SANİYE VİLDAN GÜZEL - İNADINA ŞİİR


  "BU DA GEÇER YA HU!"


BEDRİ RAHMİ EYÜBOĞLU, esaslı bir karaciğer sorunuyla karşı karşıya kaldığını ama, özverili sıkı ve sert bir perhizle bunu da atlatabileceğini sanıyor:

"Bu da geçer ya hu!" diyor, oğlu Mehmet Hamdi Eyüboğlu'ndan öğrendiğimize göre...

Bedri Rahmi (1911- 21 Eylül 1975) İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi'ni bitirdikten sonra Paris'e gider.

Eren (Ernestine) Eyüboğlu (1907- 29 Ağustos 1988) Romanya'nın Yaş kentinde doğar. Bükreş Güzel Sanatlar Akademisi'ni bitirir. Paris'teki André Lhote atölyesinde Bedri Rahmi'yle tanışır. (1932)

Nasıl tanışırlar? Romen kızı Ernestine ve Türk delikanlısı Ali Bedrettin (Bedri Rahmi takma adıdır.) 1931 yılında Fransa'ya giderler. Bedri Rahmi Akademiyi birincilikle bitirince, hocası İbrahim Çallı, babasına "Eğer olanağınız varsa siz bu çocuğu Avrupa'ya yollarsanız çok iyi olur. Oğlunuzun benden öğrenecek bir şeyi kalmadı." der.

Rahmi Bey, namuslu bir aydındır; gönlü zengindir, ama parası pek yoktur. Zaten büyük oğul Sabahattin Rahmi de o sıralar Fransa'da, devlet hesabına bursla okumaktadır. Annenin gerdanlığındaki altınlar bozdurulur, para sorunu çözülür. Bedri Rahmi, 1931'de Dijon'daki ağabeyinin yanına yerleşir. İki kardeş bir bursu, bir somun ekmek gibi paylaşırlar.

 

Bundan sonra Bedri Rahmi, Ernestine masalı  başlar. 1932 yılı başlarında Türk Talebe Müfettişliği Sabahattin Rahmi'yi Paris'e çağırır. O da, Bedri Rahmi'yi de alır, Paris'e birlikte giderler.

Bedri Rahmi, Akademi çevresinden tanıdığı, kendisinden yaşça başça daha deneyimli 

Cemal Tollu'yu ve o sırada çalıştığı çok tanınan André Lhote atölyesini görmek için atölyeye gider.

Çocukluğumuzda izlediğimiz Türk filmlerinde çok geçen sözlerden biri gibi " Kader ağlarını örüyor."

Lhote atölyesine giden Bedri Rahmi'ye kapıyı kim açar bilin bakalım? Bedri Rahmi'nin mektubundan öğrenelim:

 

Lyon'dan Paris'e

22 Mayıs 1932

 Ernestine,

Size uzun zamandır mektup yazamadım. Sadece, geçen günü size bir kartpostal yolladım ve Romence özür diledim.

....................

Bu arada beni pek tanımamış olduğunuzu da yazmanız beni pek düşündürdü. Birbirimizi tanımaya nasıl vaktimiz olmadı. Benim sizi tanıyamadığımı söylüyorsunuz.

Ernestine, Lhote'un atölyesinin giriş kapısında size "Cemal burada mı?" diye sorduğum günü bilmem hâlâ hatırlıyor musunuz? İşte Ernestine... Sizin sevimli hayalperestiniz, sizi

daha o ilk anda tanıdı. Nasıl unutabilirdim o ilk ânı? Elinizde kullanılmış fırçalar vardı. Bütün yüzünüz boya lekeleriyle kaplıydı. Ellerinizi temizlemiştiniz ağır ağır. Ben ise bu esnada, sizi çok büyük bir dikkatle inceliyordum. Gözleriniz dalgındı. Dudaklarınızda çocuksu bir eda vardı. İlk kahkahalarınızı duyduğumda, artık emindim. "Evet bu küçük bir kız" diye düşünmüştüm.

Ernestine... Demek sizin sevimli hayalciniz aslında hiç de hayal görmüyormuş! Lütfen hatırlamaya gayret edin.

Evet... Evet... Ernestine... Ben sizi çok iyi tanıdım. Hattâ, ben sizi, hiç de tahmin edemeyeceğiniz kadar iyi tanıdım, diyebilirim. Benden ciddi olmamı istiyordunuz... Peki, ciddi olalım. Bütün bu çocuksu konuları geride bırakalım."   B. Rahmi

 

 Ötesini Ernestine'den öğrenelim: "Cemal Tollu henüz gelmedi, siz buyurun bir kahve için." der Bedri Rahmi'ye. Bekleme salonunun bütün duvarları, öğrencilerin resimleriyle doludur. Bedri Rahmi'nin çok büyük bir dikkatle resimleri incelediğini fark edince sorar

Ernestine:

-Bana en sevdiğiniz üç tuvali gösterir misiniz?

Sıkılgandır Bedri Rahmi, dalgındır. Fransızcasına da pek güvenmez, ezile büzüle:

-Şu duvardaki sol baştan üçüncü tuval!

Ernestine'nin birden bütün vücudu kasılır, hayretle irkilir!

-Karşı duvarda sağ üst köşenin hemen altındaki peyzaj!

Ernestine kıpkırmızı kesilir!

-Sağ duvarın tam ortasındaki natürmort!

Ernestine artık gülmektedir. Bedri Rahmi yüzlerce resimden onun üç resmini seçmiştir.

Bu aşk masalı da işte böyle başlar...

Paris'te kısa bir süre arkadaşlık ederler. Oraya, buraya, sergilere giderler. Ok yaydan çıkmış, birbirlerine âşık olmuşlardır. Sabahattin Rahmi'nin işleri bitince, iki kardeş Lyon'a dönerler.

Bedri Rahmi, büyülendiği Ernestine'ye hemen iki mektup yazar, ama o mektuplar ortada yok. Ernestine'nin yazdığı mektuptan öğreniyoruz:

 

Paris'ten Lyon'a

1 Nisan 1932

Bedri,

Ruhumu okşayan iki mektubunuzu birden aldım. Lyon'a ne zaman dönmüş olabileceğinizi hesaplıyor ve mektubunuzu sabırsızlıkla bekliyordum. Lyon şehrini hiç tanımaz ve merak etmezdim. Şimdilerde çok merak ve hayal eder oldum.

Son gezintimizde, tanışmamızdan söz ederken, takınmış olduğunuz alaycı ve sarfettiğiniz iğneleyici sözlerden şüphelenmiş, belki de bir daha bana yazmazsınız sanmıştım.

Her şeye rağmen, yine size kalbimde tatlı bir heyecanla cevap veriyorum. 

................

Bana kalan gün geçtikçe artan bir yalnızlık duygusu... Bu da beni çok hüzünlendiriyor.

Tanışmamızda konuştuklarımız hiç aklımdan çıkmadı.

................

Sizin de beğeneceğiniz resimler yapmak istiyorum. Sizin de kendi çalışmalarınıza, adamakıllı bir hız vermenizi dilerim. Zira, açılmasını şakacıktan ortaya attığınız resim sergisi, bu gidişle gerçekleşebilecek...  Ernestine

Lyon'dan Paris'e

Pazartesi 4 Nisan 1932

Ernestine, 

Odamda yapayalnızım. Pastel kutusunu bana ödünç veren bir ressam arkadaşın pastelleriyle bir şeyler yapmaya çalıştım. Yalnızım. Dışarıda yağmur yağıyor ve ben, belki de yirminci kere mektubunuzu okuyorum. Hattâ size, mektubunuzu okuya okuya 

ezberledim, diyebilirim.

Evet, Ernestine... Mektubunuz bana neler neler, ne ümitler vermedi ki! Hiç durmadan, ben şu cümleyi tekrarladım durdum:

"Bana güveniniz."

Güvenmek! Nasıl olur da ben size güvenmem? Ernestine...

Dışarıda çılgın gibi yağmur yağıyor. Bu yağmur bana, sizin yanınızdan ayrıldığım son geceyi hatırlatıyor. O gece metroya nasıl binebildim. Cemal'den valizimi nasıl alabildim

hiç bilemiyorum. Bildiğim tek şey gara vardığımda sırılsıklam ıslanmış olduğumdu... O

zaman kendimi ne kadar acayip bir duyguyla dopdolu hissetmiştim! Kendimi, çok güzel bir rüyanın en heyecanlı yerinde uykusundan uyandırılan çocuklar gibi hissettimdi... O akşam bu rüyayı benden başka kimse görmesin diye, benliğimin ta içine saklamıştım.

Halen bu rüyayı, olduğu yerde sıkı sıkıya muhafaza ediyorum... Daha da çok uzun süre saklayacağım, Ernestine. Ya şu iki aya ne demeli? Ne kadar aptalca ve ne kadar uzun koca iki ay!.. Söyleyin bana, nasıl geçireceğiz bu ayları? Resim yapmak gerek... Deliler gibi çalışmak icap edecek... Tek çıkış yolu bu... Resim benim biricik ve en sadık dostumdur. Bütün bu son gelişmelerle resim beni tanıştırmadı mı?

.................

Haydi, Ernestine; sizden mektupların en uzununu beklerken, size kollarımı yolluyorum. Onlara izin verin de, sizin yaramaz saç buklelerinizle oynasınlar ve yüzünüzdeki boya lekelerini silsinler.     B. Rahmi

1 Nisan ve 4 Nisan tarihli mektuplar Ernestine ve Bedri Rahmi'nin birbirlerine yazdıkları ilk mektuplar... Aslında ilk mektuplar değil bunlar. 1 Nisan 1932'den önce de bir mektuplaşma olmuş; ancak arşivde o mektubu  bulamamış Mehmet Hamdi Eyüboğlu.

"Bükreş'teki yangında kaybolmuş, yanmış olabilir." diyor.

Bu mektuplar çok resmî, ama buram buram da sevgi kokan mektuplar...

Mektupları, oğulları Mehmet Hamdi Eyüboğlu yayına hazırlamış:

"Bedri Rahmi~ Eren Eyüboğlu  

 Aşk Mektupları 

1932~1933" başlığıyla...

Bir de soruyor bize önsözünde, "Bakalım hoşunuza gidecek mi bu mektuplar? Benim gitti, içime sindi. Kaybettiğim bu iki güzel insanı mektup sayfalarında yine buldum. Onlarla beraber yaşadım, sevdim, ağladım." diyor.

  Sevgili Mehmet Eyüboğlu, insanlar yaşlanınca ya tarih okurmuş ya da belgesel... Ben de yaşlıyım, ama çok duygusalım. Onun için, yazarların, şairlerin yazdığı mektupları ve denemeleri, özel yazılarını okuyorum çoğunlukla. Şiir kitapları zaten her zaman elimin altında. Şimdi sorunu yanıtlıyorum; bayıldım. 

Epeyce ağır geçen bir hastalık sonrası dinleniyorum. Kendimi genç, sevgili eşime bu tür mektuplar yazdığım günlerde duyumsadım. Şair değilim edebiyat öğretmeniydim; şimdi de karınca kaderince inceleme-araştırma kitapları yazıyorum. Son zamanda beni gençlik yıllarıma götüren, bu denli etkileyen mektuplar okumadım. Bu mektupları yazdığı zaman Bedri Rahmi 21, Ernestine 25 yaşındaymış. Gel de etkilenme... Ben de 21 yaşındaydım, sevgili eşim de... Onlar iki ressam, biz de iki öğretmen... Hâlâ saklıyorum.

Bedri Rahmi'nin mektupları, işlemeli Romen mendillerine sarılı olarak çıkar Eren Hanım'ın yatağının altından. Mektupların derlenme işleri 1989 yazını bulur. O yıl Bodrum'da, Fransızcadan Türkçeye çevirmeye niyetlenir Mehmet Eyüboğlu, ama, ne mümkün? Daha ilk mektuplarda, yıllardır içinde bastırmaya çalıştığı duygular ortaya çıkıverir.  Ağlaya ağlaya bir hâl olur. Daha sakin bir dönemde tekrar ele almak üzere bir köşeye koyar mektupları... Aradan on yıl geçer, yine ağladığı, sulu gözlü olduğu dönemler de olur; ama bu defa sebat eder ve otuz sekiz yıllık eşi Hughette'le birlikte mektupları baskıya hazırlarlar. Kasım 1999'da mektuplar yayımlanır.

 Mektuplar üzerinde yazmaya devam edeceğim. Benim gibi zevkle okumanızı diliyorum.

Yazımı Bedri Rahmi'den alıntı bir şiirle noktalamak istiyorum:

"Şairim,

Zifiri karanlıkta gelse şiirin hası

Ayak seslerinden tanırım

Ne zaman bir köy türküsü duysam 

Şairliğimden utanırım.

Şairim

Şiirin gerçeğini köy türkülerimizde bulmuşum

Türkülerle yunmuş yıkanmış dilim

Onlarla ağlamış onlarla gülmüşüm."

SAĞLIKLA KALIN. HOŞÇA KALIN.



YAZARLAR

  • Pazartesi 32 ° / 18 ° Bulutlu
  • Salı 29 ° / 16 ° Parçalı bulutlu
  • Çarşamba 25 ° / 14 ° Parçalı bulutlu
  • BIST 100

    1.392%-1,12
  • DOLAR

    8,0867% 0,36
  • EURO

    9,7338% 0,63
  • GRAM ALTIN

    461,92% 0,33
  • Ç. ALTIN

    762,168% 0,33