Mehmet BABACAN, Eğitimci- Yazar ve Şair


ACEM PALAVRASI DEĞİL VELİ EMMİNİN ÖYKÜSÜ


Ne zaman ki, “ İri kıyım”, “ Dev gibi”, “Ayı gibi”, ya da benzeri sözlerden birini duysam, çocukluğumun Veli Emmisi gelir aklıma. Yüz yüze olduğumuzda Emmi desek de, arkasından Kör Veli derdik hep. Herkes öyle derdi zaten. Bir gözü kör müydü, yoksa az mı görüyordu, anımsamıyorum? Hatta “ Deli Veli” diyenler bile vardı. Ama deliliği filan yoktu adamın. Belki, saflığı yüzünden öyle diyorlardı. Olsa olsa zararsız bir deli sayılabilirdi. İki metreyi aşkın boyuyla sırım gibi bir insan azmanıydı o. “Taşı sıksa suyunu çıkarır” derlerdi ya, sıkmış mıydı bilmiyorum? Ama gücüyle ilgili anlatılanlar efsane gibiydi. Bazı yaşlılar, “ Hikmetinden sual olunmaz. Böylesi saf kulların nerden kuvvet aldıkları bilinmez.” gibi söylemlerle, adeta evliya konumuna oturtuverirlerdi.

Ben görmedim, ama köyün büyükleri “Ayı niyetine yaratılmış bir adam bu” diye diye anlatırlardı: Bir gün, köyün uzakça bir mahallesinde düğün varmış.(Hayvancılık nedeniyle yerleşildiğinden, mahalleler epeyce dağınıktır.) Kör Veli’nin delikanlılık dönemi. Muhtar Emmisinin evine uğramış. Düğüne birlikte gideceklermiş. Vakit akşam. Evde başka da kimse yokmuş. Muhtar önden çıkarken “Veli kapıyı çekegel” demiş. (Kapıyı çekip kapatıver anlamına çokça kullanılır.) Muhtar önde, Veli arkada, karanlık yoldan gide gide düğün evine varmışlar. İçeri girecekleri sırada “Emmi bunu nereye koyacağım?” deyince anlaşılmış ki, Veli, kasasıyla birlikte söküp getirmiş kapıyı.

Şimdi, okuyucumun “Ufak at da kuşlar da yesin” diyeceğini biliyorum. Fazla küçültemem arkadaş. Olsa olsa, o dönemlerde evlerin eğretiliğini; kapıların derme- çatmalığını söyleyebilirim. Başkaca zırnık inmem. Hattâ daha bile çıkarım. Anlatacaklarım bitmedi daha. Başkalarının yalancısıyım bile demeyeceğim. Çünkü tanık o kadar çok ki…

Bizim oralar, kıraçtır, verimsizdir. Tanrı’nın taşı yarattığı yerdir. Ancak, taşın dağıtımı sırasında işi çıkmış da, Çukurova’nın payı bizde kalmış. O nedenle, öyle boylu- boslu ekin olmaz. Kıraç tarlanın ekini orakla gıdım gıdım biçilir. Orakçı biçtiği ekini deste deste bırakır geçer. Akşamüstü işi bitince desteleri toplayıp, yük haline getirir ve sırtlayarak uygun yerdeki harmana götürür. (Elbette, Veli’nin götürdüğü yük, başkalarınkinin, en az, iki katıdır.) Bundan sonrası düven aşamasıdır.

Sahi yeni kuşak düveni bilmez elbette. Anımsayalım: Tabanına çok sayıda keskin çakmak taşı çakılmış büyükçe bir tahta, hayvan gücüyle, harmandaki sapın üstünde döne döne çekilerek, ekin saman haline getirilirdi. Günlerce sürerdi bu iş. Sonra yaba ile savrularak, samanla tane birbirinden ayrılırdı.

Biçer- döver bizim oralara hiç uğramadı. Patos dedikleri, traktör yardımıyla kullanılan, ekini saman haline getirme aygıtı bile, 1960’lı yıllara doğru zor gelebildi.

Orta yaşı geçkin zamanında, harmanımızı sürerken tanımıştım Kör Veli’yi. Uysallığıyla cüssesinin yarattığı zıtlık, ilgi çekici bir sempati yaratıyordu.

Gerçekten, şaşılacak derecede güçlüydü. Çok ender görülse de, sinirlendiği bir gün, atın boynunu kıvırarak yere yatırdığını gözlerimle görmüştüm. Bu gücü, hiçbir zararlı davranışta kullanmayışı; hattâ saflığıyla alay eden haylaz çocuklara bile safça gülüp geçişi, evliyalaştırmaya yeltenenleri yüreklendirir gibiydi. Yapacağı işe, yüreğinin tüm gücüyle sarılışı, fiziksel gücünü arttırıyordu belki.

Gençliğinde daha da atak, ele avuca sığmayan bir delikanlıymış, ama sempatik saflığı yüzünden çok sevilirmiş. Gün olmuş, devran dönmüş, doğanın kuralı işlemiş sessizce. Veli de sevdalanmış komşu kızına. Yerinde duramaz olmuş. Neyse ki, köylü ön- ayak olmuş da, kısa sürede evlendirmişler.

Evlendirmişler de; tarla tarımıyla hayvancılığın birlikte yürütüldüğü; o nedenle yayla- sahil göçüldüğü yıllar. Mevsimse, ekin biçme mevsimi. Yani, güvey olan Kör Veli deniz sahilindeki ekin tarlasında; üç günlük gelin ise, Akova yaylasındaki hayvanların başında. Arası, yaya gidişiyle beş- altı saatlik yol… Of anam of!

İyi ki insanoğlu, teselli yaratmakta epeyce ustadır. Avunmak için avutup durduğu gönül adlı afacan kuş, ferman dinlemediği gibi, menzili de bilmez. O yüzden, Kör Veli’nin gövdesi ekinliktedir, ama beyni- yüreği Akova’dan hiç beri gelmez.

O gün de, sevgili eşini hayal ede ede ekini biçmiş, akşam karanlığı basarken, desteleri büyük bir yük haline getirerek, harmana götürmek üzere sırtlamış. Neyleyim ki, yol harmanın yolu değil, yaylanın yoludur Akşam serinliğinde altı saatlik patika yol su gibi akıp gitmiş. Yayladaki Yörük çadırına gireceği sırada, yük kapıya takılınca fark etmiş yanlış harmana gittiğini.

O desteyi yayla ekini olgunlaşıncaya kadar bekletmişler de, yayla harmanına katmışlar. Arkadaş, kim ne derse desin ben aşk diye, sevda diye buna derim işte…Mekanın cennet olsun; nur içinde yatasın Veli Emmi ……24.10. 2020

 

 

 



YAZARLAR

  • Perşembe 20 ° / 8 ° Parçalı bulutlu
  • Cuma 21 ° / 7 ° Bulutlu
  • Cumartesi 21 ° / 7 ° Parçalı bulutlu
  • BIST 100

    1.334%0,66
  • DOLAR

    7,8979% -0,68
  • EURO

    9,4263% -0,58
  • GRAM ALTIN

    460,32% -0,36
  • Ç. ALTIN

    759,528% -0,36