Mehmet BABACAN, Eğitimci- Yazar ve Şair


KONUK KEDİ


    Ansızın balkon camının önünden bir kedi silüeti geçti. Balkon ikinci kat. Tırmanmış mıydı, yoksa üst balkonundan mı düşmüştü, belirsizdi? Kapıyı açıp içeri aldım, yüzüme

bile bakmadan giriş kapısına gitti. Onu da açıverdim, ardına bile bakmadan merdivenlere çekip gitti. Ağzı açık bakakaldım.  Apartmana girip çıkarken beni görmüş olabilirdi. Ama benim evimi de mi biliyordu bu kedi? Misafirim kocaman bir adam olsa “ Kapı neresi?

diye bir sorar be. Bu afacan beni de tanıyor, evimi de biliyor, sorsam belki sülalemi bile tanıyordu.

     Bir vakitlerde rastlamıştım böyle bir kediye; onu aklıma düşürdü fettan:

 

                                                           ***  

                                                                                                                 

     Akşamın erken saatleriydi. Evimizin giriş kapısında bir tıkırtı duyduk. Kapı çalınması değildi. Merdivende de kimse yoktu. Kapıyı hafifçe aralayınca bir kedi süzülüverdi içeriye. Yetkince bir şeydi. Sokak kedilerinde gördüğümüz kirden, pastan eser yoktu. Bakımlı bir görünümü vardı.  Uysalca davranışlar içindeydi. Bacaklarımıza sürtüne sürtüne evi kolaçan edercesine dolaştı. Sonra kırk yıllık değilse bile, birkaç yıllık dostumuzmuş gibi sedire çıkıp, yanımıza kıvrıldı. 

     Eşimle göz göze gelip, son yargımızı paylaştık: Bu bir ev kedisiydi. Komşulardan birinin olmalıydı. Kendi kapılarını şaşırmıştı her halde. Bir de kediler şaşırmaz derler. Demek ki şaşırmayan bir Allah.

     Kedi hırsızı olmamak için komşulara bir bir sorduk. Kimse sahip çıkmadı.

     Bizim yaşadığımız telâş konuğumuzun umurunda bile değildi. Uzun süreli bir nöbetten çıkmış gibi dinlendikten sonra gerinerek kalktı, bizimle ilgilenmeye başladı. Bizim ona hal- hatır soracağımız yerde; sanki o bize soruyordu. Hafiften başlayan okşamalarımıza cesurca yanıt veriyor; mutluluğunu sergilemekten çekinmiyordu. Arada bir kalkıp külhanbeyi tavırlarla şöyle bir dolandıktan sonra, kalktığı yere yeniden yatıyordu. Anlatmak istediği bir şey vardı sanki. Bizim tarafta ise deniz kıpır kıpırdı. Sere serpe yatışına baktıkça yüreğimizde sevgi meltemleri uçuşmaya başlıyordu. Bu kadar kısa zamanda bu kadar yoğun duygudaşlık, şaşırtıcıydı doğrusu. Biz onu önceden tanımıyorduk, ama sanki o bizi yıllardır tanıyordu.  Çünkü bizim güvendiğimizden daha çok, o bize güveniyor gibiydi.

     “ Bizim olabilir mi?” dercesine bakıştık. Ama içimizden gelecek yanıtı söylemekten korkuyor gibiydik. Çünkü apartmanda bakımı zordu kedinin. Daha önce de kedimiz olmuştu. Beslenmesi neyse de temizliği ve dışkısı bir belâ idi. Kışta kıyamette kum aramaktan bıkmıştık. Hani “ Kedi nankör olur” derler ya; yemin olsun yıkarken nankörlüğün zirvesine çıkıyordu. Sorun bununla da bitmiyordu. “ Beterin beteri vardır” derler ya; şubat- mart dönemine dair tasamız ta aralık- ocakta başlıyordu. Her canlıda cinselliğin alevlendiği dönemler olurmuş; ama kedininki bir başkaydı arkadaş. O dönemde  yaşamının üç düğüm noktası vardı sanki: Karnını doyurmak; çişini yapmak; sonra da sevgili bulmak için, sokak kapısını tırmalamak.

       Neyleyim ki ocak ayı bitmek üzereydi gene. Akşam- sabah tarih tekerrür etmeye hazırdı. Haydi dışarıya bıraktık diyelim. Sokakta namusumuzu beş paralık ettikten sonra; kim bilebilir karnında kaç nüfusla döneceğini? Kendini evlâtlıktan reddedilmiş sayıp da hiç dönmese nasıl olsa biz de unuturduk, olur biterdi. Ama döner gelirdi bu sırnaşık. Önce geldiği gibi tıpış tıpış gene gelirdi.

     Hikmetinden sual olunmazmış. Onca derdimiz varken, başımıza bir de kedi derdi çıkmıştı. Kovsak mı, sevsek mi? İlginçliği gün geçtikçe artıyordu. Yatılacak en güzel yeri seçmekte öyle ustaydı ki ağzımız açık kalıyordu. Yemek için miyavlamayan kedi cinsi duydunuz mu hiç? Sürtünerek istiyor istediğini. Vallahi böyle cilvelisini yeni görüyorduk.

     Hâsılı ev sahibi biz miyiz, o mu belirsiz olmuştu.

     Arkadaş toplantısında da anlattım olayı. Hem de tüm ayrıntısıyla anlattım. Çünkü derman aranacaksa dert açık açık anlatılmalıymış. “ Gıdaklamayan tavuğa folluk gösterilmez” derdi, rahmetli Ninem.

     Arkadaşlar daha da karıştırdı kafamı. “ Siz, o gelen yaratığın gerçekten kedi olduğuna inanıyor musunuz?” diyen arkadaşın destekçisi mantar gibi çoğalıverdi. Bu soruyu ilk soran da en aklı başında bildiğim kişiydi. Gel de çık içinden. 

     Ha, kedi ne mi oldu?

     Bir sabah kapıyı açıverdik, çıkıp gitti. Günler geçtiği halde henüz dönmedi.

     Kim bilir, şubat ya da mart sonunda belki döner, torunlarla birlikte…



YAZARLAR

  • Perşembe 37.3 ° / 23.2 ° Açık hava
  • Cuma 36.9 ° / 23.9 ° Açık hava
  • Cumartesi 35.3 ° / 22.9 ° Dağınık bulutlar
  • BIST 100

    2.418%0,43
  • DOLAR

    17,2425% 0,16
  • EURO

    17,5822% 0,19
  • GRAM ALTIN

    964,40% 0,18
  • Ç. ALTIN

    1591,26% 0,18