SANİYE VİLDAN GÜZEL - İNADINA ŞİİR


 DİRENİŞ- ANALAR VE OĞULLAR


Özel gün ve haftalarda bir tuhaf olurum nedense! Çocukluk ve gençliğimde güle oynaya kutladığım, bana mutluluk, sevinç veren günler; yaş aldıkça en hüzün dolu günlerim oldu. Bayram günleri, doğum günleri vb. günler...

Bugün de Anneler Günü... Annem yok kutlayayım; kızım var çok uzakta, yurt dışında...

Aşağıda seçtiğim dizeler, Turgut Uyar'ın EKİNOKS şiirinden...

“insan yaşlandıkça kurtulur” demiş birisi

korkudan belki yılgınlıktan ve başka bir şeylerden" diyor Turgut Uyar.

“oysa ölüm var” da diyebilir aynı kişi" diyor birkaç dize sonra şair; hangisi benim duygularımı dile getiriyor, bilemiyorum şu an.

"oysa yaşlandıkça bulunur mavinin en iyisi

akasya çürür tren hızlanır eller ufalır gibi
kim yitirir sözgelimi bir başkasının bulduğunu
evet kim yitirir kim bulur
herhangi bir akşam alacası değil ki bu

imdi ey kış diyorum seni de orda geçirseydik
kim düşünecekti bir kumsalda
sabahın tanıksız kendi kendine olduğunu

“oysa” diyor birisi
“sabah yeniden hatırlamadır yaşamayı”
bana kalırsa “oysa” diyenlerden hep korkmalı." -TURGUT UYAR

Ölüm var da, bu kadar yakın olmamalı... Sanatçı, ölüm düşüncesinin kendilerinde uyandırdığı duyguları, yazıya taşır; şiire taşır. Ya korkar, ya kabul eder, ya red, ya başkaldırır, direnir, ya da arınma sebebi sayar; ölüme ilişkin deneyim ve düşüncelerini böyle yansıtır şiirlerine...

"yazı orda geçirdik kışa gerek kalmadı

safça acemice şarkılar söylendi oyunlar oynandı
sözde sevinç hâline getirildi yıllanmış hüzünler
aşklar unutuldu ve bazılarına yeniden başlandı"

............

“dünya bir sanrıdır” diyor birisi
“belki bir sancı”

ne bırakmıştım orda sahi
mor gibi soylu bir şey mi
bir eziklik mi yoksa

herkes ne kadar da mutluydu “oysa”

ne bıraktıysam o kadar kaldı orda." -TURGUT UYAR

Anne, güzel günlerin öznesidir oysa diyorum. Annelerden, büyükannelerden dinlenen masallar, öyküler bizi yaşamın gerçeklerine hazırlar. Taktığı mavi boncuk nazarlığın bizi koruyacağına inanır anneler. Biz de o mavi boncuğu düşündükçe, özgür, dingin olacağımızı düşünürüz; o mavinin, o mavi rengin çağrıştırdıklarıyla...

Kundağına şık, altınla süslü bir mavi boncuk takmıştım, kızıma doğduğunda. Ona, bu mavinin özgürlük, dinginlik  getirmesini dilemiştim. Yaşama ferah ferah katılmasını ve hep özgür olmasını dilemiştim. Şimdi elli yaşında ve dileklerim gerçek oldu; çok şükür!

Anneler! Anneler!.. Annelerin hepsi mutlu, sevinçli, sağlıklı ve dingin değil ne yazık ki...

Cahit Külebi, YURDUMUZ adlı şiirinin son bölümününde Anadolu kadınını anlatıyor:

"Uzak köyler

Harap köyler

Uzak köylerimizde doğan hemşeriler

Neler konuşurlar

Neler düşünürler

Ne yerler?

 

Ya yurdumuzun kadınları

Hep yanık tenlidirler;

Ya yurdumuzun kadınları

Hep yanık tenlidirler;

Hepsi de çınar gibi

Yahut veremlidirler.

 

Uzak kadınlar,

Sıcak kadınlar,

Ya onların doğurduğu Karacaoğlanlar,

İşçiler, balıkçılar, çobanlar."  -CAHİT KÜLEBİ

İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu-İstanbul Üniversitesi, Türk Dili ve Edebiyatı bölümü mezunudur CAHİT KÜLEBİ. Mesleğini severek yapmıştır diyoruz; tüm sıkıntılarına karşın.

 Külebi memuriyet hayatının ekonomik yönünü şu şekilde ifade eder: "Meslek yaşamımda bütün değerli, sevgili meslektaşlarım gibi ben de sıkıntı, hep sıkıntı içinde, yokluk içinde çalıştım. Ayrıca da müfettiş olarak meslektaşlarımdan bir çoğunu çok yakından tanıdım. Onların içinde, ortanın altında bir yaşantı sürdürdüm. Bu da bugüne değin sürdü geldi." 

Memuriyet hayatının sıkıntıları sadece ekonomik değildir. Zaman zaman gerek şiirleri, gerekse siyasi görüşleri yüzünden soruşturmalar geçirmiştir. "Yurdumuz" şiirinin, Süleyman Şevket’in hazırladığı ‘Güzel Yazılar’ kitabına alınması ve şiirin Muğla’da bir öğretmen tarafından bir törende okutturulması üzerine hakkında soruşturma açılmıştır.

 Bir de çocuklarını yitirmiş anneler var ki; hani kötü olay ve olgular için kullanılan bir deyimimiz var ya "düşman başına" diye, Allah düşmanımızın başına vermesin diyorum.

Yavrusunu yitirmiş anneler deyince; 49 yıl önce, bu hafta yitirdiğimiz gençler geldi aklıma...

"Darağacında Üç Fidan" ve anneleri... Dilimize yerleşmiş bu sözcüğün mimarı, şair Nihat Behram. Asıl adı Mustafa Nihat Behramoğlu; Ataol Behramoğlu'nun  kardeşi...

"DARAĞACINDA ÜÇ FİDAN"ın yazarı...

Kitabın 33. basımının arka kapağından:

"Biz şahsi hiçbir çıkar gözetmeden, halkımızın bağımsızlığı ve mutluluğu için savaştık!"

"1968'ler....Yazılı tarihin en barbar asrının en umutlu, en ışıklı, en cesur günleriydi. Coşkun bir devrimci dalganın bütün dünyayı sarstığı, onlarca ülkede milyonlarca insanın ayağa kalkarak, 'Gerçekçi ol, imkânsızı iste!, diye haykırdığı günlerdi..."

"İşte Nihat Behram, o günlerin ölüm karanlığını sivil tarihçiliğimize belgesel bir katkı olan bu kitabıyla yırtmıştır. Denizler'in asılmadan önceki son sözlerinin de ilk kez açıklandığı, yayımlanır yayımlanmaz yasaklanan ve ancak yirmi iki yıl sonra aklanan Darağacında Üç Fidan, içten sesi, ince duyarlılığı ve ödünsüz tavrıyla, bütün iktidarların geçici olduğunu, milyonların kalbinde yaşayacak olanların daima özgürlük savaşçıları olduğunu göstermiştir..."

Ve yine sesleniyor NİHAT BEHRAM:

"Bir yol kavşağındasın fakat
Mutlaka değişecek kaderin.
Bunu bekliyor şu ıslak çukurlarda yürüyen şu yoksul çocuk
Bunu bekliyor gözevleri kurutulmuş analar
Bunu bekliyor zincirin oyduğu bilek
Bunu bekliyor açlık, kuraklık, ılık ılık akan kan
Bunun için en gençlerimizi ölümle tanıştırdık.
Kuşan kendini artık,
Biraz da gövdeni yüreğinle kırbaçla
Ey halk, haykır acını; bu karadumanı dağıt." diyor, "baş eğme haykır ey halk, acını haykır" diyor.

Ve CAN YÜCEL de:

"En uzun koşuysa elbet

Turkiye'de de devrim
O, onun en güzel yüz metresini koştu
En sekmez lüverin namlusundan fırlayarak ...
En hızlısıydı hepimizin,
En önce göğüsledi ipi...
Acıyorsam sana anam avradım olsun
Ama aşk olsun sana cocuk, aşk olsun." diye seslenir üç fidana.

SARDUNYAYA AĞIT

 İkindiyin saat beşte,
Başgardiyan Rıza başta,
Karalar bastı koğuşa
İkindiyin saat beşte.

Seyre durduk tantanayı,
Tutuklayıp sardunyayı
Attılar dip kapalıya
İkindiyin saat beşte

Yataklık etmiş ki zaar
Suçu tevatür ve esrar,
Elbet bir kızıllığı var
İkindiyin saat beşte.

Dirlik düzenlik kurtulur,
Müdür koltuğa kurulur,
Çiçek demire vurulur
İkindiyin saat beşte

Canların gözleri yaşta,
Aklı idamlık yoldaşta,
Yeşil ölümle dalaşta
Sabahleyin saat beşte.    -CAN YÜCEL

Can Yücel’in sevgisi insanlarla sınırlı değildir; o, çiçekleri- sardunyaları, günebakanları, papatyaları, kınalı kayaları, börtü böceği, balıkları kısaca doğayı da çok sever; tutkuyla, aşkla sever. Şu şiirlerin adlarına bakın bir! Sakız Ağacı, Yapraktı, Yeşil Şiir, Sardunyaya Ağıt, Kaktüsler ki…, Martı ki…, Saksıdakilere, Papatyalar Açarken, Bahar Yazısı, Çiçek ve Kuş, Belkim Bir Kertenkeleydim, Yaprak Dökümü, Üç Çiçekle Estetika, Bitkisel…

SARDUNYAYA AĞIT,  sadece sardunyaya yakılmış bir ağıt mıdır?..

           BUGÜNLÜK BU KADAR. HOŞÇA KALIN.

 



YAZARLAR

  • Cumartesi 0 ° / 0 ° Yok
  • Pazar 0 ° / 0 ° Yok
  • Pazartesi 0 ° / 0 ° Yok
  • BIST 100

    1.391%-1,63
  • DOLAR

    8,7540% 0,40
  • EURO

    10,3892% -0,08
  • GRAM ALTIN

    495,47% -0,34
  • Ç. ALTIN

    817,5255% -0,34