SANİYE VİLDAN GÜZEL - İNADINA ŞİİR


"BAŞIN ÖNE EĞİLMESİN - SABAHATTİN ALİ'NİN ROMANI"  


"BAŞIN ÖNE EĞİLMESİN - SABAHATTİN ALİ'NİN ROMANI"                                                               

       -HIFZI TOPUZ


İnceleme- Araştırma kitaplarımı hazırlarken çok kitabını okudum HIFZI TOPUZ'un...
Meyyale, Taif'te Ölüm, Paris'te Son Osmanlılar, Hatice Sultan, Gazi ve Fikriye romanlar- Eski Dostlar, Parisli Yıllar okuduğum anı kitaplarıydı.
En çok severek, duygulanarak okuduğun kitap hangisiydi derseniz; bir değil iki kitap  söylerim: Gazi ve Fikriye, Başın Öne Eğilmesin- Sabahattin Ali'nin Romanı...
SABAHATTİN ALİ'ye, Eski Dostlar kitabında da değinmişti yazar; ancak bu kitapta -Başın Öne Eğilmesin- roman tadında anlatmıştı Sabahattin Ali'yi. Kurmacaydı kitap; ama sadece kurmacanın olanaklarından yararlanılmıştı. Gerçekler hiç bozulmamış, abartılmamış, olaylar, mektuplar konuşmaya dönüştürülmüştü; o kadardı kurmacalığı...

                                SABAHATTİN ALİ                  

             (25 Şubat 1907, Eğridere - 2 Nisan 1948, Kırklareli)

Sabahattin Ali'nin, Kürk Mantolu Madonna, Kuyucaklı Yusuf, İçimizdeki Şeytan adlı romanlarıyla; Değirmen, Kağnı, Ses, Yeni Dünya, Sırça Köşk adıyla yayımlanmış öyküleri her zaman, şiirlerinin önünde tutulmuş, şiirleri arka planda kalmıştır. Özellikle öykü yazarlığı, hep, şairliğinin önüne geçmiştir.
Dağlar ve Rüzgâr adlı şiir kitabını bastırdığına kendisi de pişman olmuş, "Dünyada pek çok hatalar yapmışımdır, fakat bunların bir tanesi gayri kabil-i tamirdir ve beni her zaman üzecektir. Ben bu şiirleri kitap hâlinde çıkarmamalı idim. Başkalarının fikirlerini bir tarafa bırakalım, bu manzumelerin kaç paralık şeyler olduğunu ben herkesten iyi bilirim." demiştir bir mektubunda... Oysa Dağlar ve Rüzgâr olumlu tepkiler almıştır.
Benim köşem şiir köşesi: İnadına Şiir.  Bu yüzden ben Sabahattin Ali'yi anarken şairliği üstünde duracağım. Kaynağım da, DAĞLAR VE RÜZGÂR, KURBAĞANIN SERENADI ve ÖTEKİ ŞİİRLER adlı kitaplarının tümünü toplayan BÜTÜN ŞİİRLERİ kitabı olacak.
Şair, bütün duygularını genç yaşından itibaren şiirle anlatma yolunu seçmiştir. Örneğin, babasının ölümünden duyduğu acıyı şiirle; Nahit Hanım'a duyduğu aşkının tek taraflı olduğunu anladığında yaşadığı hayal kırıklığı ve ızdırabını yine şiirle anlatmıştır.


BİR MACERA

                  Nahid'e

Önce kalbim ufak bir kıvılcımla tutuştu
Bir yığın saman gibi şöyle parladım gitti.
Fakat şimdi saçlarım beyaz, yüzüm buruştu;
Daha yirmi yaşında ihtiyarladım gitti!..

Neticesiz bir aşka verdim kendimi,
Ne ufak bir temayül, ne bir iltifat gördüm…
Önünde yalvararak söylerken sevdiğimi,
Gözlerinde yüzüme inen bir tokat gördüm…

Bu bir taraflı aşkta hiç durmadan, Allahım,
Ümitsizlik sararken beynimi bir ağ gibi;
Ben yine seviyorum onu... Aman Allahım!..
Bir macera görmedim ben bu macera gibi...  - SABAHATTİN ALİ


Şiir gündelik yaşamının parçasıdır, Sabahattin Ali'nin..
2002 yılında 93 yaşındayken aramızdan ayrılan Nahit Fıratlı ya da Nahit Hanım kimdir?
Türk edebiyatında pek çok şair (Can Yücel, Sabahattin Ali, Edip Cansever, Necip Fazıl Kısakürek, Cahit Sıtkı Tarancı, Ahmet Muhip Dranas, Orhan Veli, Ece Ayhan, Turgut Uyar, Cemal Süreya) ile kurduğu yakın dostluk ve aşk ilişkleriyle tanınan Nahit Hanım, edebiyat tarihine "Orhan Veli'nin sevgilisi" olarak geçer. İki evliliği arasında Orhan Veli ile efsanevi bir ilişki yaşar ve şiirlerinin ilk okuyucusu olur. Nahit Hanım, Halil Vedat Fıratlı ve Arif Damar'la evlenmiştir.
Orhan Veli'nin "Aşk Resmi Geçidi" adlı şiirinde anlattığı ama, adını bulmayı edebiyat tarihçilerine bıraktığı sevdiğidir.
 Orhan Veli'nin Nahit Hanım'a yazdığı mektuplardan 'Yalnız Seni Arıyorum' adıyla bir kitap derlenmiştir.
Sabahattin Ali, öğrencilik yıllarından itibaren hep sevmek, âşık olmak eğilimindedir. İlkokulu  Edremit'te bitirir. Aklında hep İstanbul'da dayısının yanında okumak vardır; ama olmaz. O da, Balıkesir Öğretmen Okulu'na girer. Üç yıl okuduğu bu okulda arkadaşlarıyla birlikte okul gazetesi çıkarırlar. İlk şiirlerini, öykülerini o dönemde yazar ve ilk âşık olduğu yıllar, o yıllardır.
Sabahattin Ali şöyle anlatıyor: "Ben Balıkesir'de okurken Kız Öğretmen Okulu hocalarından birine âşık oldum. 16 yaşındaydım; ama, bende âşıklık 11 yaşındayken başlamıştı. Sevdiğim hanım benden on yaş büyüktü."
Sabahattin Ali, 1926'da İstanbul Öğretmen Okulu'na geçer. Ayşe Sıtkı ile aralarında bir yıl süren okul arkadaşlığından sonra 1927 Ağustosu'nun sonunda S. Ali okulu bitirir ve Yozgat'a atanır. Bu dostluk gelişemez; çünkü o dönemde yaşamına başka biri girer: NAHİT HANIM.
Sabahattin Ali, Nahit Hanım'ı İstanbul'da öğretmen adayları için açılan bir kursta tanımış  ve ona hemen sırılsıklam âşık olmuştur. Zayıf, narin, kumral bir kızdır Nahit Hanım. O yıl İstanbul Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü'nde okumaktadır. S.Ali, onun zekâsına hayrandır. Nahit Hanım, Sabahattin Ali'nin ilk büyük aşkıdır.
Yozgat'ta 1927 Ekimde göreve başlar; aklı İstanbul'da Nahit Hanım'da kalmıştır. Mektupta içini döker; ama yanıt alamaz. İşte yukarıdaki Bir Macera adlı şiir, Sabahattin Ali'nin o umutsuzluk ve karamsarlık içinde yazdığı şiirdir.

ESKİSİ GİBİ 

Seneler sürer her günüm,
Yalnız gitmekten yorgunum;
Zannetme sana dargınım,
Ben gene sana vurgunum.


Başkalarına gülsem de,
Senden uzakta kalsam da,
Sevmediğini bilsem de
Ben gene sana vurgunum.


Dağları aşınca başım,
Geri kaldı her yoldaşım,
Gel sevgilim, gel kardaşım,
Ben gene sana vurgunum.


Gönlüm seninkine yârdı, 
Aynı şeyleri duyardı; 
Ayaklarımız uyardı…
Ben gene sana vurgunum.    -SABAHATTİN ALİ


 Bu şiir de Nahit Hanım'a yazılmıştır. 20 Şubat 1928'de bir mektup yazar Nahit Hanım'a:
"Cevap vermediğini biliyorum, vermeyeceğini bildiğim hâlde yine yazıyorum. Seni tasavvur edemeyeceğin kadar çok sevdim Nahit!
Sana yalvarıyorum Nahit! Ve açıkça, terbiyesizce söylüyorum. Ben senden vücutlarımızın değil, kafalarımızın birleşmesini istiyorum."
1928 Haziranı'nda okullar yaz tatiline girer ve şair İstanbul'a gelir. O sırada Milli Eğitim Bakanlığı dil öğrenimi için gençleri Almanya'ya göndermektedir. Açılan sınavı kazanan Sabahattin Ali de gider Almanya'ya.  Bol bol kitap okur ve Almancasını ilerletir.
Orada da, Fraulein Poder adında bir kıza tutulur; ama kız onu hiç ciddiye almaz.
1930 yılında döner Almanya'daki öğreniminden. İstanbul'a gelir gelmez ilk işi Resimli Ay dergisine gitmek olur; Zekeriya Sertel, Sabiha Sertel ve Nazım Hikmet'le tanışır. Sabahattin Ali, yankı uyandıran ilk öykülerini Nazım Hikmet'in isteklendirmesiyle yazar. Yeni Kitapçı, Kuyucaklı Yusuf'u Resimli Ay Matbaası'nda bastırdığı zaman, Nazım, kendini zafer kazanmış sayar. Çünkü o, Sabahattin Ali'yi, çok beğeniyor; ancak romantizmden kurtarıp, realizme getirmeye çalışıyordu.
Sabahattin Ali, bu Resimli Ay döneminden kısa bir süre sonra 1930-1931 ders yılı başında Aydın Ortaokulu'ndaki görevine gider. Orada Fethiye adlı  bir öğrencisine âşık olur. Bu, çok platonik bir ilişkidir.
30 Eylül 1931'de Konya Karma Ortaokulu'na atanır.Orada da birçok öykü konusu bulur. 
En önemlisi yeniden âşık olmasıdır. Bu kez de on beş yaşında bir öğrencisine; Melâhat Muhtar... Nahit Hanım unutulmuş gibidir.
Pertev Naili Boratav'a yazdığı bir mektupta şöyle diyor Sabahattin Ali:
"Ben burada yine şiddetle âşıkım. Sevgilim geçen perşembe İstanbul'a gitti. Adresini gönderince sana yazarım. Benim adıma kendisini ziyaret edersin. Bir de şiir gönderiyorum sana. Sevgilim daha 15 yaşında bir çocuk. Bu aşkın özelliği, ckarşılıklı oluşudur. Böyle bir şey hayatımda ilk defa oluyor."

ÇOCUKLAR GİBİ

"Bende hiç tükenmez bir hayat vardı,
Kırlara yayılan ilkbahar gibi.
Kalbim hiç durmadan hızla çarpardı,
Göğsümün içinde ateş var gibi.


Hissedince sana vurulduğumu,
Anladım ne kadar yorulduğumu,
Sakinleştiğimi, durulduğumu
Denize dökülen bir pınar gibi.

Şimdi şiir bence senin yüzündür,
Şimdi benim tahtım senin dizindir,
Sevgilim, saadet ikimizindir,
Göklerden gelen bir yadigâr gibi.

Sözün şiirlerin mükemmelidir,
Senden başkasını seven delidir,
Yüzün çiçeklerin en güzelidir.
Gözlerin bilinmez bir diyar gibi.


Başını göğsüme sakla sevgilim,
Güzel saçlarında dolaşsın elim.
Bir gün ağlayalım, bir gün gülelim,
Sevişen yaramaz çocuklar gibi."   -SABAHATTİN ALİ

Mahpusluk günlerinde yine bir türlü aklında çıkaramadığı tek kişi vardır: Melâhat Muhtar. Şiirlerindeki "yâr" odur. Şöyle seslenir ona:

"Ellere soramadığım 
Doyunca saramadığım
Görmeden duramadığım
Nazlı yârimden ayrıldım."


Şu şiirindeki yâr da Melâhat'tır:

"Geniş ol, göklere bakın
Çıkacağım günler yakın
Yâr beni unutma sakın
Gurbet hapishanesinde"


Başka bir şiirinde de şöyle der:

"Sevip sevip yâri ele kaptırmak
Kara bahtın bana eski işidir.
Ömrümdeki yıllar kadar yâr sevdim
Her biri bir başkasının eşidir."   -SABAHATTİN ALİ

Sabahattin Ali, cezaevinde sıkıldıkça kendini mektuplara ve yazıya verir. Bir günde 12-13 mektup yazdığı dönemler olmuştur.
 GELECEK YAZIMDA BU MEKTUPLARI, DİĞER UMUTSUZ AŞKLARI, SEVGİLİ EŞİ ALİYE ALİ VE ONU UNUTULMAZ KILAN "HAPİSHANE ŞARKILARI"YLA BULUŞMAK ÜZERE...

                          HOŞÇA KALIN"



YAZARLAR

  • Salı 33 ° / 17 ° Güneşli
  • Çarşamba 31 ° / 15 ° Güneşli
  • Perşembe 32 ° / 15 ° Güneşli
  • BIST 100

    1.461%0,00
  • DOLAR

    8,2797% 0,09
  • EURO

    10,0844% 0,46
  • GRAM ALTIN

    488,61% 0,79
  • Ç. ALTIN

    806,2065% 0,79