YAYFEN YAYINLARI ve ERDAL ÇAKICIOĞLU BULUŞMA

Söyleşi: Duygu TERİM

Eşyaların Ruhuna Dokunan Ressam: İmam Afsarian

YAZARLARA VE ŞAİRLERE SORDUK: Asuman Kafaoğlu-Büke...

Yaşadığını Yazmak

çetele

YAZARLARA VE ŞAİRLERE SORDUK: Nedim GÜRSEL...

Söyleşi: Gül Parlak

ÖYKÜ: Recep NAS

Söyleşi: Adalet Temürtürkan

Ayşe Nilay Özkan : “SANA YALAN SÖYLEMİŞLER” DEN KALANLAR

YAZARLARA VE ŞAİRLERE SORDUK: Remzi Karabulut...

Esra Sağlık: petrol ve papatya

Murat Cem Miman: TEKMİL FAVA

Buket DÜZGÜN-TAHTA ATLARI SÜRÜYOR ÇOCUKLUK

Levent Karataş-aşk tarifi

Gül Parlak, İclâl Nur ile “Kırlangıç Sabahı”

YAZARLARA VE ŞAİRLERE SORDUK: Zehra İPŞİROĞLU...

Öykü: Özcan Öztürk

YAZARLARA VE ŞAİRLERE SORDUK: ÇİĞDEM SEZER...

YAZARLARA VE ŞAİRLERE SORDUK: Remzi Karabulut...

YAZARLARA VE ŞAİRLERE SORDUK

Türkiye'de, yazmak isteyenler nedense hep yabancı edebiyatçıları örnek alıyor, onların deneyimleri üzerinden bir fikir geliştirmeye çalışıyor. Bu anlamda “Yeni Adana’da Düşünce-Sanat ve Toplum”  olarak bir eksikliği giderme çabası içine girdik. Değerli edebiyatçılarımızın katılımıyla kapsamlı bir bellek oluşturmaya çalışacağız. Yazar adaylarına yol gösterici olacağına inanarak… Bu haftaki konuğumuz kıymetli yazarımız Remzi Karabulut...

Bunu tam bilemem, tahmin edebilirim ancak.

Daha çocukken olup biten her şey ilgimi çekiyordu. İçimdeki terazi durmadan çalışıyor, görünür görünmez her şeyi tartıyordu. Görünür dünyanın dışında başka bir dünyamın olduğunu, orada da özel ve ilginç şeylerin hareket ettiğini, onların bir şekilde dışa vurulabileceğini sezmiş olmalıyım. Ölçüyor, biçiyor, şekillendiriyordum hayatı. Yazıdan önce resim buldu beni. Gördüğüm ve düşündüğüm şeylerin kâğıt üzerindeki şekillerin deniyordum.

Derken resimler, kelimeler, kitaplar ve filmler birbirini tetikledi.

Ben aradıkça bana iyi gelen şeyler kendiliğinden geldi sanırım.  Aslında yazar olmak değil de, Ferit Edgü'nün dediği gibi yazma eylemi var. Yazma eylemi içinde olmak, yazar olmaktan daha sonsuz, daha edebi ve daha sanatsal geliyor bana.

Kalemli kalemsiz, daktilolu daktilosuz, bilgisayarlı bilgisayarsız, görünür görünmez, günün her saatince, bazen uzun süre, bazen kısa süre, bazen unutarak, bazen kapanarak. Sarılarak, uzak durarak, yakınlaşarak. Unutmayarak, inkâr ederek.

Her neyse bunların toplamı, ben bütün bunların ortasında bir dolmakalem ve defterle dönüp durmaktayım yıllardır. Öyle ki, kimliğim ile ehliyetim oldu bu iki malzeme.

(Bu başlığın oluşturulmasında F. Hüsnü Dağlarca’nın “Yapıtlarımla Konuşmalarım”ı etkili olmuştur.)

 

Yazdığım bir kitapla değil de henüz yazmadığım, yazamadığım, belki de hiçbir zaman yazılamayacak o kitaba seslenerek şunları demek isterim:

-Her an yazılacak gibi duruşun, yazılmış bir kitaptan daha büyük esin kaynağı.

-Bütün yetersiz kitaplarım senin hatırın için ve sana bakarak yazıldı.

-Varlığını, insan var oldukça yaşamanı, yazılamayışına borçlusun.

-Çağın ve benim unutulmaz klasiğimsin.

-Sana ulaşabilmek için yazdıklarım, kırıntılarındır.

-Bitmez tükenmez yazma aşkı, senin eserindir.

-Kimi zaman da kelimelerimin ölümsüz meleği olduğunu, seni yıpratmamak ve eskitmemek için yazmaktan korktuğumu itiraf ediyorum.

-Bütün iyi yazarlar, sana kavuşmak isteyen uslanmaz müritlerindir.