Çetin Remzi YÜREGİR- BAŞYAZI


ULUSAL EGEMENLİĞİMİZE VE ULUS DEVLETİMİZE GERÇEKTEN SAHİP ÇIKMAK.

Bu yıl 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramını kutlarken yıllardır bu sütunlarda gündemde tutmaya çalıştığımız tehditlerin daha da güçlenerek Cumhuriyeti`imizi, onun en sağlam temellerinden birisi olması gereken parlamenter demokratik rejimi ve en ön


Çağdaş Türkiye Cumhuriyeti`nin kuruluşunda bu günün önemi çok büyük. Mustafa Kemal Atatürk`ün, yıkıntısının bile altından kalkılmaz bir yük oluşturduğu Osmanlı`yı ortadan kaldırma ve yerine "ulusal egemenliğe" dayalı yeni bir yapı oluşturma stratejisinin ilk adımı da denilebilir kurulan Türkiye Büyük Millet Meclisi`ne. Dolayısı ile olayın sadece "yönetsel" yönünü öne çıkarmak, derinlerde daha da yaşamsal bir dokunun oluşturulmak istendiğini görmezden gelmek, 23 Nisan 1920 günü yaşananları tam kavrayamamak anlamını da taşıyabilir.

İstanbul`da esaret altında çalışamayan Meclis-i Mebusan`ın yerine bir meclisin kurulduğu ve anavatanın bağrında daha etkili ve yetkili olacak bir siyasal mekanizmanın harekete geçirilmiş olduğu doğrudur. Ama bir de "ulus" kavramı vardır ortaya çıkan, hem de "egemenliğini" ilan eden, açıkçası buyuran, buyruğunu yürütebilen, kendi geleceğini tayin etme gücünü elinde bulunduran, dolayısı ile uluslararası hukukta da bağımsız bir gücü bulunan bir `Ulus` da doğmuştur o gün.

Bu ulus, yurdunu işgal eden yabancı güçleri kanı ve canı pahasına kovarken, yüzyıllar süren Osmanlı boyunduruğundan kendisini kurtarmasını bilmiş, kendi kaderine yön verme özgüvenini de kazanmıştır. Türkiye Büyük Millet Meclisi işte bu ulusun "buyruklarının" yerine getirileceği bir organ olarak tasarlanmış ve yaşama geçirilmiştir. Yine bu Meclis, Kurtuluş Savaşının zaferle sonuçlandırılmasında, Lozan Andlaşmasının yaratılmasında, ardından Cumhuriyet rejiminin kurulmasında onurlu görevlerini yerine getirirken, bir yandan da Türk Ulusu`nun kendi kendisini yaratmasında önemli bir etken olarak varlığını sürdürmüştü. Türkiye Büyük Millet Meclis`ini ve tarihsel işlevini, sözünü ettiğimiz, "ulusal temel ve kaynaklarından" ayırmanın ve Türkiye Cumhuriyeti`nin de ulus devlet yapısını yok saymaya kalkışmanın olanağı yoktur.

23 Nisan 2015 günü işte bu ortaya koyduğumuz tablonun geleceği karanlık görünmektedir. TBMM`nin varoluş nedenleri, dolayısı ile Cumhuriyet Rejiminin bekası ve bunların üstünde de Ulus Devleti`mizin varlığı tehdit altındadır.

1950`li yıllardan bu yana giderek güç ve etki kazanarak ortaya çıkan ve Türkiye Büyük Millet Meclisini sadece "dönemsel siyasal irade" mekanizması olarak göstermek ve öyle kullanmak isteyenler bugün daha da ileri gidip onun işlevlerini, sorumlulukları ve gücünü sonlandırıp Türkiye`yi `tek adamın keyfine göre yönetilen` bir ülke konumuna getirmek üzeredirler.

Son yıllarda bu yanılsama, ülkemizin anayasal dengelerini altüst eden bir zihniyet olarak ülke ve ulus çıkarlarına aykırı düşen kimi düzenleme ve uygulamaların temeli olmuştur. Nerede ise kendilerini "kadir-i mutlak" güç olarak görenler, her türlü anayasal denetimi ve de yargı erkinin bağımsızlığını hiçe sayan açılımlara ve atılımlara yönelmişlerdir. Türkiye Cumhuriyeti`ni kuruluş temellerinden koparan salvolarla vazgeçilmesi düşünülemeyecek ilkeleri, işleyişleri ve daha vahimi Atatürk Devrimlerinin yarattığı çağdaşlık atılımlarını kesintiye uğratacak icraatı, sadece oy üstünlüğü sağlayarak gerçekleştirmeye cüret etmişlerdir. Bu durumun ise "ulusal egemenlik" dinamiklerinin köklü kurum ve kuralları ile açıklanabilir bir yönü yoktur.  Ama içinden geçtiğimiz AKP iktidarı döneminde TBMM`nin bu bağlamda kullanılan yetkilerini dahi yetersiz görme noktasına gelmişlerdir. Önümüzdeki 7 Haziran seçimleri, neredeyse TBMM`nin kendi elleriyle yetkilerinden ve sorumluluklarından feragat edip,  parlamenter rejim yerine adına "Türk Tipi Başkanlık" gibi uygunsuz bir niteleme iliştirilen bir modelin halka rağmen halka dayatılması senaryolarına göre kurgulanmaktadır. Eğer bu amaca bir anlamda varılabilirse, 23 Nisan 1920 günü kurulan Türkiye Büyük Millet Meclisi o günkü amaçlarından saptırılmış ve tarihin sayfalarında bir `altınçağ` nişanesi olarak yerini alacaktır.

Bir başka büyük tehdit de `Ulus Devlet` yapımızın geleceği ile ilgili olarak karşımıza çıkıyor.  Son yıllarda `ulusal egemenlik` sistemini "dönemsel siyasal irade" mekanizmasını "dediğim dedik" yöntemi ile işletmeye çalışanlar ve bunu "ulusal irade" ile eş değer göstermeye kalkışanlar, "ulus" yapısını da hızla erozyona uğratmayı becerebilmişlerdir. "Etnik yapılara" adeta siyasal kimlik kazandıran sözde "demokratik" yaklaşımlarla, ülkeyi "çok halklı ve hatta çok uluslu" bir coğrafya oldubitti`si ile karşı karşıya getirmişlerdir. Bunu yaparken ulusumuzun egemenlik haklarını hiçe sayan kimi yabancı kaynaklı dayatmalara uyumlu olma hesabı içinde olmuşlardır.

Bu gelişmeler sırasında, Türkiye`yi 1984 yılından beri `terör tehdidi` altında felce uğratmakta olan ayrılıkçı hareketlere  siyasal yapılanma fırsatı verilmiş, bununla da yetinilmeyerek silahlı terör örgütünün içteki  ve dıştaki sözde güç merkezleri ile pazarlığa oturulmuştur. 7 Haziran seçimleri bir yandan ulusal bölünmenin de oylandığı bir süreç haline getirilirken, bir yandan da silahlı güçlerin tehdidi altında oluşmasına göz yumulacak `siyasal irade`nin ulus devleti ortadan kaldıracak bir araç olarak kullanılması faciası yaşanacaktır.  Yani ulusun bir parçası olmayı sürekli reddeden kesimlerin, `ulusal iradeyi` yansıtan faktör kimliğine bürünerek ulus devletin tasfiyesine karar vermesi gibi akıl almaz bir sonuç ortaya çıkacaktır.  

 Evet, içinden geçtiğimiz bu dönemde, 23 Nisan Ulusal Egemenlik Bayramını kutlarken, "ulus devlet" yapısının ve de parlamenter sistemin ne denli büyük bir tehdit altında olduğunu görmezden gelemeyiz.  Hele "ulusal" temeli olmayan egemenlikten de söz edilemeyeceğini bilerek... Hem de parlamentonun kendisini aciz hale düşürme kararını kendisinin almakta olduğunu seyrederek. Hele getirilmek istenilen, hatta çeşitli etnik grupların, ulusal bütünlük yapısını bozacak boyutlarda,  "özerklik" ambalajı altında  "egemenliği" paylaştıkları bir yapının yaratıldığı  bir ülke haline sokulmuş olmaya  rıza göstererek!

 Şimdi şunları sormalıyız:

Türkiye Büyük Millet Meclisini ve tarihsel işlevini, yukarıda sözünü ettiğimiz "ulusal temel ve kaynaklarından" ayırma olasılığını nasıl kabul edebiliriz?

Ülkeyi  "egemenliğini" ilan eden, açıkçası buyuran, buyruğunu yürütebilen, kendi geleceğini tayin etme gücünü elinde bulunduran, dolayısı ile uluslararası hukukta da bağımsız bir gücü bulunan bir ulusu kendisinin değil de kerameti kendilerinden menkul `alaturka` başkanların yönetmesine  nasıl razı olabiliriz?

Türkiye Cumhuriyet`ini kuran bir ulusun, kendi elleriyle bütünlüğünden vazgeçmesi dayatmalarına, bu yolda oynanan tüm kirli oyunlara ve silahlı saldırılara nasıl boyun eğebiliriz?

Türk Tarihinin belki de en onurlu ve önemli günlerinden birisi olan bu 23 Nisan günü yukarıda sıraladığımız soruların gündeme gelmesinin bile zilletinden kendimizi nasıl kurtarabiliriz?



YAZARLAR

  • Salı 33 ° / 17 ° Güneşli
  • Çarşamba 31 ° / 15 ° Güneşli
  • Perşembe 32 ° / 15 ° Güneşli
  • BIST 100

    1.461%1,36
  • DOLAR

    8,2856% 0,63
  • EURO

    10,0591% 0,32
  • GRAM ALTIN

    488,67% 0,80
  • Ç. ALTIN

    806,3055% 0,80