Sabri Galip Nakipler


BİR TESPİT:HER OKUDUĞUNUZ GAZETE VE KİTABA İNANMAYIN…

İhsan Eliaçık adında bir yazar var dinci camiada. Okuyayım dedim bir kitabını. Okurken şaşırdım. Bakın, aşağıda hiçbir yerine dokunmadan olduğu gibi alıntıladığım bu satırla


İhsan Eliaçık adında bir yazar var dinci camiada. Okuyayım dedim bir kitabını. Okurken şaşırdım. Bakın, aşağıda hiçbir yerine dokunmadan olduğu gibi alıntıladığım bu satırlar “Devrimci İslam” adındaki kitabında geçiyor. (Sayfa 68, 69, 70) Bir defa adı baştan yanlış. Devrimle İslam yanyana gelmez. Nasıl ki gazeteleri okuyup doğruları öğrenemezsiniz, kitapları okurken de doğrulara kavuşamazsınız. Her biri bir girdaptır, çeker sizi kara deliğine sürekli. Gazeteler kâr amaçlı çıkar. Çoğunlukla bir ideolojinin savunucusu ya da bir partinin bastonudur. -İstisnalar çok azdır -  Olayları okuyucusuna kendi penceresinden bakarak değerlendirip sunar. Asla objektif değildir, olamaz da. Bunun farkında ve bilincinde değilseniz birkaç gün içinde o çevrenin, o camianın gözü kapalı bir numaralı sempatizanı ya da militanı olur çıkarsınız.  Neyi okursanız okuyun -hatta bu yazıyı ve bu gazeteyi bile- akıl süzgecinden geçirmiyorsanız o düşüncenin esiri sayılırsınız. İleriyle geriyi aynı kapta karamazsınız, aynı kasede çalkamazsınız. İlerinin daima rüçhan hakkı vardır. Bu gözlükle bu ilkeyi saklı tutarak eğilmek gerekir konulara ve sorunlara.

Şimdi İhsan beyin yukarda adını andığım yazısını okumanızı rica ediyorum :

“İslam Şeriati denilince bir ürküntü ortaya çıkmasının  her iki taraftan kaynaklanan sebepleri var.

İlk olarak bir kesim, İslam Şeriatını el kesmek, kol kesmek, recm, taşlamak, insanları çarşafa sokmak, mirası ikiye bir şeklinde vermek, çok eşlilik gibi konular olarak anlıyor, şeriattan bunu kastediyor ve bunlara karşıyım diyor. İslama değil Şeriata karşıyım.(İslama değil, şeriata karşıyım demek, Akp’ye değil de Erdoğan’a karşıyım demek gibi ilginç, ilginç olduğu kadar da mantıksız bir tespittir. SGN)  Yani şeriatın bu tür çağa uymayan hükümleri var, dolayısıyla ben bunlara karşıyım demek istiyor.

Diğer taraftan da Şeriatı bunlardan ibaret gören, Şeriatın gerçekten bunlar olduğunu  zanneden bir dini zihniyet de var. Onlar da bunların ezeli ve ebedi hükümler olduğunu, Kur’an’da bir kez yer almasıyla birlikte kıyamete kadar her yerde  ve her zamanda bunların uygulanması gerektiğini, bunların mutlak doğrular, vahyi doğrular olduğuna inanıyor ve bunları kabul etmemeyi din dışılıkla, kafirlik olarak değerlendiriyor. (Öyle değil mi, doğru değil mi ? SGN)

Her iki kesim de bu açıdan yanlış yapıyor. Bir defa İslam, ahkamdan ibaret olamaz. İslam, esas itibarıyla bir değerler bütünüdür. İslamın temelleri ve değişmez evrensel hükümleri “maruf” kavramı etrafında, “ortak iyi” kavramı etrafında toplanır ve bunlar adalet, doğruluk, dürüstlük, kardeşlik, paylaşım, sevgi, merhamet gibi evrensel değerlerdir. Eğer bir yerde bunlar varsa orada İslam var demektir. İslamın ahkamı yani can güvenliğinin nasıl sağlanacağı, mal güvenliğinin nasıl sağlanacağı, ırz ve namus güvenliğinin nasıl sağlanacağı, mirasın nasıl taksim edileceği, zina yapanlara, fuhuş yapanlara ne ceza verileceği, kadınların sokağa çıktığında nasıl giyineceği gibi konular, İslamın evrensel değerleri ve hükümleri değildir. Bunlar sonuç itibarıyla on bin kişilik bir Medine ve on bin kişilik bir Mekke’de İslamın temel ve evrensel değerlerinin nasıl hayata geçirileceği ve nasıl ete kemiğe büründürüleceğine dair kimi ilk örneklerdir. (Çelişkiyi görüyorsunuz değil mi? SGN)

İslamın tarihsel hükümlerini şeair-i İslamiye haline getirirseniz, hakim olduğunuz yerlerde, kurduğunuz devletlerde bütün kadınları örtünmeye, bütün hırsızların elini kesmeye, bütün miras taksimatını ikiye bir şeklinde yapmaya, bütün zina edenleri taşlamaya başlarsınız. (Yapmayın İhsan bey. SGN) Hem bir taraf, İslamın esas itibarıyla ahkamının bu olduğuna inanıyor, hem de bunun karşısında yer alanlar “Evet, İslam zaten o” diyor. Yani her iki taraf da bir konu üzerinde anlaşmış bulunuyor.

Oysa adalet, eşitlik, özgürlük, doğruluk, dürüstlük, kardeşlik, merhamet, paylaşım… Bunlar İslamın en temel ezeli ve ebedi hükümleridir. (Biraz önce yukarda “İslam hükümlerden ibaret olamaz , diyordun; şimdi de o söylediklerini unutuyor şunlar şunlar İslamın en temel ebedi ve ezeli hükümleridir, diyorsun. Bu kadar da olmaz ki!  SGN) Eğer bunlar bir yerde varsa İslam vardır. Neden İslam konusunda bunlar üzerinde anlaşmıyoruz? Bir kesim niçin İslamın hayır o değil de diğerleri olduğunu söylüyor? Bazı insanlar arasında şöyle bir anlayış gelişmiş : Eğer İslamı sizin söylediğiniz şekilde anlatır ve yorumlar isek, yani İslamın evrensel hükümleri adalet, eşitlik, doğruluk, dürüstlük gibi temel değerlerdir, biz bunlara bakarız dediğiniz zaman  İslam sempatik hale geliyor, insanlar İslamdan soğumuyorlar, insanları İslamdan soğutmak için onu el kesme, kol kesme, baskıcı, zorbacı bir dini diktatörlük olarak algılamamız lazım ki insanlar İslamdan soğusun diyen insanlar var bu memlekette. Dolayısıyla bizim geliştirmeye çalıştığımız bu söyleme  bazıları bu açıdan tepki gösteriyor : Sen İslamı iyi gösteriyorsun, anlattığın şeylerle insanların İslamdan  soğumamasına sebep oluyorsun, İslam senin anlattığın gibi değil, basbayağı İslam gerici, çağdışı, baskıcı, kendi dışındakilere asla  hoşgörüsü ve tahammülü olmayan, el kesmek, kol kesmek, kırbaç vurmak gibi ahkamdan ibarettir ve hakikaten de öyledir, diye inananlar var.

Öte taraftan eğer biz bunlara inanmazsak Allah’ın emirlerini yerine getirmemiş oluruz, ahkamı uygulamamış oluruz, o zaman şeriat tam anlamıyla uygulanmamış olur, diye dinlerinin gereğini yerine getiremeyeceklerini düşünen dindar insanlar da şunu bilmeliler ki İslam esas itibarıyla adalet bütün yönleriyle  uygulandığı zaman gerçek anlamda uygulanmış olur.”

Kitap, 6. baskısıını yapmış olmasına rağmen tümce düşüklükleri, tümce yinelemeleri, yazım yanlışlıklarıyla dolu gördüğünüz gibi. Bu, dış görünüş.

Ya iç görünüş? İç görünüş felaket!

Yani yazının özü, anlamı, içeriği, mesajı…

İslam şeriatı denilince bir ürküntünün ortaya çıktığını yazar en önce, baştan kabul ediyor. Artık bundan sonra bir şey yazmaya gerek yok ama çelişkileri tek tek saptamakta yarar var.

Bir kesimin İslam şeriatının el kesmek, kol kesmek, recm, taşlamak, (recm, zaten taşlamak demek  SGN) insanları çarşafa sokmak, (insanları değil kadınları  SGN) mirası ikiye bir şeklinde vermek, çok eşliliğe sıcak bakmak olduğuna inandığını söylüyor. Kendisine göre İslamda böyle bir hüküm yok.

İslamda böyle bir hüküm var. İlahiyat Fakültesi öğretim üyelerinden prof. Mustafa Öztürk, YouTube’taki videosunda kadın dövmenin, el kesmenin ve köleliğin İslamda var olduğunu söylüyor. Kendi içlerinde bile bir noktada birleşemiyorlar, görüyorsunuz. Olanağınız varsa lütfen açıp dinleyin.

Nisa suresinin 34. Ayeti şöyle :

“…….Baş kaldırmasından endişe ettiğiniz kadınlara öğüt verin, onları yataklarda yalnız bırakın ve onları dövün….. (Diyanet tercümesi)

(Burada bir ayrıntıya da ayrıca dikkat çekmek istiyorum. Peygamber döneminde böyle bir uygulama geçerli olabilir. Ama bugün bu uygulamayı hayata geçiremezsiniz. Geçiremiyorsanız, o zaman Kur’an’ın evrensel olduğunu iddia edemezsiniz. Zaten Kur’an da evrensel olmadığını söylüyor. Ve En’am suresinin 92. Ayetinde en açık biçimde ortaya koyuyor bunu.

Ne diyor 92. Ayet ?

Diyor ki : “Bu,  (Kur’an) Ümmülkura (Mekke) ve çevresindekileri uyarman için sana indirdiğimiz, kendisinden öncekileri doğrulayıcı mübarek bir kitaptır. Ahirete inananlar buna da inanırlar ve onlar namazlarını kılmaya hakkıyla devam ederler.”

Bu kadar açık seçik bir ifade varken hala Kur’an’ın evrensel olduğunu iddia etmek akıllara ziyan bir davranış değil midir? Bakınız bu ayeti Diyanet nasıl açıklıyor. Aynen alıyorum : Kur’an-ı Kerim’in “mübarek” diye nitelendirilmesi, ona inanıp gereğince yaşayanların  dünya ve ahiret hayatları için feyiz, bereket, mutluluk ve huzur kaynağı olmasından dolayıdır. Kur’an’ın kendisinden önceki kitapları tasdik etmesi iki noktada toplanır : a) Bazı eski kitaplarda yer alan Hz. Muhammed’in risaletine ilişkin müjde Kur’an’ın indirilmesi ile fiilen gerçekleşmiş, bu suretle Kur’an eski kitaplardaki müjdeyi tasdik etmiştir. b) Kur’an, başta Allah’ın birliği nübüvvet ve ahiret gibi konular olmak üzere temel hükümlerde eski kitaplarla tam bir uyum içinde olmuştur. Bu da Kur’an’ın onlar hakkındaki bir tasdikidir.)

Diyanet, bu ayeti açıklarken “Kur’an, Mekke ve çevresindekileri uyarman için indirdiğimiz bir kitaptır” tümcesine hiç yer vermiyor. O tümceyi yok sayıyor. Hesabına öyle geliyor çünkü. Bu tümceye dokunursa Kur’an’ın evrensel olmadığını söylemek zorunda kalacak. En iyisi ikinci tümceden başlamak.

Evet. Devam ediyoruz :

Nisa suresinin 11. Ayeti :

“Allah size çocuklarınız hakkında erkeğe, iki kadın payı kadar (vermenizi) emreder……” (Diyanet tercümesi)

Nisa suresinin 176. Ayeti :

“……eğer (ölen) kız kardeşin çocuğu yoksa erkek kardeş de ona varis olur.  Kız kardeşler iki tane olursa, bıraktığının üçte ikisi onlarındır. Eğer erkekli kadınlı daha fazla kardeş varsa, erkeğin hakkı iki kadın payı kadardır…..”

Kadın dövme ve miras konusu Kur’an’da böyle geçiyor, İhsan Eliaçık yok dese de.

Kadınları çarşafa sokma, başörtüsü yaygarasıyla bugüne kadar geldi. Başörtüsü kadınları çarşafa sokmanın provasıdır. Ancak laik yapı o kadar oturmuş ki her türlü zorlamaya karşı yine de ayak diretiyor.  Başörtüsü kolaylıkla uygulanabilseydi; İran gibi, Pakistan gibi, Afganistan gibi olacaktık. Bunda kimsenin kuşkusu olmasın.

Çok eşlilik de Kur’an’da açık seçik var. Kur’an, Muhammet’e “Eşlerine söyle!” diye uyarıda bulunmuyor mu? Bulunuyor. Demek ki çok eşliliğe bir şey demiyor. Demiş olsaydı “Eşlerini serbest bırak, biriyle yetin. Bu senin için daha hayırlıdır.” derdi.  Ama öyle demiyor.

Nisa suresinin 4. Ayeti şöyle başlıyor : “Eşlerinizin çocukları yoksa terikelerinin yarısı siz kocalarındır….”

Nisa suresinin 15. Ayeti : “Zina eden kadınlarınız hakkında  dört şahit isteyin…”

Nisa suresinin 129. Ayeti : “Ey kocalar! Bütün benliğinizle  isteseniz dahi eşleriniz arasında tam adalet sağlayamazsınız….”

Nisa suresinin 25. Ayeti : “Sizden eşraftan olan hür mümin kadınlarla evlenecek servet ve gücü bulunmayanlar ellerinizin altında olan  mümin cariyelerle evlenebilirler….”

Cariyelerden böyle bahsediyor da kölelerden bahsetmiyor mu ? Olur mu? Onlardan da bahsediyor. Nisa suresinin 92. Ayeti şöyle :

“…..Kim yanlışlıkla bir mümini öldürürse bir esir (köle) azad etmesi ve öldürülenin ailesine teslim edilecek  bir diyet vermesi gerekir…..”

Gelelim Kur’an’da el kol kesme diye bir şey yoktur” söylemine :

Maide suresi 33-34. Ayet “Allah ve resulüne savaş açanların  yeryüzünü ifsad etmek için koşuşanların cezası öldürülmeleri veya asılmaları yahut sağ elleriyle sol ayaklarının kesilmesi yahut da bulundukları yerden sürülmelerinden başka bir şey olmaz. Bu, onların dünyadaki rüsvaylığıdır. Ahirette ise müthiş bir ceza vardır…….”

İslam şeriatı denilince böyle bir tablo karşısında ürküntü duyulmaması mümkün mü? “Şeriatın bunlar olduğunu zanneden bir dini zihniyet de var” diyor İhsan bey. Şeriat, zaten bunların toplamı değil mi?

İhsan bey devam ediyor :  “İslamın temelleri ve değişmez evrensel hükümleri maruf kavramı etrafında toplanır ve bunlar adalet, doğruluk, dürüstlük, kardeşlik, sevgi ve merhamet gibi evrensel değerlerdir. Eğer bir yerde bunlar varsa orada İslam var demektir.”

Önce şunu saptamak lazım : İslam, evrensel değildir. Siz istediğiniz kadar evrensel deyin. Sizin demenizle ya da siz dediğiniz için “evrensel” olamıyor İslam, bu mümkün değil. Bir yerde doğruluk, kardeşlik, sevgi, merhamet varsa orada İslam var demektir” diyerek de orada İslamın varlığını ispat edemezsiniz. Ortadoğu önünüzde bir tablo gibi duruyor, nasıl böyle bir iddiada bulunabiliyorsunuz?

“İslam; gerici, çağ dışı, baskıcı, kendi dışındakilere asla hoşgörüsü ve tahammülü olmayan ahkamdan ibarettir ve hakikaten de öyledir diye inananlar var” diyorsunuz. Bu inananlar neye göre inanıyor, yaşananları görmüyor mu düşüncesindesiniz? İslam ilerici midir? İleriye dönük ne gibi ilkeleri vardır? Baskıcı değil midir? “Dinden döneni vurun” diyen İslam değil midir? Eleştiriye tahammülü var mıdır? Salman Rüştü niye yurdunu terketti, İngiltere’ye sığındı? İlhan Arsel niçin Amerika’ya gitme gereği duydu?  Turan Dursun niçin öldürüldü? Arif Tekin niçin kuzeyde bir ülkede yaşıyor? Bırak bugünü, eskilere bak.  Nesimileri, Pir Sultan Abdalları anımsa. Zındıklıkla suçlanıp  Abbasi halifesi Muktedir Bi’ilah’ın emriyle  asılan Hallac-ı Mansur için ne diyeceksin? Bütün bu insanların ölümleriyle ilgili inandırıcı bir kılıf bulabildi mi İslam alimleri?

İhsan Eliaçık bey yazısını  akıllara seza şu tümceyle bitiriyor : “İslam, esas itibarıyla adalet bütün yönleriyle uygulandığı zaman gerçek anlamda uygulanmış olur.”

Gördünüz mü hükmü? Bu tümceye bir şey eklemeye gerek yok herhalde.

Kitap baştan aşağı bu tip saptırmalar ve çelişkilerle dolu. Birkaç Arapça sözcük serpiştirdin mi konuşmalarına, birkaç İslam alimi yerleştirdin mi belleğine ve birkaç ayeti arapça aslından okudun mu  bu alanda söz sahibi oluyorsun. Artık tutabilene aşkolsun. Otoritesin. Ne desen doğrudur. Çevrendekiler uçurmak için seni, adeta birbiriyle yarıştadır. İşin iş yani.

 

                                                                                                                       SABRİ GALİP NAKİPLER

 



YAZARLAR

  • Pazartesi 32 ° / 18 ° Bulutlu
  • Salı 29 ° / 16 ° Parçalı bulutlu
  • Çarşamba 25 ° / 14 ° Parçalı bulutlu
  • BIST 100

    1.392%-1,12
  • DOLAR

    8,0867% 0,36
  • EURO

    9,7338% 0,63
  • GRAM ALTIN

    461,92% 0,33
  • Ç. ALTIN

    762,168% 0,33