Ahmet Yaşar Aktaş


17 Nisan Nedir?

17 Nisan, yakın tarihimizin gizemini bize söyler. Yanıtlar, okumanızı aşağıda merakla bekliyor.


Anadolu özce ne haldeydi?

40 bin köyün 35 bininde ne okul, ne de öğretmen vardı. Okuma yazma bilen yok denecek denli azdı. Köylü, bırakıldığı zır cahillik bataklığında çırpınıyordu.

Ama köylerde Ortaçağ kalıntısı ağalık, şıhlık, şeyhliğin egemen olduğu ahlaksız bir toplumsal yapı vardı. Bu olgunun sonucu toprak mülkiyetinde, gelir dağılımında büyük eşitsizlik yaygındı. Yoksul köylüler, görüp yaşadıkları ahlaksızlıkları, özgürlük sanıyordu.

Neden kuruldu?

Latin Abecesi’nin benimsenmesinden sonra okuma yazma seferberliği başlatıldı. Genç, dinamik Türkiye Cumhuriyeti, “Okuma Yazma” ve “Eğitmen Kursları” eyleminden ders çıkararak kendine özgü bir eğitim çizemi geliştirdi.

Düşüncelerinden, ilkelerinde sapmadan, köylünün özgüven kazanıp bilinçlenmesine somut öncülük eden Tataratmaca köyünden çıkan, Köy Enstitüleri’nin mimarı, bir yurtsever dahi insan 1935’lerde Milli Eğitim Bakanlığı İlköğretim Genel Müdürü idi. O, İsmail Hakkı Tonguç’tu.

O zamana değin köyün dışından gelen, klasik anlamdaki öğretmenle ve uygulanan eğitim dizgesiyle köylerin kültürel, genel yaşamlarında ileri bir düzeye ulaşılamamıştı.

Peki, ama cahil bırakılmış köylünün Ortaçağ’dan kurtarılıp aydınlatılması, köyün çağdaşlaştırılması nasıl gerçekleştirilebilirdi?

Tonguç’a göre, eğitim amaç değil, köyün içten canlandırılması için bir araçtı. Öyle de uygulandı.

Bu savaşımın aracı olan KE, üretici olmalıydı. Binasını, sırasını, öğrenci yurdunu, ekmeğini, aşını eşsöylemle tüm araçlarını kendisi üretmeliydi. Öğrenciye genel köy yaşamının gelişmesine yarayacak birkaç meslek birden öğretilmeliydi. Kalem efendisi değil, yeni insan yaratılmalıydı. Bu öncü niteliklere sahip insanlar, KE yoluyla yetiştirilmeliydi.

Tam 81 yıl önce, 3803 sayılı KE Yasası, 17 Nisan 1940 tarihinde meclisten geçti. Köy Enstitüleri’ne yalnızca 5 yıllık köy okullarını bitiren zeki, yetenekli kız-erkek çocuklar seçilerek alındı. Enstitülere alınan köy çocukları orada 5 yıl eğitim gördü. Nasıl bir eğitimdi?

Her öğrencinin öğretmen olacak diye kesin zorunlu bir kural da yoktu. İsteğe, yeteneğe bağlıydı. İsteyen ilk 3 yılın ardında “sağlık koluna” geçip 2 yıl eğitim gördükten sonra köy sağlık memuru oluyordu.

Yöntemi

İş yaşamı içinde, iş aracılığıyla iş eğitimi” ilkesi temelinde müfredat, kültür, teknik tarım, sanat dersleri olarak üçe ayrıldı. Öğrenciler, her öğretim yılında 3 ay kuramsal, 9 ay sıkı bir iş eğitimi alıyorlardı. Her KE’nün kütüphanesi, tiyatro kümesi vardı. Türkiye’de ilk açık hava tiyatrosu ve Aşık Veysel’in de ders verdiği Hasanoğlan Yüksek KE’nde yapıldı.

Her öğrenci bir küme içinde yaz aylarında 60 km yaya yürüyerek yurdunu tanıyor; gözlemlerini, izlenimlerini tartışıp raporluyordu.  

Her öğrencinin yılda en az 24 kitap okuması isteniyordu. Enstitü yöntemi, sorunları öğrencilerle tartışıyor, görüşlerine değer veriyordu. Özcesi öğrenciler, o demokratik eğitim ortamında, okudukları kitapları tartışarak, yeteneklerini tanıyarak özgüven kazanıyordu. Öğretmenler, öğrenciler, bir aile gibiydi.  

Başarıları

İkinci Paylaşım Savaşı’nın kahredici, yoksun ortamında büyük bir başarıyla kurulup Türkiye için öğretim giderlerini en aza indiren yepyeni bir eğitim çizemi gerçekleştiren KE, Türkiye Cumhuriyeti’nin biricik başarılı, özgün toplumsal-eğitsel-ekinsel eylemidir.

Kısa sürede 21 KE kurulması, özverili, yurtsever yiğit öğretmenlerin ve öğrencilerinin tarihe, kitaplara sığmayan özgün başarısıdır. KE’den, 17 bin 364 öğretmen, 8 bin 675 eğitmen, 1 599 sağlık memuru çıktı; siyasal-kültürel yaşama, bilime yön veren yüzlerce aydın yetiştirdi.

Boğazlanması ve sonuçları nedir?

Hayata geçirdiği çizemi savunamayan dönemin iktidarı, kurucu bakanı Hasan Ali Yücel ile İsmail Hakkı Tonguç görevden aldı. Bir toprak ağasının çocuğu olan R. Şemsettin Sirer MEB yapıldı. İlk eylemi enstitülerdeki karma eğitimi sonlandırmak oldu. Enstitülere öğretmen yetiştiren, dünyanın tek Köy Üniversitesi olan Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü’nü kapattı. Teknik tarım, sanat derslerini azalttı. Enstitü çıkışlı öğretmen ve sağlık memurlarına geçimleri için verilen ve üzerinde örnek tarımsal üretim yaptıkları araziler alındı. Ana işlevlerini yitiren KE’nin 1954’de çıkarılan bir yasa ile kapılarına kilit vuruldu.

Hangi devlet, böylesi yeni insan üreten aydınlığı karartıp halkını cehalet balçığına batırabilir? O devlet adamlarının gelecek kuşaklarca ilenmesi (lanetlenmesi) doğal değil midir?

Çağdaşlaşma ışığı Köy Enstitüleri’nin boğdurulması, Türkiye’nin her yönden bir kırılma noktasıdır.

Biçimlenen yeni egemen sosyal bir katman bloku, 1946’dan itibaren siyaseti ele geçirip dış destekle (emperyalizm de diyebilirsiniz) bugüne dek süren karşı devrimi başlattı; “tam bağımsızlığı” pazarladılar. Toprak ağaları zamanla çarpık kapitalistleşip silindi.

“Ilımlı İslam” adı altında durdurulamayan sinsi ilerleyişin yollarını adım adım döşediler.

Sağlıcakla, sevgiyle Atatürk ile kalınız!

 



Durmuş Sığırcı
16.04.2021 08:46:27
17 Nisan düşmanları, ülkenin gelişmesine engel olmak isteyen dindar değil dini çıkar için kullanan sahta dindarlardır. Yani dindar değil dinci olanlardır.

YAZARLAR

  • Cuma 27.9 ° / 16.7 ° Açık hava
  • Cumartesi 28.7 ° / 16.4 ° Açık hava
  • Pazar 27.2 ° / 16 ° Bulutlar
  • BIST 100

    1.467%0,80
  • DOLAR

    9,5987% 1,04
  • EURO

    11,1815% 0,92
  • GRAM ALTIN

    553,44% 1,51
  • Ç. ALTIN

    913,176% 1,51