Mahmut TEBERİK- AYRAÇ


Ben Senin Yokluğuna Alışamam ki!


 

Anamın ağ gelini!

Sultanım, ayım, mahım, güneşim, can yoldaşım!

Kızgın çölün ortasında yapayalnız, cıscıbıldak bıraktın gittin beni.

“Yine karlar yağdı gönül dağıma, kime ne söyleyim, kime ne deyim?”

Anımsar mısın, gerçek şairlerin hoşgörüsüne sığınarak ikimiz için birkaç satır karalamıştım.

Yoksulluğu ve yoksunluğu paylaştık ama varlığı yine paylaşamadık.

Tam bağıtlanmayan, altına imzası atılmamış bir sözleşme yapmıştık. Daha doğrusu tek taraflı, ikinci tarafın onayı alınmamış bir sözleşmeydi bu.

Ben yetmiş beşimde eyvallah deyip gidecektim. Sen ise doksan, yüz yaşına kadar torunlarınla, kızlarınla ve damatlarınla yaşamını sürdürebilirdin.

Ben böyle istiyordum ama sen kabul etmiyor, illa ve illa “beraber gideceğiz” diyor, Nuh diyor peygamber demiyordun.

“Reis olarak son kararı ben veririm” deyip, noktayı koymuştum.

Ama olmadı, yürümedi bu sözleşme.

İki büyük nimetim vardı: Biri anam, beni yoktan var eden. Diğeri de sendin, beni nazlı yar eden.

Anam alınmasın, mezarında babam gücenmesin ama ben senin yokluğuna alışamam sultanım!

Dokunamıyorum bağlamama. Alıyorum elime, bütün notalar seni sayıklıyor. Bütün teller titreyerek seni selamlıyor.

Sanki bütün türküler bizim için yakılmış. Hangi türküyü söylesem sen geliyorsun usuma.

“Bilemedim kıymetini kadrini, hata benim, kusur benim, suç benim”.

Dinleyemiyorum o güzelim türküleri. Her türkünün ya tümünde ya bir kıtasında ya da bir satırında seni anımsıyor ve tutamıyorum gözyaşlarımı.

Ben hep “benim kariyerimde eşimin katkısı büyük” derdim. Şimdi anlıyorum ki “beni ben yapan senmişsin”. Çünkü ben işime odaklandım. Evle ilgili, ailemle ilgili bir sorunum olmadı. Senin sayende bu iki yaşam biçimini tam bir uyum içerisinde sürdürmüşüm.

Seninle eğleniyor, seninle gülüyormuşum.

Bu güzel ülkemin, hatta yerkürenin sorunlarına bile çözüm arayan, kendisini bir bok zanneden ben, şimdi daha iyi anlıyorum ki senin desteğinle esip, yağıp gürlüyormuşum.

12 Eylül’ün o karanlık günlerinde doğum yapmana bir gün kala, ben sıkıyönetim mahkemesinde savunma yaparken, sen arka sıralarda bana omuz veriyordun.

Ve o gece berat edip sana, evimize döndükten sekiz saat sonra, ayrılığımızdan sekiz ay sonra Sunam’ı, anaşumu, ilk kekliğimi doğurarak bana çifte mutluluğu sen yaşattın.

İki yıl sonra ikinci anoşuma ve kekliğime, Özlem’imime kavuşturdun beni.

12 Eylül depreminin enkazından, ailem ve senin sayende kurtulup yaşama tutundum.

Ama ben seni bu COVİD denen illetten koruyamadım sultanım!

Şu anda okyanusta rotasını kaybetmiş bir gemi gibiyim. Sen benim pusulamdın! Sen olmayınca yönümü bulamıyorum. Bir türlü görünmüyor kara. Fırtınada, tipide sığınacak bir limanım bile yok.

Sen olmayınca bu küçücük, doksan metrekare evin içerisinde yolumu bile bulamıyorum.

Ben bu evde, gece gelen, sabah giden bir misafirdim.

Ben bu evde, kahve ve çayın yeri hariç hiçbir yeri bilmem ki!

Ben bu evde, dışarıda ve her yerde nereye baksam seni görüyorum. Bilgisayar, telefon, bağlama, dolaptaki kitaplarım ve askıdaki giysilerimden başka bana ait olan hiçbir şey yok ki bu evde.

Bundan böyle zifiri karanlıkta sen olmazsan ben nasıl yol alırım sultanım!

“Bir Eşi Olmalı İnsanın! / Bakarken yüreğinin kabardığı, / Gözlerinden gözlerine yüreğinin aktığı / Aşık olduğu bir eşi olmalı!” demiş Can Yücel.

Sen benim için böyle bir eştin.

Bütün yaratıklar kişisel bütünlük içindedir. Kuş kuş gibi, karınca karınca gibi yaşaması için donatılmıştır. Bu bütünlük bozulursa; örneğin kuşun bir kanadı kesilirse artık o kuş gibi yaşayamaz.

Şu anda ben de kanadı kesilmiş bir kuş misali, dalları kırılmış, uğultusu kesilmiş, kurumaya mahkûm bir çam ağacının gövdesi gibi hissediyorum kendimi.

Kolum, kanadım kırıldı, yaralıyım!

Taziye için arayıp beni teselli etmek isteyenler, “hayat devam ediyor” diyorlar. Ama kimse nasıl sorusunun yanıtını vermiyor ya da veremiyor.

Hayatımın ya da yaşamımın odağında sen vardın. Odağını yitirmiş benim için hayat sensiz nasıl devam edecek sultanım?

Birileri “ölüm Allah’ın emri, mekânı cennet olsun” diyorlar.

Başka birileri “ışıklar içinde uyusun” diyorlar.

Bu dilekler kesmiyor beni.

Biz birlikte olmazsak hangi mekân cennet olabilir?

Biz birlikte olmazsak o ışıklar yanmaz ki!

Karlar yağdırdın gönül dağıma, yaz ayında gazel düşürdün bağıma.

Oooooof, of!

10 Haziran 2021.

Mahmut TEBERİK



YAZARLAR

  • Pazar 33.9 ° / 22 ° Bulutlar
  • Pazartesi 34.4 ° / 22.7 ° Açık hava
  • Salı 36.2 ° / 23.3 ° Bulutlar
  • BIST 100

    1.419%0,10
  • DOLAR

    8,6605% 1,58
  • EURO

    10,1884% 1,29
  • GRAM ALTIN

    487,74% 1,50
  • Ç. ALTIN

    804,771% 1,50