözü Saba'nın biyografi özetidir. Dine bakışıyla da ilgi çekicidir Saba.

Onu, ardındaki huzura kavuşmayla bağdaştırır. Çünkü o insanı, toplumun tedirginliğinden uzaklaştıran her şeye bağlıdır."    Doğan Hızlan 

"Namık Kemal'in Ziya Paşa için söylediği mısra, belki asıl, Saba için geçerlidir:

" Bir ziyâdır hâke düştü arşa etti in'itâf."

Ziya: Işık , aydınlık.   Hâk: Toprak.   İn'itâf-ı ziyâ: Işığın kırılması, yön değiştirmesi

Ziya da toprağa düşmüş, ama tekrar gökyüzüne yansıyacağı, kavuşacağı vakti bekleyen tanrısal bir ışık gibiydi, evet öyle biriydi."    Behçet Necatigil

İstanbul deyince de aklıma Saba gelir, çok sever İstanbul'u... Hukuk Fakültesi'ni bitirince bankada işe girer. Ankara'ya atanınca bir süre gider, İstanbul hasretine dayanamaz, istifa eder ve geri döner. Benim de en sevdiğim şiirlerinden biridir...

İSTANBUL

Seni görüyorum yine İstanbul
Gözlerimle kucaklar gibi uzaktan
Minare minare, ev ev,
Yol, meydan.

Geliyor Boğaziçi’nden doğru
Bir iskeleden kalkan vapurun sesi,
Mavi sular üstünde yine
Bembeyaz Kızkulesi.

Bir yanda, serin sabahlarla beraber,
Doğduğum kıyılar: Beşiktaşım.
Baktıkça hep, semt semt, yer yer,
Beş yaşım, onbeş yaşım, ah yirmi yaşım!

Durmuş bir tepende okuduğum mektep,
Askerlik ettiğim kışladır ötesi.
Bir gün bir kızını benim eden
Evlendirme dairesi.

Benim de sayılmaz mı oralar?
Elimi tutar gibi iki yanımdan,
Babamın yattığı Küçüksu,
Anamın toprağı Eyüpsultan.

Önümde, açık kollarıyla boğaz,
Çengelköy’den aktarma Rumelihisarı.
İstanbul, İstanbul’um benim,
Kadıköy’ü, Üsküdar’ı…

Gün olur, Köprü ortasında durur
Anarım, Adalar’da çamların uykusunu.
Gün olur, Beyoğlu’nu özler içim,
Koklamak isterim Tünel’in kokusunu.

Bulut geçer üstünden,
Gemi gelir yanaşır
Bir eski türküdür, kulağıma fısıldar,
“İçi dolu çamaşır.”

Göğünde tanıdım ayın ondördünü.
Kırlarında bilirim baharı,
Herşey içimde, herşey,
İstanbul yadigarı.

Bir daha görüyorum seni dünya gözüyle,
Göğün hep üstümde, havan ciğerlerimdedir.
Ey doğup yaşadığım yerde her taşını
Öpüp başıma koymak istediğim şehir!  -ZİYA OSMAN SABA

                  HOŞÇA KALIN.



YAZARLAR

  • Pazartesi 32 ° / 18 ° Bulutlu
  • Salı 29 ° / 16 ° Parçalı bulutlu
  • Çarşamba 25 ° / 14 ° Parçalı bulutlu
  • BIST 100

    1.396%-0,89
  • DOLAR

    8,0797% 0,27
  • EURO

    9,7387% 0,68
  • GRAM ALTIN

    464,02% 0,79
  • Ç. ALTIN

    765,633% 0,79