Prof. Dr. Süleyman BOZDEMİR


ÖRNEK BİR BİLİM ADAMI:(MERHUM) PROF. DR. RAUF NASUHOĞLU’NUN HİZMETLERİ ÜZERİRE BİR DEĞERLENDİRME


                Prof. Dr. İlhan Arsel’in “ Biz Profesörler” kitabının girişinde sözünü ettiği ” Biz Profesörler tıpkı bizden öncekiler gibi, bilgisiz, bilinçsiz ve yetersiz yönlerimizle her kötü gidişe daima seyirci, her haksızlığa dama omuz silkici, her haysiyetsizliğe daima boyun eğici bir zihniyetin temsilcileriyizdir. Gerçek aydın yetiştirmek şöyle dursun fikir toplumumuzun yapısına egemen sınıflarla birlikte sömürü düzenini sürdürmeyi doğal bulmuşuzdur. Güngörmüşlüğümüze,  genellikle yabancı diyarlardan diploma edinmiş ligimize rağmen çoğunluğumuz itibarıyla ortaçağ kafasını terk edememiş, ulusal benlik nedir öğrenememişizdir. Ülkemizin yüzyıllar boyu hiç bitmeyen, giderek büyüyen geriliklerine, çilelerine akılcı bir çare bulmayı becerememiş, sürüklendiğimiz felaketi görememişizdir…” biçiminde eleştirilerini sürdürdüğü profesörler arasına girmemesi gerekenlerden birisi de hiç kuşkusuz, 23 Haziran 1996 tarihinde kaybettiğimiz emekli fizik profesörü Rauf Nasuhoğlu’dur.

            “Meslek yaşamımda kendime örnek aldığım değerli hocam aramızdan ayrılalı 26 yıl oldu. Onu hiç unutamadım. Ardından iki makale yazdım. “Nasuhoğlu’nun Ardından” başlıklı makalem Cumhuriyet BİLİM TEKNİK dergisinin 5 Ekim 1996 sayısında yayımlanmıştı ve büyük ilgi uyandırmıştı. Sonra hocamın adına düzenlenen bir kitapta da yer almıştı.  İkinci makalemi Dokuz Eylül Üniversitesi Eğitim Fakültesinin Aralık 1996 sonlarında düzenlediği eğitim kurultayında sunmuştum. Bu makalemi hocamın 26.cı ölüm yıldönümünde Yeni Adana Gazetesi okurlarıyla paylaşmak istedim. Umarım nesli tükenmiş bir bilim adamının yaşam öyküsünü okumaktan büyük keyif alacaksınız”.

            Sayın hocamın ölüm haberini gazetelerden okuduğum zaman, üniversitesi öğrencisi olduğum 1960’lı yılları anımsadım. 1963 yılında Ankara Yüksek Öğretmen Okulu’nun hazırlık sınıfını bitirmiş ve Ankara Üniversitesi, Fen Fakültesi, Fizik –Matematik Bölümüne kaydımı yaptırmıştım. Dört yıllık lisans öğrenimim süresince kendisinden değişik dersler aldım. Hoca-öğrenci ilişkimiz her zaman seviyeli ve sıcak olmuştur. Daha sonra da bir meslektaş olarak ilişkilerimiz devam etmiştir.

            Derse ilgisizliği hoş görmezdi. Kendisi derste çok disiplinli bir hocamızdı. Bir gün laboratuvarda yapmakta olduğumuz “ Atom ve Molekül Fiziği” dersinde, tam önümde duran deney aletine dokunmuştum. Çıkan ses dikkatini çekmiş ve fena azarlamıştı. O gün bana söylediklerini anımsıyorum: “ Yatılı okuduğumu, bu nedenle devlete borçlu olduğumu ve bu borcumu mutlaka ödemem gerektiğini, bunun da ancak derslerimi dikkatle izleyip çok çalışmakla olacağını söyledi. Aksi halde bu millet ve ben hakkımızı sana helal etmeyiz” demişti.

            Hocamın derste bana söylediklerini hayatım boyunca unutamadım. 1981 yılı Mayıs ayısonlarına doğru kendisine yazdığım bir mektupta derste geçen bu olaydan söz ederek, beni çok etkilediğini, o sözlerin beni bugün nerelere kadar yükselttiğini, bu nedenle kendisine minnettar olduğumu yazdım.

             Mektubuma verdiği yanıtı halen bir anı olarak saklıyorum. 12.06. 1981 tarihli cevabi mektubunda şöyle diyor: “Süleymancığım, önce güzel çalışmaların için seni kutlarım. Öğretmenlik mesleğinin en güzel yanı bu mesleğin senin gibi seçkin insanların yetişmesine katkıda bulunma fırsatları vermesidir. Bu inanılmayacak kadar güzel bir şey. Eğer senin ve bir çok arkadaşların dedikleri gibi ben bu fırsatı bir ölçüde iyi kullanabilmiş isem ne mutlu bana. Dileğim bu zevki sizlerin de tatmanızdır. Bütün kusurlarıma karşı gösterdiğiniz kadirşinaslık beni anlayamayacağın kadar mutlu etti. Gözlerinden öper başarılarının devamını dilerim. Prof. Dr. R. Nasuhoğlu”.

            Prof. Dr. R. Nasuhoğlu’ nun eğitim anlayışı üzerine öğrencisi Prof. Dr. Nuri Ünal şöyle diyor: Sayın Nasuhoğlu derslerinde öğrencileriyle olan ilişkilerinde daima açık olmuştur. 1970-1971 eğitim- öğretim döneminde ikinci sınıf öğrencisi iken, Dalgalar dersinde bizlere, kendisinin bu konuları modern bakış açısıyla yeniden öğrenmeye çalıştığını hatırlatır, bunun sonucu olarak ders notlarını dersten önce üç kez gözden geçirdiğini söylerdi. Bizlerden istediği de, en az kendisi kadar ders notlarını anlamaya çalışmamız idi. Laboratuvar seansları ve derslerinden hatırladığım en önemli özelliği, ayak uyduramadığımız yaşama hızı idi. Daha sonra asistanlığım yıllarında da hocamızın bu hızına ayak uydurmakta çok zorlandım. Belki de kısa insan yaşamına bu kadar çok işi sığdırabilmenin yollarından biriydi bu. Dikkatimi çeken diğer bir özelliği, dersinde ve diğer yaşamında da en zor koşullarda ilkelerine uyabilmesidir.

             Prof. Dr. Rauf Nasuhoğlu’nun ilkeli tutumuyla, başarısını destekleyen en önemli özelliği, değişik gruplarla işbirliği yapabilmesidir. Kanımca, bu işbirliklerinin sağlıklı olarak yürümesinin ve üretkenliğinin temel kaynağı Sayın Nasuhoğlu’nun demokrasi anlayışıydı. Kendini, daima bir orkestra yöneticisi gidi görerek, bölüm içinde en alt düzeydeki hizmetliden en üst düzeydeki öğretim üyesine kadar tüm bölüm ya da grupla en üretken ve en demokratik şekilde işbirliği yapabilmiştir. Bunun en belirgin görüntüsü, Ankara Üniversitesi, Fen Fakültesi, Fizik Bölümünün o günkü yapılanma biçimidir. Fen Fakültesi 1960 ve 1970’lerde kürsüler ya da bugünkü karşılığı ile anabilim dallarından oluşmakta idi. Sanırım her anabilim dalı kendi eğitim programını kendisi oluşturmaktaydı ve anabilim dalları arasında eğitim ve araştırma programları konularında fazla bir ilişki yoktu. Bu ise bilimde en gerekli olan farklı disiplinler arası iş birliğinin gelişmesine engel olmaktaydı. Bu problemi iyi değerlendirmiş olan fizik bölümü, fakültenin genel eğiliminin tersine  ( ve hiçbir yasal dayanağı olmadan)kürsüleri ortadan kaldırıp, bir bölüm halinde bir araya gelebilmiştir. Ülkemizin 20 yıl sonra hala anabilim dallarının gerekli olup olmadığını tartıştığını ve YÖK yasasında bile hala bunların gündemde olduğunu görünce, o zamanki fizik bölümünün çağdaşlığını ve demokrasi anlayışını daha iyi değerlendirebiliyorum.

            Geriye dönüp baktığım zaman üniversite yıllarında ben de en çok olumluiz bırakan hocalarımın başında Rauf Beyin geldiğini görüyorum. Kendine özgü ders anlatma tekniğini çok beğenmiş olmalıyım ki ben de aynen izliyorum.

            Değerli hocamız Prof. Dr. Besim Tanyel ile çevirdikleri Henry Semat’ın  “ Atom veÇekirdek Fiziğine Giriş” kitabını satır satır okumadan yanıtlanamayacak sınav soruları hazırlardı. Matematikten çok, işin fiziğini öğrenmemizi öğütlerdi. Dersini hızlı bir tempoda anlatmasına karşın hiç sıkıcı olmaz, zevkle izlenebilirdi. Derste konuşmaları, huzuru bozanları hoş görmez, affetmezdi. O nedenle, amfide 250-300 öğrencinin bulunduğunu göz önüne getirdiğimizde bunun kolay bir şey olmadığını yıllar sonra Çukurova Üniversitesi Ziraat Fakültesi öğrencilerine ders verdiğimde daha iyi anlamıştım. Ayrıca dersin de öğrencilerin dikkatini canlı tutabilmek için sık sık ders dışı konulara girer ve özellikle ABD’lerinde ve Rusya’da bilim ve teknolojinin fizik sayesinde nasıl geliştirildiğini ve bu ülkelerin bu sayede dünyaya nasıl hükümdar olduklarını anlatırdı.Osmanlıların yaptığı en önemli hatalardan birinin de bilime hiç önem vermemiş olmaları derdi.

            Prof. Dr. Rauf Nasuhoğlu’nun hayat çizgisine baktığımızda tüm yaşamını ülkemizde bilimin yerleşmesine, fizik eğitiminin çağdaşlaşmasına, genç kuşakların Atatürk’ün gösterdiği aydınlık yolda yetişmeleri için harcadığı görülür. Onun özyaşamı, çalışmaları ve hizmetleri incelendiğinde bunu daha iyi görmek mümkündür.

            1915 yılında Manisa-Gördes’te doğan Prof. Dr. Rauf Nasuhoğlu, İzmir Atatürk Lisesi’nin Buca’daki ilk kısmını bitirdikten sonra Manisa Ortaokulu’nu, ardından İzmir Erkek Lisesi’nin fen kolunu 1932 yılında tamamlamıştır. Milli Eğitim Bakanlığı’nın yurtdışında Lise Öğretmeni yetiştirmek üzere açtığı sınavı kazanarak Fransa’ya gönderilmiştir.Nancy Üniversitesi’nden Fizik Lisans diploması alarak yurda dönen hocamız, 1937 yılında Malatya Lisesi Fizik- Kimya öğretmenliğine atanmıştır.

            Genç Nasuhoğlu’nu bu lisedeki öğrencilerin merakları, ilgileri ve öğrenme istekleri çok etkilemiştir. Öğrencilerine bir şeyler verebilmek için, hem öğrenme hem de öğretme boyutlarında iki yıl yoğun bir çalışma dönemi geçirmiştir. Okulda laboratuvar yoktur ama LeyBold Fizik takımı vardır. Genç öğretmenin kendisinin de henüz laboratuvar yaptırma deneyimi yoktur. Bu koşullarda öğrencilerine bir şeyler gösterme amacıyla yoğun bir uğraş vermektedir.

            Buradaki iki yıllık hizmetinden sonra, askerlik görevinin ardından daha iyi olanakları olan Trabzon Lisesinde Fizik- Kimya öğretmeni olarak iki yıl görev yaparak deneyim kazanmıştır. Prof. Dr. R. Nasuhoğlu’nun üçüncü görev yeri Balıkesir Necatibey EğitimEnstitüsü olmuştur. Bir fizik öğretmeni olarak bu kuruluştaki başarılı ve yararlı hizmetleri, onun meslek yaşamında bir dönüm noktasıdır. Kendi ifadesiyle “ Ben o okuldakiçalışmalarımla öğretmen oldum ve öğretmenliğin ne olduğunu anladım” diyen Nasuhoğlu, bu dönemini öğretmenliğinin stajyerlik( çıraklık) dönemi olarak değerlendirmektedir. Sadece lisans diplomasıyla öğretmen olunamadığını gören Nasuhoğlu, “ Bilen öğretir “ilkesinin doğru olmadığı kanısına varır. Öğrencilere sistemli laboratuvar yaptırma, birlikte kaynak arama, geliştirme ve kazandırma gibi çalışmalara başlayıp, öğrencileri ile birlikte bir kitabın çevrisini de yapmıştır.

            Daha sonra Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü’nde görevine devam ederek, o zamanlar aynı bina da bulunan Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi’nde de öğretim görevlisi olarak görev yapmıştır. 1951 yılında A.Ü. Fen Fakültesi’nde ” Sıvı halde bulunan dispersiyonların dielektriksabitlerinin burulma ile bulunması” konusunda yaptığı araştırma ile doktora derecesini almış ve 1953 yılında tam zamanlı olarak Ankara Üniversitesi Fen Fakültesine geçmiştir.

            Aynı Fakülte de doçentlik çalışmalarını tamamlayarak üniversite doçenti unvanı almış ve 1954-1957 yılları arasında Amerika Birleşik Devletlerinde Argon Laboratuvarında, Atom fiziği konusunda- Barış için Atom Programı- çerçevesinde araştırma ve çalışmalar yapmıştır.

            1961 yılında Ankara Üniversitesi Fen Fakültesinde profesörlüğe yükseltilerek kadroya atanan Prof. Dr. Rauf Nasuhoğlu, anılan Fakültenin Fizik Bölümü Başkanlığı ve Fakültenin Dekanlığı, Üniversite Senatosu üyeliği, Ankara Üniversitesinin UNESCO Temsilciliği görevlerini belli dönemlerde yerine getirmiştir. Nisan 1983’de aynı fakülteden emekliye ayrılmıştır.

1947 yılında yapılan program çerçevesinde, Orta Okul Fizik kitabını ve öğretmen okulları için Fizik Kitabını yazdı.

            Benim gibi Yüksek Öğretmen Okulu kökenli bilim insanları, ilk fizik bilgilerini o yıllarda öğretmen okullarında okutulan Rauf Beyin kitabından öğrenmiş olduklarını anımsayacaklardır.

            İleri ülkelere göre ciddi bir fen öğrenimini, 350 yıllık bir gecikmeyle, Cumhuriyet Döneminde başlatan Türk Milleti; yeni kuşağa mevcut bilgi birikimini öğretmek ve yeni gelişmelere ayak uydurabilmelerini sağlamak için fen öğretimi programları çalışmalarını başlatmak zorunda kaldı. Aslında o yıllarda, özellikle ikinci dünya savaşından sonra öğretimin, bilim ve teknolojinin giderek gerisinde kalması ileri ülkelerde bile kaygı yaratmış ve araştırmalara bir süre ara vererek her düzeydeki fen öğrenimini yenileştirme çabalarına yönelmiştir. Özellikle ABD’lerinde başlatılan öğretim reformu çalışmaları 1950’lerde sonuç vermeye başlamıştır. Ülkemizde fen bilimleri öğretimi programları çalışmalarını başlatan kişiler arasında Nasuhoğlu’nu da görüyoruz. Fizikte, bunların en ünlüsü  ve tüm fen programlarını etkileyen Birleşik Amerika’daki M.I.T da kurulan “Physical  ScienceStudy Commitee” nin geliştirdiği PSSC fizik programıdır. Bu programın Türkiye’de uygulamaya konulmasında Rauf Hocanın çok büyük katkıları olmuştur. Bu çerçevede Fizik aletleri yapım merkezinin kurulmasında ve geliştirilmesinde hizmetler vermiş, Fiziksel Bilimler HazırlamaKomitesi (PSSC) Fiziği diye bilinen kitabın Türkçeye çevrilmesini bir ekip çalışmasıyla gerçekleştirmiştir. Modern Fizik olarak bilinen bu programın liselerde uygulanabilmesi için öğretmenlere verilen hizmet içi eğitim çalışmalarını başlatmıştır.

            Rauf Hoca, A.Ü. Fen Fakültesi Dekanlığı görevinde iken Prof. Dr. Cahit Arf, Prof. Dr. Erdal İnönü ve dönemin Orta Öğretim Genel Müdürü Osman Ülkümen ile birlikte Milli Eğitim Bakanlığını ikna ederek fen öğrenimini çağdaşlaştırmak ve geleceğin temel fen bilimcilerini yetiştirmek üzere laboratuvar niteliğinde bir okul  ( Fen Lisesi) kurulmasında etkin rol oynamıştır. Bu girişim Milli Eğitim Bakanlığı ile Ford Vakfı’nın ortak bir projesi olarak gelişmiş, modern tesis olanaklarıyla 1964 yılında Ankara Fen Lisesi kurulmuştur. Matematik ve fen dalında Amerika’da hazırlanan programlardan bir seçim yapılarak Türkiye’ye uygulamada, kitapların tercüme ve redaksiyonlarının yapılmasında, proje program koordinatörlüğü görevini yürütmüştür.

            Prof. Dr. Rauf Nasuhoğlu, fen ve fizik öğretiminde dogmatik anlayış ve yaklaşımlardan kurtularak, bilimsel araştırmaya yönelme, öğrencinin merak ve hevesini canlı tutacak içerik, yöntem araç –gereç ve özellikle kitap hazırlanması çalışmalarını başlatması ve yürütmesinde değerli hizmetler verdiğini biliyoruz.

            Ne yazık ki, Nasuhoğlu’nun ortaöğretim düzeyindeki eğitim-öğretim programlarının çağdaşlaştırılması için yıllarca verdiği uğraşılar tam meyvesini vermeye başladığı bir sırada nitelikli bir fizik kitabı olan PSSC fizik kitabı daha iyi hale getirileceği yerde, uygulamadan tamamen kaldırılmış, yerine konunun uzmanı olmayan birtakım kişilere hazırlatılmış,  kavram yanılgıları ve bilimsel hatalarla dolu klasikfizik kitapları okutulmaya başlanmıştır. Böylece fen eğitim ve öğretimine en büyük darbe indirilmiştir. Bugün fen eğitiminde yaşanan çöküntünün en büyük nedenlerinden biri de budur. Neden olanlar daima lanetle anılacaklardır.

            Prof. Dr. Rauf Nasuhoğlu’nun hizmet ve görevlerine ek olarak onun diğer belli başlı çalışma ve katkıları şunlardır:

            1.Üniversitelerde fizik öğrenimi programları ve kitaplarının geliştirilmesi konusunda TÜBİTAK tarafından desteklenen  “Fizik öğrenimini geliştirmek için Berkeley fizik programını Türkçeye uyarlayıp deneme” adlı bir eğitim projesini gerçekleştirmiş ve Fen Fakülteleri fizik programı için, laboratuvar kitaplarını öğretime kazandırmıştır. Altı ciltlik bir kitap ve laboratuvar kurulması, bu projenin kalıcı ürünü olmuştur.

            2.Milli Eğitim Şûralarında üye olarak ortaöğretim fen programlarının geliştirilmesi ve çağdaşlaştırılmasında; fen dersleri öğretmenlerinin yetiştirilmeleri ve ortaöğretim-yükseköğretim arası ilişkilerin eğitim bütünlüğü içinde ele alınmasına katkıları olmuştur.

            3. Üniversitelerde ve eğitim enstitülerinde etkin hizmetler vererek binlerce fizik- fen öğretmeni yetiştirmiştir. Çeşitli hizmet içi eğitim programlarında görev alarak, öğretmenlerin gelişmelerine ve yetişmelerine yardımcı olmuştur.

            4. Ders kitabı yazma ve mesleki dergilerdeki alanına ilişkin yayınlarının yanı sıra; eğitim, öğretim, yükseköğretim, fen öğretimi ve eğitimi ve gençlik konularında yazılı basında ve çeşitli dergilerde birçok yazısı ve makalesi yayımlanmıştır.

            5.Atatürkçü eğitim konusunda, kamuoyunu aydınlatma ve yönlendirme doğrultusundaki yazıları ile de dikkat çekmiştir.

            6. Ülkemiz fizikçilerinin örgütlenmesi ve bir vakfın kurulması için öncülük etmiştir. Bu bağlam da, Türk Fizik Vakfını kurmuş ve bu vakfa yaptığı bağışlar ile verdiği hizmetleri büyük boyutlarda olmuştur. Bu vakıf kurulduğu günden beri birçok çalışkan fizik öğrencisine burs vermekte ve yakınlara kadar “Fizik Dergisi’ni çıkarmıştır. Bu dergi bir süredir yayımdan kaldırılmış bulunmaktadır.

            7.Türkçenin sadeleştirilmesine ve doğru kullanımına özen gösteren Prof.Dr. Rauf Nasuhoğlu, Türkçenin bilim dili olarak geliştirilmesi yönünde verdiği uğraşıyı,  bir yandan yazılarıyla- konuşmalarıyla sürdürmüş, diğer yandan tercümesini yaptığı ve yaptırdığı ders kitaplarında cesurca bu dili kullanmış, bu yüzden de zaman zaman eleştirilere uğramıştır. Kitapların daha sonraki baskılarında kendi türettiği arı Türkçe kelimelerin bir çoğu çıkartılmak zorunda kalınmıştır. Kurduğu bir ekiple  “Fizik Terimleri Sözlüğü” nü hazırlamış ve elimizde tek kaynak olarak bulunmaktadır.

            Sonuç olarak diyebiliriz ki; çağdaş ve bilimsel nitelikler taşıyan bir eğitimin araçlarına ve ulusal hedeflerine ulaşmasında hizmet vermiş, 81 yıllık uzunca bir ömrün emekli olduğu 1983 yılına kadar geçen 46 yılını devlet hizmetinde geçirmiş, bunun 30 yılını bir öğretim üyesi olarak,zaman zaman A.Ü. Fen Fakültesi’nin gelişmesine harcamış, her zaman üniversiteyi gerici siyasetlerin yapıldığı bir ortam haline sokmak isteyenlere karşı durmuş, özerk üniversitenin ve Atatürk devrimlerinin yılmaz bir savunucu olmuş, bu süre içinde binlerce öğrenciye ders vermiş, bir çok bilimcinin yetişmesine yardım etmiş bu değerli bilim insanının çalışmalarını çok iyi değerlendiren Türk Eğitim Derneği (TED), kendisine 1987 yılı Eğitim Hizmet Ödülü’nü vermiştir.

            Türk Fizik ve Fen Bilimleri Tarihinin bir dönemine damgasını vurmuş olan değerli hocamız Prof.Dr. Rauf Nasuhoğlu, yaptığı hizmetler ve geride bıraktığı kalıcı eserleriyle gelecek kuşaklara örnek olacak ve gönlümüzde hep yaşayacaktır. Ruhu şad, mekanı cennet olsun. Prof. Dr. Süleyman BOZDEMİR, Aralık 1996.

            KAYNAKLAR

  1. “Nasuhoğlu’nun Ardından” Cumhuriyet Bilim ve Teknik Dergisi, 5 Ekim 1996. Süleyman BOZDEMİR.
  2. Eğitim ve Bilim, Sayı:65, 1987
  3. Çağdaş Fizik, Cilt:1. Sayı:2, 1976
  4. “Prof. Dr. Rauf Nasuhoğlu’nun Eğitim Anlayışı”, Prof. Dr. Nuri ÜNAL, Fizik Dergisi (Baskıda)


YAZARLAR

  • Cumartesi 37.3 ° / 23.3 ° Açık hava
  • Pazar 38.3 ° / 22.4 ° Açık hava
  • Pazartesi 38.7 ° / 22.5 ° Açık hava
  • BIST 100

    2.444%1,60
  • DOLAR

    16,7493% 0,30
  • EURO

    17,4918% -0,20
  • GRAM ALTIN

    973,27% 0,34
  • Ç. ALTIN

    1605,8955% 0,34