Mehmet BABACAN, Eğitimci- Yazar ve Şair


ÇEKİRDEĞİN KERAMETİ


Bazı besin maddelerini, şiddetle canımızın çektiği zamanlar olur. Gebelikle filan ilgisi yoktur bunun. Kadın-erkek hiç fark etmez. Adeta, düz duvara tırmandırır insanı.Nerden mi biliyorum? Yaşadım da ondan.

Bir gün, akşam yemeğinden sonra, canım üzüm istedi:Hanım, üzüm yok mu? dedim.

Şaşkın şaşkın yüzüme baktı;“Yok. Yok da, bu üzüm aşkı nerden çıktı? Önüne getirildiğinde bile, burun kıvıran sen değil miydin?”Hanım, olanları boş ver sen. Kurusu da mı yok?

“Vallahi yok be! Arkasını hoşaf yapmıştım geçenlerde.…Tövbe, tövbe. Herif aş eriyor olmaya.”

Üzüm kıtlığı yoktu ya. Mevsim, üzüm mevsimiydi. Çor-çocuk olmadığına göre, çıkıp almam gerekiyordu. Üşenenin çocuğu olmazmış.Eşofmanla çıktım sokağa. Manav uzak değildi. Köy sakinliğinde bir mahallemiz vardı.Hızla girdim manava. Üzümleri şöyle bir yokladım. Siyah, iri taneli, öküzgözü üzümler, “Albeni” diyordu ama sofralık olmayan, kalın kabuklu şıralık üzümlerdi bunlar.Sofralık olanlarınsa, döküntüleri kalmıştı.

“Sofralık üzüm kalmadı hocam” dedi manav ve yakınmasını sürdürdü:“Benim oğlan, bir türlü öğrenemedi bu işleri. Gösterişine kapılıp, bu üzümleri almış. Hem de, çok almış. Benim şıra hanem mi var, şaraphanem mi var? Bağırdım-çağırdım, ama ne fayda, iş işten geçmiş. İyi ki kabuğu kalın olduğu için, dayanıklı, çabuk çürümüyor.Satabildiğimiz kadar satacağız, kalanına Allah kerim. Belki de sirke yapacak birileri çıkar şansımıza.Onun kadar olmasa da, ben de çaresizdim. Yakınlarda başka manav yoktu. En iyisi, bu üzümden yarım kilo kadar alıp, iştahımı kandırmaktı. Öyle de yaptım.

Ne var ki, az ileride Ahmet Abiyle karşılaştık. Çok konuşkan biriydi Ahmet Abi. Lâfa tutulmadan kurtulmak çok zordu. Selamlaştık. Elimdeki poşete bakarak:“Üzüm almışsın ama ne biçim üzüm o? Oğlum, sen hiç üzüm yemedin mi? Bula bula, bu gön kabuklu, bilye çekirdekli şeyleri mi buldun? Armut yer gibi kabuğunu soy da ye bari.”Sözünü kesmezsem, ne sözü biterdi; ne de dalga geçmesi.

Ahmet Abi, asıl sen üzümden anlamıyorsun desem, bana gücenir misin?

“Yok, yeğenim, niye güceneyim de, neymiş üzümün anlaşılacak tarafı, bana da deyiver de bir anlıyam.”Ahmet Abi, sen kafası çalışan, çevresine araştırıcı gözlerle bakan bir adamsın.Hele, Akdeniz Bölgesi’ni iyi tanıyan biri olarak, Romalılar hakkında epeyce bilgi sahibisin. Öyle değil mi?“Evet, öyle de, ne diyeceksen de. Lafı çok uzatma,”Dayanamadım, bir kahkaha attım:Ya! Ahmet abi, bu sözü sana söylemek isteyip de, söyleyemeyen o kadar çok arkadaş var ki… Ben, gene de uzatmadan söyleyeceğim:

Romalıların, Toroslar’ da ne kadar çok üzüm bağı yetiştirdiğini; ne kadar çok şarap mahzeni kurduğunu anlamak için, kalıntılarına, yıkıntılarına şöyle bir bakmak, yeter de artar bile. Onlar, bunca emeği, sadece şarap için mi çektiler sanıyorsun?“Ya, ne için çektiler?”

O, beğenmediğin, o bilye gibi dediğin üzüm çekirdekleri için. Bir şarapçının peşinden, bir Kleopatra’nın gittiğini duydun mu hiç? Üzüm çekirdeklerindeki kerametin peşine düşülüyormuş meğer. Uğrunda imparatorluklar bile feda edilmiş.. Tarih, bir bir yazmış bunları da, bizden saklamışlar. Bizim hocalarımız, tarikatçılarımız ve de yönetici büyüklerimiz, günah diye diye; ayıp diye diye gizlemişler gerçeği. Şaraba koydukları haram etiketinin altına bunu da sıkıştırıvermişler.

Anladın mı Ahmet Abi? Cinsel gücün kaynağı, o kara-kuru üzüm çekirdeklerinin içinde saklıymış. Şu siyah üzümün, bilye gibi çekirdekleri var ya, birer atom bombası senin anlayacağın. Üzümün kabuğunu, etenini atıver istersen. Çekirdeklerini, leblebi gibi çatır çatır yiyeceksin arkadaş. Her şeyin kaynağı doğadır diyenler, boşuna mı demişler?Ahmet Abi’nin dili tutulmuştu sanki. Onun inancıyla, anlatılanlar tıpatıp, örtüşmüş gibiydi. Çünkü “Her derdin dermanı, doğadadır” diyenlerin başını çekiyordu Ahmet Abi.

***

İleriki günlerde, neşeli bir ortam doğmuştu. Anlamlı bakışmalar, şifreli takılmalar ve üzümlü fıkralar gırla gidiyordu.Olup bitene akıl erdiremeyen tek kişi manavdı:“Arkadaş, bunca yıl bu işi yapıyorum, böyle şey görmedim. Bu üzümün, bu kadar beğenileceğin rüyamda görsem, tövbe inanmazdım. Kapış kapış gidiyor yahu. Birbirine küsenler bile oldu.

İşin kötüsü, oğluma karşı mahcubum. Bir yığın, köpek yemez laf söylemiştim garibime. Özür de dileyemiyorum. Şaştım kaldım…”10. 10. 2020

 



YAZARLAR

  • Cuma 21 ° / 7 ° Bulutlu
  • Cumartesi 21 ° / 7 ° Parçalı bulutlu
  • Pazar 23 ° / 7 ° Güneşli
  • BIST 100

    1.344%0,12
  • DOLAR

    7,8327% -0,50
  • EURO

    9,3444% -0,46
  • GRAM ALTIN

    453,23% -1,05
  • Ç. ALTIN

    747,8295% -1,05