Mehmet BABACAN, Eğitimci- Yazar ve Şair


FAŞİZAN SAYFALAR


     1972 yılıydı. Yani “ 12 Mart Faşist Dönemi.”

     Sarıkaya ilkokulu öğretmeniydim.

     Sarıkaya Güzeloluk Nahiyesine  bağlı ( O zaman Nahiye 

vardı) bir yayla köyüdür. Erdemli’ ye bile 45 km. uzaklıkta

olduğu halde, Mersin Öğretmen Okulunun staj köyü idi.

10’ar kişilik gruplar halinse ikişer ay köy stajı yapıyorlardı.

     Son grup stajını bitirmiş, kutlama eğlencesi düzenlemişti.

Güzel bir etkinlikti. Hatta Mehmet Ali Elçin illüzyon gösterisi

yapmış, gözünden fasulye çıkarmıştı.

     Nahiyenin bürokratları da ( Nahiye Müdürü, Karakol

Komutanı, Orman İşletme Müdürü ve Muhtar) davetliydiler.

     Nahiye Müdürü ile Karakol Komutanı Başçavuş etkinliğin

sonuna doğru gelebildiler. Görev için gittikleri köyden ancak

dönebilmişlerdi.

     Etkinlik bitmek üzereyken Müdür bana “ Biz acız” diye

fısıldadı. Acilen bizim evde sofra Hazırladık. O anda masamız

uygun olmadığı için, bir “ Yer Sofrası” açtık.

     Nahiye Müdürü ile birkaç kez oturmuşluğumuz olmuştu,

ama Çavuşla ilk kez yüz yüze geliyorduk.

     Sofraya otururken Müdür takıldı: “Hocam, Allah bilir ya,

yorgunluk çıkaracak iki duble rakın da vardır senin” dedi.

rakıyı da koyduk.

     Başçavuşun oturduğu yerin arkasında kitaplarım vardı.

Tahtadan çaktığım rafların üstüne dizilmişlerdi. Aralarında

“ Solun 94 Yılı” adlı, hacimlice bir kitap vardı. Solun kaynak

bir kitabı sanarak almıştım. 0ysa Aclan Sayılgan adında bir

döneğin sola küfürnamesiymiş. O faşist dönemde diğer

kitapları bekleyecek köpek görevi vermiştim ona. Çavuşun

gözüne ilişmiş. Kocaman yazı hemen göze çarpıyordu zaten.

     Yemek arasında Başçavuş kitaplara baktı, Solun 94 Yılı

isimli kitabı aldı:

     “  Hoca, hâlâ bunları okuyorsunuz yahu” diyerek yere

fırlattı. Şaka mı, ciddi mi anlaşılmıyordu? Müdür dayanamadı:

     “ Çavuş, şakayı bırak yav” deyince, daha da kükredi çavuş: 

     “ Ne şakası Müdürüm, işleme koyacağım. Dostluk ayrı şey,

görev ayrı şey” dedi ve çantasına soktu kitabı.

     Müdür birden ayağa fırladı: 

     “ Bu sofradan bir lokma bile yemek haramdır artık” dedi,

kapıyı çıktı. Elini uzatırken:

     “ Kusura bakma Hocam, yediğimiz sofraya sıçtık” diyordu.

     Çavuşa da ben seslendim: 

     Sayın komutan, korkarım ki birkaç gün sonra bu kitabı

bana göndereceksiniz. Kendiniz getirmezseniz kabul etmem,

bilesiniz, dedim.  

     Bir hafta sonra okula gelen bir jandarma öğrencilere beni

soruyordu. Çıktım. 

     “ Hocam, Çavuşumun selamı var. Bunu size gönderdi” dedi,

uzattı gazeteye sarılmış paketi. Almadım:

     Asker Kardeş, o pakette ne olduğunu biliyorum. Onu geri

götür ve kendiniz götürmezseniz almayacakmış de,  dedim, gitti.

          Akşamüstüydü, köyün kahvesinde buldu beni Başçavuş,

ağlamaklıydı.

     “ Hocam, al şu belayı ne yapacaksan yap. Bana söylenmedik

kalmadı, bunun yüzünden.”

     Köylünün çay ikramını bile beklemedi, hışımla gitti. Bir daha

da görmek kısmet olmadı.

 

                                                               ***

     Bir yıl sonra Erdemli’ nin sahil köyü Tırtar’ a atanmıştım.

     Zıpkınla balık avlamak zevklerimden biriydi. Yöreyi yeni

tanıyacaktım.  

     Zıpkınlı bir adam daha vardı kıyıda. Zenci tipli değildi,

ama koyu esmerdi. Bazı zamanlarda Adana- İncirlik’ten

Amerikalılar gelirdi, onlardan sandım. 50 m Kadar ilerde

de ben avlanıyordum. Üst tarafımızdaki taş burunda da

“ Gözetleme Kulübesi” vardı. Neyi gözetliyorlarsa.

     Nöbetçilerden biri balıkçının yanına indi, zıpkınını aldı,

tartışmaya başladılar. Yanlarına doğru yaklaştım, ama

karışmıyordum. Asker, illa “ yasak” diyor.

     “ Asker ağa, bu aracı kullanmak mı yasak? Yoksa balık

avlamak mı yasak?” diye, soruyor balıkçı.

     “ Balık avlamak değil, bu alet yasak.”

     “ Kardeş, bunun adı balık zıpkınıdır. Bu silah filan değil.”

     Arkadaşına seslendi asker:

     “ Görev kâğıdını acele getir.”

Ben de merak ediyordum görev kâğıdını. Koşarak getirdi

er. Kâğıdı bir yetkili tavrıyla okuyordu Onbaşı:

     “ Ne olduğu anlaşılamayan araçlara el konacaktır” 

     Lafa ben de karışınca, benim zıpkını da aldılar.

     Onları da uyarmıştım:

     Sakın ola, “ gelip götürün”  filan demeyin ha! Kendiniz

getirip teslim edeceksiniz, demiştim.

     Gerçekten de öyle oldu. İki gün sonra getirip teslim etiler.

     Faşizmin ve gericiliğin her dönemde en büyük destekçisi

cehalet ve cahiller olmuştur, olmaya da devam etmektedir.

     İnsan hak ve özgürlükleri üzerinde yükselecek gerçek

Demokrasiye ulaşıncaya kadar, mücadelemiz kesintisiz devam

edecektir.   



YAZARLAR

  • Perşembe 37.3 ° / 23.2 ° Açık hava
  • Cuma 36.9 ° / 23.9 ° Açık hava
  • Cumartesi 35.3 ° / 22.9 ° Dağınık bulutlar
  • BIST 100

    2.418%0,43
  • DOLAR

    17,2425% 0,16
  • EURO

    17,5822% 0,19
  • GRAM ALTIN

    964,40% 0,18
  • Ç. ALTIN

    1591,26% 0,18