Salih KOÇ


O İŞ TAMAM


Güneşli güzel bir gündü. Tabiatın bütün sevecenliği, cömertliği üstündeydi. Arılar, Kelebekler havada uçuşurken, kuşlar da dallarda ötüşüyordu. Arılar, sabahın ilk ışıklarıyla dışarı çıkmış çiçekten çiçeğe konup duruyor, güneş kış mevsiminde ısıtamadığı toprağı cömertçe ısıtmanın gayreti içindeydi. İnsanlar kışın tembelliğini üzerlerinden atmış, bağ bahçe hazırlıkları içinde; anneler, nineler sabah kahvaltısından kalan bulaşıkları yıkamışlar, öğle yemeği hazırlığı telaşı içindeydiler. Kimi yaşlılar ellerindeki bastonlarıyla dışarı çıkıp, evin güneş alan cephesine çömelmiş akranlarıyla koyu bir sohbete dalmışlardı.

Ortam bu kadar doğalken okula en uzak evlerden gelen öğrencilerimizden birkaçının okula geliş-gidiş yolu üzerindeki evin köpeğinin saldırganlığı bize kadar aksetmişti. Bu köpeğin sahibi; vakti zamanında bölgedeki ağalara yıllarca hizmetkârlık etmiş Ali amcaydı.

Ali amca; bir seksen boylarında, ince uzun boylu, ağarmasına rağmen pek de dökülmemiş saçlarıyla yaklaşık seksen yaşlarında bir ihtiyar delikanlıydı. Ali amca ağzı laf yapar, hoşsohbet, konuklarına düşkünlüğü ile de tanınırdı. Konu bize aksedince Mithat öğretmen:

‘’Kolay iş, bir hafta sonu Salih öğretmenle birlikte Ali amcayı ziyaret eder, çocukların okula gidiş-geliş saatlerinde köpeklerini bağlamalarını rica ederiz. Ali amca güngörmüş adam, bizi kırmaz’’ diye düşünmüştü.

Çok güzel bir bahar günüydü. Güneşin tabiatı ısıtmasıyla; erik ağaçları çiçek açmaya, güller tomurcuklanmaya, hatta fındıklar yaprak açmak için filizlenmeye başlamışlardı. Dallarda kuşların cıvıl cıvıl ötüşü, renk renk kelebeklerin uçuşu, arıların çiçekten çiçeğe konuşları doğaya bir güzellik katıyorlardı. İşte böyle güzel bir günde Mithat öğretmenle Bakkal Mustafa’dan; Ali amcanın ‘’tam da dişsiz harcı’’ dediği bir paket kaymaklı bisküvi almıştık. Hatta Bakkal Mustafa:

‘’Hayırdır öğretmenlerim, bir veli veya hasta ziyareti mi?’’ deyince Mithat öğretmen durumu anlattı. Bakkal Mustafa:

‘’Ali amca anlayışlıdır. Görmüş geçirmiş adamdır, hem de eski kulağı kesiklerdendir. Komşuluk ölmedi ya!’’ demişti de hatta ‘’Ali amcayı severim. Gelin bu hediye de benden olsun’’ dedi. Bakkal Mustafa’nın bu anlatımlarından sonra biz ‘’Bu iş tamamdır’’ diye havalara bile girmiştik...

Okulun yakınındaki, yöre halkının evliya dedikleri yerin alt tarafındaki patikadan yürüyerek Ali amcalara doğru yola çıktık. Etrafta gördüğümüz kişilere selam vererek bir an önce bu meseleyi halletmenin heyecanıyla yürürken Ali amcaların evine yaklaşmıştık. O,malum köpek hemen önümüze çıktı. Havlama sesine ikinci kattaki pencereye yönelen Ali amca:

‘’Oğlum Muharrem bak! Öğretmenler ziyaretime gelmişler. Şu iti sustur’’ deyince Muharrem hemen komutanından emir almış asker misali dışarı çıktı. Kulaklarının ikisini de elleriyle sıkıca kavramış, bir yandan köpeği iki bacağının arasında tutuyordu.

Bacak kadar çocuklar; ağzından salyalar akan, havladıkça gözlerinden adeta ateş çıkan bu köpekten elbette korkarlar’’ diye içimden geçirdim. Köpeğin gittikçe yükselen havlama sesleri arasında biz de evin ikinci katındaki misafir odasında bizi bekleyen Ali amcanın yanına çıkarken, Muharrem de köpeği evin altındaki küçük ahıra kapatmıştı.

Hoş beşten sonra Ali amca bizim ziyaretimizden çok hoşnut olmalı ki:

‘’İyi ki geldiniz, çok mutlu oldum, hava da güzeldi. Ben de bugün öğretmenlerin yanına doğru mu gitsem acaba diye düşünüyordum’’ deyince Mithat öğretmen:

‘’Ali amca, iyi olacak hastanın doktor ayağına gelirmiş derler’’ dedi. Elimizdeki hediye paketini Ali Amca’ya verdiğimizde:

‘’Niye zahmet ettiniz. Sağ olun, var olun öğretmenlerim’’ dedikten sonra, paketi açtı. ‘’Bu öğretmenler benim, kaymaklı bisküviyi çok sevdiğimi nereden biliyorlar ki’’ dedi.

Biz, hoş bir sohbete dalmışken dışarıda kümes hayvanlarının yakalanmamak için sağa sola kaçışırken çıkardıkları seslerini de duyuyorduk. Ali amca sevdiği misafirlerine yemek ikramında bulunmadan öyle kuru bir çay veya bir tas ayranla göndermezdi. Mithat öğretmen:

 ‘’Ali Amca, sebebi ziyaretimiz; şu alt komşun Cemal’in iki çocuğu okula gelip giderken senin köpekten çok korkuyorlarmış. Okula ya babaanne götürüyor, ya da Cemal o kadar işin gücün arasında kendisi bırakıyor.’’ demişti ki; Ali amca Mithat Öğretmenin sözünü keserek:

 ‘’Bakın Öğretmen Beyler! Sizi severim ama ben adam ısırmayan köpeğe ekmek vermem’’ deyiverdi. Ortam birden sessizleşti. Ben bu söz üzerine bozuldum ama Mithat öğretmen daha çok bozulmuştu. Sanki kan beynine çıkmış, gözlerinden adeta ateş çıkıyordu. Vereceği tepkiden olacak ki; yüzü bir an kıpkırmızı oldu.

‘’Salih öğretmenim haydi kalk gidiyoruz!’’ dedi. Bunun üzerine Ali Amca:

‘’Öğretmenler daha yemek yiyeceğiz’’ diye söyleyince Mithat Öğretmen:

‘’Bizsözümüzün geçmediği yerde yemek yemeyiz!’’ deyince bu sefer de Ali amcanın yüzü bembeyaz kesildi. Bir an ne diyeceğini, ne yapacağını bilemedi. Eli ayağı birbirine karıştı.Ali amcaya hoşça kal bile demeden evden çıktık.

Mithat öğretmen öfkeyle cebinden bir dal sigara çıkardı, yaktı.

‘’Ali Amca’dan bunu hiç beklemezdim. Keşke gelmeseydik. Hafta sonumuz da zehir oldu, devreye muhtarı sokabilirdik’’ dedi. Gelirken iniş olan yolumuz şimdi rampaydı. Bu olaydan çok etkilendiğimizden midir nedir bacaklarımız adeta yukarı gitmiyordu. Buna rağmen öfke ile söylene söylene okulun yanına gelmiştik. Bakkal Mustafa bizi görünce:

‘’Ali dayı nasıl?’’ diye sordu. Anlattıklarımızı duyunca Bakkal Mustafa:

‘’Allah Allah! Ali Dayı öyle yapmazdı’’ dedi o da bu duruma çok şaşırmıştı.

Mithat Öğretmen lojmana gitti, ben de okulun dörde dört bir odasında kalıyordum. Elime bir kitap aldım. Okuyorum ama olayın şokuyla okuduğumu anlamıyorum. Yaklaşık üç yıldır çalıştığımız bu köyde şimdiye kadar bize kimse olumsuz bir cevap vermemişti. Karşılıklı sevgi saygı, çerçevesinde gayet dostane görev yapıyorduk.

Aradan bir saat kadar zaman geçti geçmedi, can sıkıntısından dışarıya çıktım. Mithat öğretmen bahçede bir ileri, bir geri tur atıyor. Adeta sigarasını yiyecek gibi içine çekiyordu. Henüz olayın etkisinden kurtulamadığı her halinden belliydi. Ben de tam kapının eşiğinden adımımı dışarıya atmak üzereydim ki Ali amca çok mahcup bir şekilde okul bahçesinden içeri girdi. Soluk soluğa kalmıştı. Biraz da rengi kaçmıştı. Selam verdikten sonra, bahçedeki oturaklardan birine oturdu.

‘’Öğretmenlerim, o iş tamam’’ dedi. Olanca kırgınlığımıza rağmen yaşına hürmet ederek Ali amcaya ikimizde tokalaşarak

‘’Hoş geldin Ali amca’’ dedik. Ali amca:

‘’Öğretmenlerim, bana öyle bir ders verdiniz ki, bu kadar olur! Ömrümde şimdiye kadar hiçbir misafir benim soframdan yemek yemeden kalkıp gitmedi. Bu yanlışı ben nasıl yaptım diye dizlerimi dövdüm ama nafile. Olan olmuştu bir kere.  Sizden sonra Muharrem’i çağırdım. Öğretmenleri bir köpek için darılttık. Şu iti bağla dedim. Muharrem de iti bağlarken namussuz Muharrem’i kolundan ısırmaz mı? Muharrem’in feryadına dışarı çıktım. Baktım bizim oğlanın eli köpeğin ağzında. Bir türlü bırakmıyor, hatta dişleyip duruyor. Hemen tüfeği aldım. Köpeğin alnına dayadım. Tetiği çekince o işi kökünden hallettim öğretmenlerim’’ dedi. Merak etmeyin çocuklar artık okullarına gönül rahatlığı ile gelip gitsinler. Siz de beni affedin. Bir eşeklik ettim.’’ deyince biz:

‘’Ali Amca, keşke köpeği vurmasaydın. Muharrem’i de sağlık ocağına gönderseydin.’’ deyince ‘’Ben sizin yanınıza gelmek için yola çıktım, Muharrem’i de aşağı ırmak kıyısındaki sağlık ocağına gönderdim.’’ dedi.

Mithat öğretmen: ‘’Hayatta böyle şeyler olabilir. Önemli olan yanlıştan dönebilmektir’’ dedi... Ortam iyice yumuşadı. Mithat öğretmenin eşi çay yapmıştı. Onu içmeye başlamıştık ki, Bakkal Mustafa konuşmalarımıza kulak vermiş son duruma hem üzülmüş hem de sevinmişti. O da sohbetimize katılmak için yanımıza gelirken bir paket de kaymaklı bisküvi getirdi. Bakkal Mustafa:

‘’Ali dayı hoş geldin. Konuşmalarınıza kulak misafiri oldum. En doğru olanını yapmışsın. Sana da bu yakışır’’ dedi.

O olaydan sonra arkadaş ortamlarındaki sohbetlerde bir işin yapıldığını anlatmak için ‘’ O İŞ TAMAM denilmeye başlandı. ‘’O iş tamam’’ sözü de Ali amca tarafından yöredeki konuşma dağarcığına ilave edilmiş oldu. Bu sözden ötürü olay kısa zamanda çevrede duyuldu. Ben bile zaman zaman ‘’O İŞ TAMAM’’ sözünü duyduğumda, kırk yıl önceki sonu biraz karmaşık biten olayı hatırlarım ve de yıllar öncesine döner o anları gözümün önünde tekrar canlandırırım. 

Salih KOÇ

18 Ocak 2020 / Avcılar-İstanbul

 

 

 

 



YAZARLAR

  • Pazar 28 ° / 15 ° Bulutlu
  • Pazartesi 32 ° / 18 ° Bulutlu
  • Salı 29 ° / 16 ° Parçalı bulutlu
  • BIST 100

    1.408%0,03
  • DOLAR

    8,0614% 0,68
  • EURO

    9,6770% 0,74
  • GRAM ALTIN

    460,45% 1,36
  • Ç. ALTIN

    759,7425% 1,36