ALİ TAŞ ADN.


KÖY ENSTİTÜLERİ VE HASAN ALİ YÜCEL


Büyük insan, eşsiz dahi ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk, salt kumandanlığıyla, önderliğiyle çağdaşlık doğrultusunda bir ülke ve ulusa yön vermekle kalmayıp; çok yönlülük niteliklerindeki öncü rollerinden biri olarak da, sosyo/ekonomik olgulardaki sezgisel derinliklerle bugünlere yansıyan bulguları işaret etmiştir. Son yüzyılın tarihi, bu özellikleri parantez aralarına gizlemiştir. İyi bir araştırmacının gözünden kaçmaz.
Bu parantez arasındakilerden biri de, “köylünün efendiliğiyle” ilgili olanıdır… Evrensel koşullardan soyutlanamayan veya olumlu evrensel koşulların yansımadığı 1930’ların Türkiye’sinde, tarımın rolü, azgelişmişlik sendromuna özgü bir antibiyotik özelliğindedir. Atatürk, ilk kitlerle, devletçiliği öncü bir ekonomik işlevselliğe kavuştururken, “Atatürk Orman Çiftliği” başta olmak üzere, birçok güncel ve görsel oluşumları sergileyerek de, tarımın, köyün, köylünün, atıl potansiyel olduğuna dikkatleri çekmiş ve bunda da başarılı olmuştur.
Bu nedenledir ki … Behçet Kemal Çağlar’ın “Ziraat Marş”ında, “Ulusal varlığın temeli yurdun efendisi” olduğunun bilincinde olan köylülerin; “Toplandık baş çiftçinin Atatürk’ün sesine/Toprakla savaş için ziraat cephesine”(1) haykırışı duyumsanır. O yılların yoksul yaşamında, toplumsal altyapıyı oluşturacak iki önemli unsur olarak, eğitim ve tarıma bel bağlanır, haklı olarak. Ulu Önder’in “Başçiftçi” yanında “Başöğretmen” değerlendirmesi, bu yüzdendir.
Bu saptamanın uzandığı bir nokta olarak, son 40-50 yıldır, kültür-sanat nitelikli bir pratiğin ülke ve toplum yararına sağlayacağı görüşler belirtilmesine koşut; Atatürk’ün “Köylerdeki Okur-Yazarlığı İnceleme Komisyonu” ve eğitime yönelik inceleme ve araştırmaların o güne dek gelen sonuçları ile birlikte; Saffet Arıkan Bedük’ün Milli Eğitim Bakanlığı’na, İsmail Hakkı Tonguç’un İlköğretim Genel Müdürlüğü’ne getirilmesi (1935), Köy Enstitüleri’nin kuruluşuna zemin oluşturur. 11 Nisan 1935 tarihinde MEB Arıkan, Mustafa Kemal Atatürk’ün talimatlarıyla, Eskişehir- Çifteler bucağının Mahmudiye köyünde ve Hamidiye’de ilk “eğitmen kursları” açılır. Askerliğini onbaşı ve çavuş olarak yapanlar, altı ay kurstan geçirilip, “Köy Eğitmenler Yasası” gereği “Köy Eğitmeni” olarak, köyüne gönderilir. Bu aydınlanmanın ilk kıvılcımıdır… Saffet Arıkan Bedük’ün yerine, MEB’na Hasan Ali Yücel’in getirilmesi ile konu hızlanır ve 17 Nisan 1940 tarihinde Köy Enstitüleri kurulur.  Kurulan 21 Köy Enstitüsü’nde ülkenin gereksinim duyduğu toplumsal aydınlanma ve ekonomik katkı gerçekleşir. Folklor, sanat, kültür düzleminde, gelenekten çağdaşlığa uzanan bir çizgide, salt tarım ve iş yaşamına özgü pratik edim birlikteliğiyle oluşan imece değil, toplumsal iletişime özgü bir aydınlanmacı aktivite sağlanır. Bunun kanıtı, Fakir Baykurt’tan Mahmut Makal’a, Talip Apaydın’dan Mehmet Başaran’a ülke sanatında etkin nice isimlerin Köy Enstitülerinde yetişmiş olmalarıdır.
Âşık Veysel’in seslenişiyle, ”Çözülmedik düğümleri çözen” Köy Enstitüleri ülke ve topluma yararlı olmuştur. Bugünkü çağdaş, Atatürk ilke ve devrimleriyle özdeş bir toplumsal yapıda, Köy Enstitüleri ve Köy Enstitülilerinin katkıları olduğu yadsınamaz. Özellikle, o günlerin koşullarında daha bir şiddetle gereksinim duyulduğu da ortadadır. Yine, şair Hüseyin Avni Tatar’ın dizelerinde duyumsanan özlemde olduğu gibi; bütün amaç, “Anamı mektup yazar, bacımı tahsilinde,/Ahır köşelerine sokulmuş fen göreyim” tutkusuyla dile getirilmiştir.(2)
O günlerin, hazımsız ve hoşgörüsüz olduğu kadar, geniş olmayan görüş açısında Köy Enstitüleri erir, kaybolur. Muhalefet partilerinin karşı saldırıları ve açılan davalar sonucu zamanla kapatılır. Oysa bugün bile, önü tıkanan  eğitim ordusunun açmazlarına ülke olarak kafa yoruyorsak, mesleki ve pratik eğitime ağırlık vermenin ülke ve toplum adına yararlarına inanıyorsak, Köy Enstitüsü tipi okulların evrensel örneklerinde başarıya ulaşılıyorsa, daha ne denilebilir ki… Ekonomistleri bile kıskandıran, az gelişmiş çerçeveli bu tablo, hâlâ geçer akçe olmayı sürdürüyor demektir. Ne yazık ki ama bugüne dek gelen kırk yıllık zaman sürecinde, güzel ülkemizde eğitim, bilim, sanat ve kültürün yanı sıra, sosyo-ekonomik ve kalkınma dinamizmi adına, çok şeyler kaybetmişizdir. Kaçan balık büyük olmuştur kısacası.
O güne kadar süregelen birikimle beraber, İ. Hakkı Tonguç ve diğerleriyle birlikte, Hasan Ali Yücel’in katkıları büyük olmuştur. Şair, besteci, yazar ve aydın tavrıyla bilinen Hasan Ali Yücel, siyasal ve eğitimci kişiliğiyle de iz bırakanlar arasındadır. Bir diğer Köy Enstitülü yazar Turan Altuntaş’ın tanımıyla, 21 Köy Enstitüsü’nü Bozkırın bağrına dikmiş, “Bozkırın Eğitim Abideleri” haline gelmiştir.  Atatürk ilke ve devrimlerine bağlı olarak yetişen 17 bin öğretmen ve 3 bin sağlık memuru, Cumhuriyetçi ve çağdaş heyecanı yurdun dört bir tarafına taşımıştır.  Bugün bile değişmemiştir bu heyecan. Nerde bir Köy Enstitülü öğretmen görsem veya yazılarını okusam, sıra dışı bir yazınsal heyecana tanık olurum. Ülkem ve insanım adına üzülürüm de. Şarkıların, türkülerin nağmeleri dolar içime. Saygıyla anarken tümünü; Hasan Ali Yücel’in “Sen Bezmimize Geldiğin Akşam”ıyla, Hasan Turan’ın “Nem’alacak Felek Benim”i, içimde bir yerlere dokunur.


*(Çalı / sayı: 27 / Nisan 1999)
*(1-2 (Bozkırın Eğitim Abideleri /Turan Altuntaş /  Deneme / Özgün Yayıncılık / 80 syf.)



Fazilet ÖZKAN POR
20.04.2021 23:31:36
Değerli Ali Bey, Aydınlatıcı ve güzel yazınızı beğeniyle okudum. Elinize, emeğinize sağlık. Ancak, sanırım dikkatlerden kaçan bir dizgi hatası olmuş. Saffet Arıkan ile ilgili. İyi bir akşam dileğiyle.

YAZARLAR

  • Salı 33 ° / 17 ° Güneşli
  • Çarşamba 31 ° / 15 ° Güneşli
  • Perşembe 32 ° / 15 ° Güneşli
  • BIST 100

    1.461%1,36
  • DOLAR

    8,2728% 0,01
  • EURO

    10,1030% 0,64
  • GRAM ALTIN

    488,61% 0,79
  • Ç. ALTIN

    806,2065% 0,79