Mehmet BABACAN, Eğitimci- Yazar ve Şair


KÖYÜMÜZDEN İNSAN MANZARALARI(1): BİR “ DÜNÜRCÜ” ÖYKÜSÜ


“ Dünürcü gidiverir misin?” önerisini aldığımda oldukça gençtim.Köy yaşamında, dünürcü lük işi yaşlılara düşer gibi bir anlayış vardır.Yanıma Emmilerden ya da Dayılardan birini bulun da gidelim, dedim.Konu olan kız da, oğlan da akrabamdı.Ancak kızın babası üzerinde etkim olabileceği umuluyordu.Aslında Ana- Kız limanları fethedilmişti de; Baba kalesine bir çıkarma yapılacaktı.

***

Nihayet yaşlı bir Dayı bulundu yanıma. O da, daha yakın akrabamdı.Dayı eşeğine bindi, ben önünde yaya, akşamüstü düştük yola.Kız evi ormanda davar eviymiş. Yol- sokak yok. Akşamın zifiri karanlığı. Orman patikası 1 saat sonra kavuşturdu bizi davar evine.

Ev deyip geçmeyelim. Bir keçe, iki çul ve dört kazıkla yapılmış bir sığınak. Gaz yağı, lamba filan yok o zamanlarda. “Sanıyorum elektrik faturasını da ödememişler, elektrik kesik”!.

Ocakta yanan çam odunu hem ısıtıyor, hem ışıtıyordu.Kız ile ana arkada, biz önde oturduk. Kısa bir hal- hatır sorgulamasından sonra Dayı bir öksürdü¸ gırtlağını bir temizleyip söze girdi:“ Yeğen hayırlı bir iş için geldik. Allah’ım emri, Peygamberin kavliyle, kızınızı oğluma istemeye geldik” demesin mi?

Yahu biz ne için geldik, sen ne yapıyorsun deme imkânım yok. Aynı anda evin İçinde buz gibi bir hava esti. Ana- kız hızla dışarı çıktılar. Baba biraz durakladıktan sonra “ Emmi bu çok ciddi bir konu. Biz de bir düşünelim” diyerek konuyu kapattı.

Biran önce oradan uzaklaşmalıydık. Cinlerim tepemdeydi. Bir aile için dünürcü gittiğimiz halde, Dayı askerden yeni gelmiş oğluna istemişti kızı. Dövsen olmaz, sövsen olmaz.Karanlıkta ayakkabımı ararken, kulağıma fısıldadı Dayı “ Benim eşek yerinde mi?” Başımı kaldırıp baktım, bağladığı yerde yoktu. İyi bağlamamışsın dedim, dişlerimi sıkarak. Yavaşça “ Gel, gel. Bişey arama. Elimden tut, gidelim” dedi. Meğerse gönülsüz kız,

dünürcünün ayakkabılarını atıverirmiş.

Benim ayağımda hiç olmazsa çorap vardı. O paçalarını da sıvadı, elini uzattı bana. Gözleri az görüyordu. Orman yolunda ben taşı- çalıyı dolandım, onu tam üstüne çektim. Ayaklarını taş kestikçe “ Ne bilem oğul, belki kısmettir bir yokleyim dedim, demez oleydim” deyip duruyordu.

Köyün ucunda bizim eve yarınca ışıkta gördük halimizi. Babam rahmetlik “ Keseri taşa vurmuşsunuz” dedi. Dayının dizden aşağısı kıpkırmızıydı. Benim de çoraplarım ayak bileklerime toplanmıştı.Dayı eve gitmek için babamdan bir eski terlik aldı gitti.

Sabah kalktığımızda o eski terliği ve ayakkabılarımı kapının önünde bulduk. Dayı sabah namazı gitmiş, eşeğini ve ayakkabıları toplayıp gelmiş.Biz isteyemesek de, dünürcüsü olduğumuz gençler mutlu bir yuva kurdular, pırlanta gibi çocuklar büyüttüler..Ölenlere Tanrıdan rahmet; kalanlara sağlık ve mutluluk dileklerimiz sonsuzdur.26. 10. 2020.

 



Hüseyin Erkan
29.10.2020 21:58:18
Ne güzel bir öykü!.. Siz isterseniz, “Öykü değil, anı” deyin. Kim ne derse desin, başarılı bir öykücü Mehmet Babacan. Basılmış kitapları varsa okumak isterdim.

YAZARLAR

  • Salı 24 ° / 7 ° Güneşli
  • Çarşamba 24 ° / 8 ° Parçalı bulutlu
  • Perşembe 20 ° / 8 ° Parçalı bulutlu
  • BIST 100

    1.314%0,00
  • DOLAR

    7,9000% 0,16
  • EURO

    9,3724% 0,37
  • GRAM ALTIN

    466,14% 1,59
  • Ç. ALTIN

    769,131% 1,59