SANİYE VİLDAN GÜZEL - İNADINA ŞİİR


"BENİM MESKENİM DAĞLARDIR"  -SABAHATTİN ALİ 


SABAHATTİN ALİ'nin şiir kitabının adını, DAĞLAR VE RÜZGÂR koymasının rastlantı olmadığına dikkat çeker Asım Bezirci... "Dağlar ve Rüzgâr'ın ilk şiiri 'Dağlar'da da başındaki deli rüzgârlardan söz ederek meskeninin dağlar olduğunu belirttikten sonra şöyle der: 'Şehirler bana bir tuzak;/ insan sohbetleri yasak;/ Uzak olun benden uzak,/Benim meskenim dağlardır." 

Sabahattin Ali'nin şiirlerindeki imgeler çoğunlukla doğadan alınmıştır. Dağlar yüceliğin simgesidir; rüzgâr da özgürlüğün...


DAĞLAR

Başım dağ, saçlarım kardır, 

Deli rüzgârlarım vardır, 

Ovalar bana cok dardır, 

Benim meskenim dağlardır.  


Şehirler bana bir tuzak; 

İnsan sohbetleri yasak; 

Uzak olun benden, uzak, 

Benim meskenim dağlardır." 


Kalbime benzer taşları, 

Heybetli öter kuşları, 

Göğe yakındır başları; 

Benim meskenim dağlardır.  


Yârimi ellere verin; 

Sevdamı yellere verin; 

Yelleri bana gönderin:

Benim meskenim dağlardır.  


Bir  gün kadrim bilinirse, 

Ismim ağza alınırsa, 

Yerim soran bulunursa: 

Benim meskenim daglardır.   -SABAHATTİN ALİ


Mustafa Kutlu da şairin doğaya sığınmasının sebebini, "Çevresindekilerle çatışması sevgi noksanlığından veya topluma karşı duymuş olduğu kinden değil, haksızlıklara tahammül edemeyişinden, karşı koyma, isyan etme arzusundandır." diye ifade eder.


Sabahattin Ali'nin dizelerindeki "yâr", rüzgâr", "saç", "kalp", "sevda" sözcükleri, bana, nerede okuduğumu anımsayamadığım dizeleri çağrıştırdı:

"Gönül rüzgârın vursun saçlarıma,

Derin bir nefes alıp şükredeyim Allah'ıma!

Ben eminim sevgi taşır rüzgârın 

Ilık havası geliyor gözlerinde baharın." 


Bu dizeleri yazan, umutludur; Sabahattin Ali gibi, umutsuz değildir gelecekten...

Sabahattin Ali de, kanatlarından vurulmadan önce özgür bir kartaldır. Pınarlar gibi coşkun, rüzgârlar gibi sarhoştur; ama şimdi umutsuzdur. "Kepaze hayatı sürüklemek" yormuştur onu. 25 yaşındadır şiiri yazdığı sırada... Kendinden küçük, gencecik bir kıza da âşıktır ve mahpustur. Saf, temiz bir aşkla sevdiği, o 15 yaşındaki Melâhat Muhtar'dan uzaktır. "Nazlı  yâr"inden ayrıdır. Umutsuz olması doğal değil mi?


HAPİSHANE ŞARKISI

Göklerde kartal gibiydim,

Kanatlarımdan vuruldum;

Mor çiçekli dal gibiydim,  

Bahar vaktinde kırıldım.


Yâr olmadı bana devir,

Her günüm bir başka zehir;

Hapishanelerde demir

Parmaklıklara sarıldım.


Coşkundum pınarlar gibi,  

Sarhoştum rüzgârlar gibi;

İhtiyar çınarlar gibi  

Bir gün içinde devrildim.   


Ekmeğim bahtımdan katı,

Bahtım düşmanımdan kötü;  

Böyle kepaze hayatı  

Sürüklemekten yoruldum.


Kimseye soramadığım,

Doyunca saramadığım,  

Görmesem duramadığım  

Nazlı yârimden ayrıldım.   -SABAHATTİN ALİ


Sabahattin Ali, Konya ve Sinop hapisanelerinde yatar. Cumhuriyet'in Onuncu Yıl Dönümü dolayısıyla af yasası çıkar ve şair de Sinop Cezaevi'nden kurtulur.


Onu, Galata Rıhtımı'nda, sürekli mektuplaştığı eski arkadaşı Ayşe Sıtkı karşılar. Hasret giderir dostlarıyla ve 10 Kasım günü Ankara'ya gider, Almanca öğretmenliğine dönmek için çabalar. Sonra da Ayşe Sıtkı'ya yazar, "Nikâhına talibim." der; ama Ayşe Sıtkı, onu bir dost olarak sevmektedir. İçinde ona karşı sevda eğilimi yoktur.


Henüz 27 yaşındadır; ama içini bir yaşlılık kompleksi sarmıştır. İşte o dönemde evlenmeyi kafasına takmıştır. İlk büyük aşkı Nahit Hanım, Milli Eğitim yöneticilerinden Halil Vedat Fıratlı'yla evlenmiştir. Uzun yıllar unutamadığı küçük sevgilisi Melâhat Muhtar'ın izini yitirmiştir. Yıllarca mektuplaştığı Ayşe Sıtkı da nikâh önerilerini geri çevirmiştir; alaycı bir biçimde...

                            VE ALİYE

Aklına dört beş yıl önce tanıdığı, güzel lacivert gözlü, sarı saçlı Aliye gelir. Sabahattin Ali 1930'da Almanya'dan döndükten sonra yazın, Erenköy'de dayısının evinde kalır. Aliye de dayısının  komşularının kızıdır. Erenköy Kız Lisesi'ni 8. sınıfta bırakmıştır. 15-16 yaşlarında altın gibi sarı saçlı, beyaz tenli, gözlerinin çevresi seyrek çilli, lacivert gözlü, ince, zarif, okumaya ve düşünmeye meraklı bir kız çocuğudur. 


Sabahattin Ali, Aliye'yi tanıdıktan yaklaşık beş yıl sonra, 1935 Şubat ayında Aliye'yi düşünür ve dayısının eşine bir mektup yazarak Aliye ile evlenmek istediğini bildirir. Teklifi olumlu karşılanır. Mektuplaşırlar ve 16 Mayıs 1935 günü nikâhlanırlar. Ankara'da da görkemli bir düğünle evlenirler.

O sırada Sabahattin Ali, Milli Eğitim Bakanlığı'ndaki görevinin yanında, Ankara İkinci Ortaokulu Almanca öğretmenliğine de atanmıştır. Asteğmen olarak Eskişehir'de görev yapar.  Kızı Filiz Ali, 1937'de doğar. 

Ankara'ya döndüklerinde, Sabahattin Ali, Milli Eğitim'deki görevlerinin yanı sıra Ankara'da yayımlanan Yurt ve Dünya dergisine de yazılar yazar.


Bir süre sonra Sabahattin Ali, Milli Eğitim Bakanlığı Tercüme Bürosu'nda görev yaparken, bir yandan da Devlet Konservatuvarı'nda dramaturg olarak çalışır ve Karl Ebert'in çevirmenliğini yapar.

1942-1943 yıllarında Ankara yakınlarındaki Hasanoğlan Köy  Enstitüsü'nün içinde bir Yüksek Köy Enstitüsü kurulmuş ve 60 öğrenciyle eğitime başlamıştır. Burada öğrenciler mesleksel derslerin yanında güzel sanatlar, müzik, tiyatro, uygarlık gibi dersleri de görürler üç yıl boyunca hepsi dalında uzman öğretmenlerle...

Günün birinde Karl Ebert'i bir söyleşi yapmak üzere Hasanoğlan'a çağırırlar. O da yanına Sabahattin Ali'yi de alır ve gider. Ebert, tiyatro konusunda esprili bir konuşma yapar, Sabahattin Ali de Türkçeye çevirir.

Sonra, Konya'da öğrencisi olan  Hidayet Gülen, kendisini tanıtır ve öğretmeninden bir şiır okumasını ister. O da, RÜZGÂR şiirini  okur. 1931 yılında yazılmış uzun bir şiirdir bu. Seçtiğim dizeleri alıyorum:

RÜZGÂR 

"Bu dağların bir rakibi varsa rüzgârdır. 

Rüzgâr burda tek başına bir hükümdardır. 

Ey dağların dertlerini dinleyen rüzgâr! 

Benim artık yalnız sana itimadım var. 

Etrafımın sözlerine aklım ermedi, 

Etrafım da bana asla kulak vermedi. 

Zaman zaman mağlûp olsam bile etime, 

İnsan olmak dokunuyor haysiyetime. 

Büyük, temiz bir arkadaş arıyor ruhum, 

İşte rüzgâr, şimdi sana sığınıyorum! 

İşte rüzgâr! Senin gibi ben de deliyim. 

Islıklarım senin gibi inlemelidir, 

Herkes beni ürpererek dinlemelidir. 

Rüzgar! Sana, yalnız sana benzemeliyim."    -SABAHATTİN ALİ 


Enstitüdeki hava, Sabahattin Ali'yi coşturmuştur. Şiir bitince, şunları söyler:

"Arkadaşlar, az önce okuduğum şiirde 'İnsan olmak dokunuyor haysiyetime', demiştim. Onu yazdığım zaman çok karamsardım ve öyle yazmakta haklıydım; ama Hasanoğlan'ı gördükten sonra o dizeyi şöyle değiştiriyorum: 'Enstitüleri gördükten sonra insan olmak gurur veriyor bana'".

      YA SONRASI; sonrasını bir sonraki yazıya bırakalım,

           HOŞÇA KALIN. 



YAZARLAR

  • Salı 33 ° / 17 ° Güneşli
  • Çarşamba 31 ° / 15 ° Güneşli
  • Perşembe 32 ° / 15 ° Güneşli
  • BIST 100

    1.461%1,36
  • DOLAR

    8,2773% 0,06
  • EURO

    10,0808% 0,42
  • GRAM ALTIN

    488,61% 0,79
  • Ç. ALTIN

    806,2065% 0,79