Ahmet DOKUZOĞLU-NE DEMİŞTİK?


SİZ NE DERSİNİZ?


         Bu gün 8 Mayıs Cumartesi. Köydeyim. Ramazanın 27’nci günündeyiz. 

Bazılarına göre Kadir gecesinin olduğu gün. Kesin belli değil ama resmi makamlar öyle söylüyor diye kabul etmiş oluyoruz. Hâlbuki Yüce Peygamber;

“Son on günde arayın,”demiş. Ve devam etmiş.”Son on günde tek rakamlarda arayın.”

         Yani son on gün içinde aranması gerekiyor, hangi gün olduğu saklı tutulmuş. Eskiden olsaydı, camiler pırıl pırıl olur, insanlar akın akın oraya çağrılırdı. Ama şimdi neredeyse geleni kovacaklar. Virüs camiden yayılmasın diye namazdan, oruçtan, kandillerden vazgeçtiler.

         “Aç ayı oynamazmış,” derler ya. Oruçlu olduğumuzdan mıdır nedir, yaprak düşmüyor yerlere. Çiftçiler perişan, öğrenciler, öğretmenler, gazeteciler, sanatçılar, emekçiler perişan! Üstüne bir de dışarı çıkma yasağı koymuşlar. Sokaklar polis, jandarma ve bekçi dolu.

         Geçenlerde İstanbul’da ekmek dağıtım kavgası vardı. İlçenin birine ya da bir kaçına İstanbul Büyükşehir Belediyesinin ucuz ekmeklerini sokmak istememişler. Birilerinin işine gelmemiş. Ama ucuz ekmek almak isteyen halk, ayağa kalkmış haykırmaya başlayınca yerlerine oturmuşlar. Şimdi ekmek satılır olmuş.

         Daha önce de halk belediyelere yardım parası göndermişti. Birileri bu yardım işini engellemek için elinden geleni yaptı. O paralara bloke koydular ve halka dağıttırmadılar.

         Akılları sıra şöyle diyorlardı; “Bir yerde iki devlet olmaz.” Biride bunlara çıkıp derse ki, ”Devlet mi kaldı ortada?” Söz şıp diye yerine oturur. Çünkü devlet kalmadı artık.

         Devletin bütün kurumları çökertildi. Birilerine peşkeş çekildi. Başta Bakan yaptıkları insanlar soydu devleti. Hem de gözümüze baka baka soydular. Gazeteciler bunu yazınca, Bakanı görevden aldılar ama bambaşka bir koltuğa makam sahibi yaptılar. O nedenle devlet kalmadı diyorum.

         İlk geldiklerinde güzel işler yapmışlardı. O da diş hekimlerini göreve çağırmışlar, fakir fukara olup da, bu güne kadar diş yaptıramayan insanların dişlerini tedavi ettirmişlerdi. Diş hastaneleri fırıl fırıl çalışıyor, insanlar dişlerini yaptırıyor, Diş Tabipleri de para kazanıyorlardı.

         Şimdi ise o hastanelere bir diş tabibi koymuşlar, kalanını virüs için görevlendirmişler. Diş tabiplerinin görevi virüs araştırmak mı? Neden bu insanları dışlıyor, yardımcı personel yerine koyuyorsunuz? Hâlbuki bu güne kadar 20 yıl iktidarda kaldıysanız sağlıkçıların sayesinde kaldınız. Şimdi onları hastanelerde yardımcı personel gibi kullanıyor, ödeneklerine el koyuyor, gelirlerini etkiliyorsunuz.

         Bu bile devlette sıkıntı olduğunun belirtilerindendir. İş yapmıyor diye insanların maaşını kısacaksanız, bir yerler var. Onu siz benden daha iyi bilirsiniz. Dokunacaksanız, onlara dokunun. Onlara dokunamıyorsanız da; beş yıl diş hekimliği okumuş, diş hekimlerinin gelirini neden kısıyorsunuz. Nasıl devletsiniz siz?

         Birileri çalışarak maaş alıyorlar biliyorum. Birileri de iki yerden, üç yerden, beş yerden çalışmadan maaş alıyor. Ne güzel dünya değil mi? Bir memlekette devlete hizmet etmenin standart bir karşılığı vardır. Biz memurken en yüksek maaş müsteşar maaşıydı. Ona göre insanlara maaş verirlerdi. Ama en yüksek maaş onların olurdu. Şimdilerde müsteşar maaşı 10.987.TL olmuş. Bu böyleyken, devletin bütün memurlarını ona göre değerlendirirken, ne oluyor da, yeni atadığınız birine 56.000 TL maaş verebiliyorsunuz? Bir Bakan nasıl oluyor da 165.000 TL ayda kazanabiliyor? Nasıl oluyor da tahsili şüpheli olan güreşçiyi büyük bir bankanın yönetim kuruluna atayabiliyorsunuz? Nasıl oluyor da hırsızlıktan suçüstü yakalanmış birini, büyükelçi olarak atayabiliyorsunuz? Nasıl oluyor da büyük elçilerinizi TC vatandaşı olmayan insanlardan seçebiliyorsunuz? Bunları yapmanızı size kim zorluyor?

         Adam boşuna dememiş sanki; “keşke Yunan kazansaydı,” diye. Bu zihniyetle Yunan kazanmış, memleketi ele geçirmiş ve onun yönetimiyle bu davranışlar sergilenmiş olsa idi, bundan farklı bir durum ortaya çıkmazdı.Bu ondan da kötü bir olay.

         Bu memleket insanının güvendiği bir tek kurum vardı. Hepimiz doksan yıldır ona güvenirdik. Siyasilerin dışa bağımlı hallerini onların engelleyeceğine inanırdık. O kurum da Türk Silahlı Kuvvetleri idi. Yani içimizden çıkmış, emperyalist dünyaya karşı savaş kazanmış,Atatürk’ün kurduğu kuvvetlerimizdi. Şimdi onun eski Genel Kurmay Başkanı, Milli Savunma Bakanı olmuş. Sanki Genel Kurmay Başkanının bir üst rütbesindeymiş gibi ordu üzerinde tasarrufta bulunabiliyor. Ordunun özenle yetiştirdiği generalleri yok sayabiliyor. Onların üstüymüş gibi yönlendirebiliyor. Bu çok yanlış bir harekettir.

         Yarın bir öğretmeni,yada askerlikten anlamayan sıradan birini Milli savunma Bakanı yaparlarsa, o da; ”Ben ordunun sevk ve idaresini yapacağım,” derse, ne yapacaksınız? Askerin işinden ne anlar o sıradan insan! Bu bile devletin ne hallere geldiğini göstermektedir.

         Bu günlerde ABD ile aramız limonî!.. Her şey Joe Biden denen adamın gülmesine bağlı. O gülerse bizim devlet de gülecek, o ters bakarsa memleketin her şeyi çökecek!

         Bakmayın bazı lüzumsuzların televizyonlarda ahkâm kestiklerine. Bu ülkede 42 tane üssü var ABD’nin. Bu üslerde teknolojinin en son silahları mevcut; Rusya’yı, İran’ı, Çin’i ve Bütün Ortadoğu’yu bu üslerden takip ediyorlar. Ama ne yazık ki bu üslere Türk askeri müdahale edemiyor. Onları kontrol edemiyor. Acil durumlarda bile müdahale hakları yok. Şimdi tekrar soruyorum, bunlardan devletin haberi var mı? Bir gün başımıza gelecekleri hesap edebiliyor musunuz?

         Bunları düşünmeyen devlete devlet mi denir? Bana arada bazı yerlerden uyarılar geliyor. Yani duyarlı arkadaşlar bana yazı gönderiyorlar. Görmemeye, duymamaya çalışıyorum. İçlerinde art niyetli muhalif yazılar da olabilir diyorum. Devletin askeri var, sahipleri var, izin vermezler diyorum. Ama iyi yapmıyorum. Diyorlar ki; “Trakya’nın altı petrol kaynıyor. Kanal İstanbul’la oraları bizden koparıp dış güçlere peşkeş çekecekler. Elimizdeki petrolü alacaklar, Azerbaycan gibi  kendi petrolümüzde küçük bir hissemiz kalacak.”

         Yine diyorlar ki; “Bor madeninin 1 kilosu, bir arabaya 19.000 km yol kat ettiriyor. Bu madenin dünyadaki rezervinin %75’i Türkiye‘den çıkartılıyor. Ama birileri bu madenin kullanma hakkını ABD’lilere 40.000.000.dolar gibi gülünç bir rakama satmak istiyor. Bunu engelleyelim.”

         İnsan düşünmeye başlıyor, düşünmenin para etmediği bu memlekette! Ülkenin kaderini değiştirecek, insanların refah düzeyini yükseltecek, bu serveti kim birilerine peşkeş çekmeye çalışıyor. Bunu önleyecek bir kurum yok mu?  Bu ülkede.Böyle bir olayda birilerinin vicdanına mı sığınıp kalacağız? Bu nasıl bir yönetim böyle? Bu nasıl bir millet topluluğu? Bunları engellemek için ne yapıyor insanlar? Nerede bu Atatürk’ün güvendiği gençlik? Nerede bu İstiklal Harbini kazanmış, yedi düvele meydan okuyan nesil? Öldünüz mü? Ya da Cumhuriyetimizin yiğit savcıları, hâkimleri, hukukçuları nerdesiniz?

         Böyle giderse ben bile pes edeceğim. Kendimi zor tutuyorum. Bu son yazım olabilir. Çok önemli konulara değindiğim halde yok sayılmak, insanın ağrına gidiyor. Yazı yazmak, kitap tanıtmak, kültür işiyle uğraşmak günden güne bana zarar vermeye başlıyor. Hiç bir kurum, hiç bir ticarethane, hiç bir insan zararına çalışamaz. Çalışırsa yok olur. Ben ülkemin yok olmasını kabullenemiyorum. Birilerine peşkeş çekilmesini ise hiç hazmedemiyorum.

         Ama bu işler bir kişiyle, beş kişiyle olmuyor. Duyarlı olmak hepimizin görevi! Artık hep birlikte ayağa kalkmalıyız. Siz ne dersiniz?

 



YAZARLAR

  • Cumartesi 0 ° / 0 ° Yok
  • Pazar 0 ° / 0 ° Yok
  • Pazartesi 0 ° / 0 ° Yok
  • BIST 100

    1.391%-1,63
  • DOLAR

    8,7540% 0,40
  • EURO

    10,3892% -0,08
  • GRAM ALTIN

    495,47% -0,34
  • Ç. ALTIN

    817,5255% -0,34