DÜŞÜNCE - SANAT VE TOPLUM 16.06.2022 14:50:00 594 0
  • BIST 100

    2.444%1,60
  • DOLAR

    16,7493% 0,30
  • EURO

    17,4918% -0,20
  • GRAM ALTIN

    973,27% 0,34
  • Ç. ALTIN

    1605,8955% 0,34

LİG TABLOSU

Takım O G M B Av P
1.Adana Demirspor 0 0 0 0 0 0
2.Alanyaspor 0 0 0 0 0 0
3.Antalyaspor 0 0 0 0 0 0
4.Başakşehir FK 0 0 0 0 0 0
5.Beşiktaş 0 0 0 0 0 0
6.Fatih Karagümrük 0 0 0 0 0 0
7.Fenerbahçe 0 0 0 0 0 0
8.Galatasaray 0 0 0 0 0 0
9.Gaziantep FK 0 0 0 0 0 0
10.Giresunspor 0 0 0 0 0 0
11.Hatayspor 0 0 0 0 0 0
12.İstanbulspor 0 0 0 0 0 0
13.Kasımpaşa 0 0 0 0 0 0
14.Kayserispor 0 0 0 0 0 0
15.Konyaspor 0 0 0 0 0 0
16.MKE Ankaragücü 0 0 0 0 0 0
17.Sivasspor 0 0 0 0 0 0
18.Trabzonspor 0 0 0 0 0 0
19.Ümraniyespor 0 0 0 0 0 0
20.Yeni Malatyaspor 38 5 28 5 -44 20
21.Denizlispor 40 6 24 10 -39 28
  • Cumartesi 37.3 ° / 23.3 ° Açık hava
  • Pazar 38.3 ° / 22.4 ° Açık hava
  • Pazartesi 38.7 ° / 22.5 ° Açık hava

Öykü: BAŞAR UYMAZ TEZEL

BİN AKREPLİ MEŞİN CÜZDAN

Gömleğin yenlerini, külot pantolonunun içine aceleyle sokuşturdu Asaf Efendi. Kol düğmelerini iliklerken aynadaki aksine gururla baktı. Arka cebinden çıkardığı, kenarları gümüş işlemeli kemik tarağıyla önce saçlarını, sonra da bıyığını taradı. Başını bir sağa bir sola çevirip kontrol etti, beğenmeyince bir daha taradı. Avucuna boca ettiği tütün kolonyasını yüzüne, ensesine süründü. Sinekkaydı yanaklarına şap şap vurdu. Kolonyadan ince ince sızlayan derisine kan yürüdü, kızardı. Parmaklarının ucunu tükürükle ıslatıp ıslatıp, dudaklarının üzerinden kalın bir yay gibi başlayıp, uçlara doğru incelen bıyıklarını burdu. Beğenmeyince bir daha burdu.
Körüklü çizmelerini giydirmesi için karısına seslendi. Aşağıda koca süt kazanlarını kaldırmakta olan kadıncağız duymayınca bir daha seslendi. Sedire oturup beklemeye başladı. Kapının yanında beliren, henüz kırklarında olmasına rağmen çok daha yaşlı görünen biçareye ters ters baktı. Yere çömelen kadıncağız, ayakla karışık meşin kokusundan göynü bulana bulana, daracık çizmeleri önce diz altına kadar çekiştirmeye, sonra da körüğünü düzeltmeye çalışıyordu. Sağ eliyle sedire, sol eliyle de kadının kafasına bastırarak destek alan Asaf Efendi’nin aklına o sırada Seyid geliverdi. İki aydır salladığı Seyid’in dün akşam kıvranmalarından maaşını isteyeceğini sezmişti. Çizmeyi giymeye çalışmaktan mı, bin akrebin cirit attığı cebinden para çıkacak olmasının verdiği sıkıntıdan mı bilinmez tere batmıştı.
Beyinin yeni buyruğu için bekleyen kadının yüzüne bile bakmadan, eliyle git git yaptı. Hani şu para işine canı sıkkın olmasaydı, biraz daha bağırır çağırırdı da cebinden para çıkartmamanın yollarını düşünmeliydi sakin sakin. Bir ay daha oyalayabilir miydi deyyusu? Yok, olmaz, dedi kafasını sallayarak. İşten mi çıkarsaydı? O da olmazdı. Koca koca çuvalların altına girecek, tarladan tarlaya ırgat gibi koşturulacak, dükkânın altını süpürecek bir Seyid daha bulunur muydu? Bulunsa da Seyid gibi iki yüz elli kaymeye çalışır mıydı? Bunun da oluru yoktu. Açlıktan nefesi kokasıcalar, Asaf Efendi’nin yanına girince iki güne kalmaz kuyruklarını sıkıştırmış it gibi yüz üstü bırakıp kaçıverirlerdi. Koca ilçede kala kala Seyid’e kalmıştı da onu da kaçırmamak lazım gelirdi. Sabah sabah iki yüz ellişerden beş yüz kayme vermek canını sıkıyordu vesselam.
Ne yapabilirim diye düşünürken, bıyıklarını buruyor; uçlarını inceltiyor da inceltiyordu. Neden sonra bir fikir geldi aklına. Hızla kalktı yerinden. Kapıyı kapatmadan önce kafasını koridora uzattı, gelen giden var mı diye kontrol etti. Sonra bin akrepli meşin cüzdanını açtı, bozukluklar dahil tüm parasını döktü sedirin üzerine. Atatürk kafalarını üst üste getire getire saydı kâğıt paraları, tamı tamına bin beş yüz gayme. Bozuklukları saydı, altmış lira iki kuruş. Hızla hesapladı; yirmi dört kâğıt banknot ile demir paralardan ayırdı, meşin cüzdanına koydu. Kalan bin doksan lira iki kuruşu pirinç karyoladaki döşeğin altına sokuşturup, örtüsünü özenle düzeltti. Akşama yerine koyarım diye düşündü.
Ceketini sırtına geçirip, cüzdanını sol iç cebine yerleştirdi. Cüzdan belli oluyor mu diye önce eliyle, sonra da aynadaki görüntüsünü kontrol etti. Fark edilmediğini anlayınca kendini güvende hissetti. Sağ iç cebinden çıkardığı gümüş kutunun kapağını çevirip, cin parmağıyla aldığı hacı yağını bıyıklarının üzerinde gezdirdi. Hazırdı. Duvarda asılı gümüş işlemeli kamçısını alıp evden ayrıldı.
Sabah namazından sonra gelip açtığı, kapısını bacasını süpürdüğü, gaz ocağının üzerinde çayı kaynattığı, koca koca pirinç, nohut, bulgur, fasulye, darı çuvallarını sürüye sürüye önüne dizdiği dükkânın kapısında sabırsızlıkla bekliyordu Seyid. Dün akşam cesaret bulup, biraz da yorgunluktan ve bezginlikten söyleyememişti, ama bu sabah nasipse… Avradı da ters davranmıştı ya eve varınca, haklıydı. İki ayda kaynatacak ne bulgur ne de patates kalmıştı evde. Kendisinin, bebelerin kıyafetlerine yama üstüne yama; çediklerine dikiş üstüne dikiş atıyordu nicedir. Kurmuşta kurumuştu kadıncık. Bu akşam iyi bir yemek geçmeliydi kursaklarından, yoksa bırakmalıydı gavur Asaf Efendi’nin yanında çalışmayı.
‘Günaydın Beyim’ diyen Seyid’e, adeti olduğu üzere bir şeyler homurdanarak; yanından hışımla geçti Asaf Efendi. Halini hatırını sormazdı. Hele ki bir şeye ihtiyacın var mı diye, asla… Gerçi herkese böyle davranırdı. İki kelamı üst üste etse, kendisinden bir şey istenilmesinden korkardı. Kocaman zahireci dükkânın köşesindeki, camekânla çevrilmiş yazıhanesine geçer, akşam olmadan da çıkmazdı. Bir buyruğu olduğunda da oturduğu yerden seslenir, gözünü an olsun Seyid’den ayırmazdı. O Seyid’i, soluk fotoğrafıyla tepesinden bakan babası da Asaf Efendi’yi gözlerdi. Paraya kırk düğüm üzerine kırk düğüm atmayı ona babası belletmişti, ama mezarından kalkıp gelse mendebur, yine de hor görürdü Asaf Efendi’yi. Paraları masanın altında sayar, masanın altında sokuştururdu meşin cüzdanına. İçinde sadece kayıt defterlerinin olduğu, üzerine kilit üstüne kilit astığı koca yeşil kasanın bir eşini de eve, yüklüğün arkasındaki duvara yaptırmıştı. Kısacası babasından kalan zahireci dükkânının ambarları her daim dolu, ama kasası tam takır kuru bakırdı.
Elinde bir bardak çayla beliriverdi Seyid. Tabaktaki üç şekerden ikisini, çekmecesindeki kutuya atarken yine sinirlenmişti Asaf Efendi; ‘Kaç kere dedim ben bu kafasız herife, artık tek şekerli içiyorum diye. Utanmadan şimdi bir avuç para da isteyecek benden yüzsüz deyyus.’ Kem küm ede ede iki aylık maaşını isteyiverdi Seyid, sonra da ellerini bağlayıp, başı önünde cevabı bekledi. Hani para vermeyip de yıkıl karşımdan dese imansız, ne yapardı onu da bilemiyordu.
Çıt çıt bardağa vura vura çayını karıştırırken, höpürdeterek yudumlarken az sonra oynayacağı mizanseni düşündü Asaf Efendi. ‘Tövbe de len deyyus. Ben yatar mıyım senin parana hiç... Haramdır her şeyden önce. Görmez misin kaç aydır her akşam sadece defteri koyup kilitliyorum kasayı. İdare edemez misin bir ay daha?’ Daha da inandırıcı olsun diye yerinden fırlayıp kasayı açıverdi. Paraların masa altında meşin cüzdana sokuşturulup, eve taşındığından nicedir haberdar olan Seyid göz ucuyla kasaya baktı, kafasını tekrar eğip, sessizce diretti. Bugün ya Seyid’i kaybetmek ya da para vermek zorunda kalacağına iyice kanaat getiren Asaf Efendi, mecbur son kozunu oynamaya karar verdi. ‘Hay Allah. Edemezsin ha? Ne yapsak ki? Beş yüz gayme mi verecektim? İki aylık mı? Bak şimdi kulak ver hele diyeceklerime. Cüzdanımdaki tüm parayı vereyim sana. Ne kadar varsa ananın ak sütü gibi helal olsun, bu hesap da burada kapansın. Allah seni inandırsın beş param kalmayacak cebimde.’
Bin akrepli meşin cüzdanı, masanın üzerine boca ediverdi Asaf Efendi. Eliyle buyur etti Seyid’i. Utana sıkıla topladı Seyid önüne sadaka gibi dökülen iki yüzlük, iki ellilik, on onluk ve beşlik banknotla, yirmi demir bir lirayı. Bir paralara, bir de elindekilere gözlerini dikmiş Asaf Efendi’ye ‘Ama burada dört yüz yetmiş lira var, beyim’ diyemedi.
Otuz lira ve bir ay daha çalışacak Seyid olmuştu bin akrepli meşin cüzdanın sabah siftahı! Allah bin bereketini versin…
28/05/2022 Çanakkale

Haber Kaynak : ÖZEL HABER


ÖYKÜLER: Kafiye Müftüoğlu

ÖYKÜLER: Gülşen Öncül

Öykü: BAŞAR UYMAZ TEZEL

ÖYKÜLER: Sema Canbakan

ÖYKÜ: Nazire K. Gürsel

ÖYKÜ: Başak Savaş

ZİNCİR ÖYKÜLER: GÜLSER KUT ARAT

ŞİİR: SEMA GÜLER

ZİNCİR ÖYKÜLER: TUBA ÖZKUR AKSU

ZİNCİR ÖYKÜLER: AYŞEGÜL DAYLAN

ZİNCİR ÖYKÜLER: ADALET TEMÜRTÜRKAN

ÖYKÜ: İLKNUR GÜNEYLİOĞLU ŞENGÜLER

ÖYKÜ: Neriman Ağaoğlu

ŞİİR:  Yonca YAŞAR

ÖYKÜ: İlkay Noylan

ÖYKÜ: Güngör Ağrıdağ Mungan

SÖYLEŞİ: Nefise Abalı

Öykü: İlknur Güneylioğlu Şengüler

SÖYLEŞİ: AYŞEGÜL DİNÇER

Söyleşi: Ebru Yavuz

Söyleşi: Didem Gökçay