ALİ UYSAL- EĞİTİMCİ YAZAR


KÖY ENSTİTÜLERİ


Dillere destan bir kurtuluş savaşı vermiştik. Lozan barışı ile de başarımızı taçlandırmıştık. Fakat o da ne? Mucizeler yaratan savaşın baş komutanı “Savaş bitmedi, yeni başlıyor!” diyor. Ufuklarda topla, tüfekle savaşan düşman görünmediğine göre bu savaş başka savaş, bu düşman başka düşman.
Büyük savaştan sonra, köy enstitülerinin kuruluşundan önceki vatanımızın durumunu biz susalım şairlerimiz anlatsın. Anadolu’muz tarih boyunca aç kalmış, susuz kalmış, ışıksız kalmış; fakat şiirsiz, şairsiz, hiç kalmamıştır. Köy enstitülerinin kuruluş öncesi şairlerimiz iki koldan yürümüşler. Bir gurup şairimize göre Anadolu’muz güllük gülistanlık. Önce onları dinleyelim:
Önce onları dinleyelim:
Kokar burcu burcu güller
Öter dallarda bülbüller
Açar menekşe sümbüller
Ne güzeldir Anadolu
 
Sürüler yayılır kıra
Dağlar uzar sıra sıra
Sular can verir çayıra
Ne güzeldir Anadolu.

Diğer guruptaki şairlerimize göre ise Ana dolumuz, güzel yurdumuz bambaşka bir yapıda, bambaşka bir görünümde. Örnek sunacağınız şairimiz bir Türk subayıdır. Şimdi okuyacağım şiiri yazdığında Kızılırmak dolayında vatani görevini yapmaktadır. Bir akşamüstü, eğitimden sonra gezintiye çıkar. Gördüğü manzara korkunçtur. İyimser şairlerin söyledikleri yoktur ortalıkta. Anadolu’muza övgüler düzen şairlere karşılık vermektedir:

KIZILIRMAK KIYILARI
 
Kardaş, senin dediklerin yok,
Halay çekilen toprak bu toprak değil.
Çık hele Anadolu'ya,
Kamyonlarla gel, kağnılarla gel gayri,
O kadar uzak değil. 
 
Çamı bitmiş, kavağı azalmış,
Gamla örtülü bayırlar, çıplak değil.
Yedi ay kıştan sonra,
Yeşeren senin yaşamandır,
Yaprak değil.
  
Yersin, içersin sofrasından, üç yüz senedir,
Kuvvetlisin ama kuvvet hak değil.
Bakımsızlıklarla göçüp gitmiş bir cihan,
Mevsimler soğumuş, sular azalmış,
Buğday, Selçuklulardan kalan başak değil. 
 
Parça parça yarılmış öküz ardında,
Parmağı üç pare, tırnağı ak değil.
Utanır elin ayağın,
Korkarsın yakından görsen,
Eli el değil, ayağı ayak değil. 
 
Gün doğar, tarla kuşları uçuşurlar,
Ağır bir aydınlık, bildiğin şafak değil.
Öyle dalmış ki yüzyıllar süren uykusuna,
Uyandırmazsan,
Uyanacak değil. 
 
Dertle, sefaletle yüklü,
Siyah leşlerle kararmış, berrak değil.
Çağlayan ne,
Akan kim,
Kızılırmak değil. 
 
Kardaş, görmüyorum ama hâlâ duyabiliyorum,
Geçmiş zamanlar geleceklerden parlak değil.
Vakte şahadet edercesine yükselmiş,
Akşam parıltısından, bütün zaferler üzerine,
Dağlar dalgalanmakta, bayrak değil... 
 
xxx

Aynı konuda bir şiir de Nazım Hikmetin  var yeri gelmişken onu da okuyalım: 
 
TÜRK Köylüsü
 
Türk köylüsü
O topraktan öğrenip
Kitapsız bilendir
Hoca Nasreddin gibi ağlayan
Bayburtlu Zihni gibi gülendir
Ferhat'tır
Kerem'dir
Ve Keloğlan'dır
Yol görünür onun garip serine
Analar, babalar umudu keser
Kahpe felek ona eder oyunu
Çarşamba'yı sel alır
Bir yâr sever
El alır
Kanadı kırılır
Çöllerde kalır
Ölmeden mezara koyarlar onu
O Yunus'u biçaredir
Baştan ayağa yâredir
Ağu içer su yerine

 



YAZARLAR

  • Salı 33 ° / 17 ° Güneşli
  • Çarşamba 31 ° / 15 ° Güneşli
  • Perşembe 32 ° / 15 ° Güneşli
  • BIST 100

    1.461%1,36
  • DOLAR

    8,2856% 0,63
  • EURO

    10,0591% 0,32
  • GRAM ALTIN

    488,67% 0,80
  • Ç. ALTIN

    806,3055% 0,80