Hüseyin Erkan, Eğitimci/Yazar


KİMDEN YANASINIZ SİZ?


Düşmesin bizimle yola:

evinde ağlayanların  gözyaşlarını

                               boynunda ağır bir zincir

                                                               gibi taşıyanlar!

Bıraksın peşimizi

                kendi yüreğinin kabuğunda

                                                               yaşayanlar!

 

                                                               NÂZIM HİKMET

 

                Sabahattin Ali, Esat Âdil ve Vedat Baykurt’la birlikte Yeni Dünya adlı gazeteyi çıkarabilmek için arkadaşı şair Mustafa Seyit Sutüven’den 25 bin lira borç alır. (25 bin lira, 1940’larda çok büyük paradır.)

                Yeni Dünya gazetesi henüz 4 sayı çıkmışken, 4 Aralık 1945 günü, Beyazıt’ta İstanbul Üniversitesi önünde toplanan kalabalık, “Vatan, millet, Sakarya! Allah Allah, komünistlere ölüm!..” nâraları atarak Cağaloğlu’na  yürüyüp Tan gazetesi ile birlikte Yeni Dünya gazetesini de yerle bir eder.

                Hızını alamayan kalabalık, Beyoğlu’na çıkıp sol içerikli kitap ve dergiler satan ABC ve Berrak Kitabevi’ni de yakıp yıkar.

                Bu yıkımdan sonra, Tan da yayımlanamaz bir daha, Yeni Dünya da…

                “Emniyet güçleri nerde? Polis ve jandarma görmüyor mu, duymuyor mu?” diye ne siz sorun, ne de ben söyleyeyim!

                Avrupa’daki savaştan sonra, 6 ve 9 Ağustos 1945’te Japonya’ya attığı iki atom bombasıyla Asya’daki savaşı da kazanan Amerika, dünyanın tartışmasız tek gücü olduğunu kanıtlamıştır artık.

                Bu durumda, Türkiye olarak elbette en büyük güç olan ABD yanında yer alacaktık biz! Böyle bir anda emniyet güçlerimizin Amerika karşıtı Tan ve Yeni Dünya gazeteleri ile Beyoğlu’nda solcu yayınlar satan yayınevlerini yakıp yıkmasını görmemesi, buna engel olmaması normal değil mi?

                Solcu yazar Sabahattin Ali, gazete çıkarmak üzere aldığı 25 bin lira borcu nasıl ödeyeceğim diye kara kara düşünürken, gazetesi yerle bir edilip yayımlanamaz hale gelmesinden bir hafta sonra, memurluk görevine de son verilir.

                Genç yazar anlar artık, Ankara’da her kapının kendisine kapanacağını. İstanbul’a dönmekten başka çare yoktur.

                Dönmesine döner de, iş yok, para yok… Nasıl döner bu değirmen? Bildiği iş öğretmenlik, çevirmenlik, yazarlık… Üçüne de geçit yok. Düşünmeye, araştırmaya başlar.

                Süreli bir yayın düşünür yine. İyi de para nerde? Konuştuğu birkaç arkadaşından Gerçek gazetesi yazarı ve sekreteri Aziz Nesin’in de böyle bir iş peşinde olduğunu öğrenir.

                Hemen ziyaret eder; Aziz Nesin’i. “Düşündüğün işi birlikte yapabilir miyiz?” diye sorar.

                Sevinir, Aziz Nesin. Bir sözleşme yaparlar aralarında. Markopaşa adlı bir mizah dergisi çıkarmaya karar verirler. Tüm teknik işleri Nesin yapacaktır. Karikatürist Mustafa Uykusuz (Mim Uykusuz) da katılır onlara.

                Aziz Nesin’in parası yoktur. Sabahattin Ali, derginin bir an önce çıkabilmesi için, cebindeki 1000 liranın tümünü verir, yazar arkadaşına.

                Markopaşa basılır ama dağıtıcı sözünden dönüp vazgeçer; dergiyi dağıtmaktan. Kolay mıdır, iktidara muhalif bir gazete ve dergi çıkarmak? Nice engeller dikilir yollarına. Sabahattin Ali, “Eyvah, yine yandık!” diye düşünür ama Aziz Nesin’de pes edecek göz yoktur. İki bin dergiyi kucakladığı gibi çıkar sokağa. Rastladığı bütün bayilere bırakır beşer, onar.

                Eminönü’ne vardığında, “Markopaşa!..” diye bağırır tüm gücüyle. Gerçek gazetesinde bu isimde bir köşe yazdığı için, kulaklara yabancı gelmez Markopaşa. Önce yavaş yavaş, sonra hızla satılır dergi. İki gün içinde tükeniverir.

                Bir sonraki sayıyı 10 bin basarlar. Durumu gören dağıtıcılar, yazıhane önünde kuyruk oluştururlar.

                Muhalifler dergiyi çok beğenirken, iktidar yanlıları ateş püskürüp Sabahattin Ali ve Aziz Nesin’in cezalandırılmasını ister. (1946)

                10 bin adet basılan 2. sayı da birkaç gün içinde tükeniverir. Yazarların keyfine diyecek yoktur. 3. sayı 15 bin basılır ama çıkar çıkmaz o da tükenir hemen. 10 bin daha basılır.

                Markopaşa, 4. sayısıyla da okuyucusunu güldürerek düşündürmeye devam eder ama bu durum iktidarın canını adamakıllı sıkar.

                Yöneticilerden gelen tehditler sonucu, Markopaşa’yı basan matbaalar çeşitli bahaneler ileri sürerek dergiyi basamayacaklarını bildirirler. Sokaklara asılan Markopaşa’yı tanıtan afişler de gizli eller tarafından toplanıp yok edilir.

                Sabahattin Ali, adım adım izlenmekte olduğunun farkındadır; aldırmaz görünür ama gitgide canını sıkar bu durum.

                Askerlik arkadaşı Avukat Niyazi Ağırnaslı ile buluştukları bir gün, “Sıkıldım artık. Gitmeyi düşünüyorum bu memleketten. Pasaport için başvurdum. Alabilirsem, basıp gideceğim. Bıktım artık. Nefes aldırmıyorlar.” der.

                Dönemin iktidarı hem sevmez Sabahattin Ali’yi, hem de pasaport vermez. O sıralarda, sonradan Millî Demokratik Devrim Derneği’ni kuracak olan Rasih Nuri İleri, buyur eder; evine yazarımızı.

                Henüz 26 yaşında bir gençtir; Rasih Nuri ama bilgili ve bilinçli... İktidarın sakıncalı saydığı bir yazarı evinde saklayacak kadar da gözü pek…

Hapse girip çıkmaktan uslanmayan yazarımız, Markopaşa’da yazdığı, “Topunun Köküne Kibrit Suyu” başlıklı yazısından dolayı Cemil Sait Barlasın açtığı davadan 3 ay, “Biliyor musunuz?” adlı yazısı için Falih Rıfkı Atay’ın açtığı davadan da 4 ay hapis cezasına çarptırılır.

                Sabahattin Ali, bir aydın olarak ülkesini, halkını ve devletini her zaman iyi görmek istiyordu. Bu yüzden, yanlış uygulamaları gördükçe tepesi atıyor; yanlış yapanı, kim olursa olsun, acımasızca eleştiriyordu.

                Köşe başlarını tutmuş güçlüleri, “Ağamsın, paşamsın” diyerek övüp duranlar “aydın” değil, “iktidar yardakçısı”ydı; O’na göre. Birçok yazarçizer gibi Cemil Sait Barlas ile Falih Rıfkı Atay’yı  da bunun için eleştiriyordu işte.

                Sırça Köşk romanını, Rasih Nuri’nin evinde gizlenirken yazıp bitirerek Remzi Kitabevi’ne gönderir.

                Subaylıktan ayrılma Aziz Nesin, pes etmek nedir bilmeyen bir insandır. Zor da olsa Markopaşa’yı basacak bir matbaa bulur sonunda. Bu gözü pek matbaaya tehditler yağmaya başlar.

                Buna rağmen dergi basılır. Hem de 25 bin adet… Dergiler dağıtıma hazırlanmışken, yayınevini basar polis. Ve Aziz Nesin’i alıp götürürler. Hemen ardından da Sabahattin Ali’yi…

                Zaten birkaç ay önce de İlerici Gençlik Birliği’nin birçok üyesi tutuklanmış, Mihri Belli başta olmak üzere hepsine hapis ve sürgün cezaları verilmiştir.

                1946’da çok partili düzene geçilince, Türkiye Sosyalist Partisi ile Türkiye Sosyalist İşçi ve Köylü Partisi’nin resmen kurulup çalışmaya başlaması iktidarı iyice zıvanadan çıkarır.

                İstanbul Emniyet Müdürlüğü, Markopaşa’yı bahane ederek yüzlerce sosyalisti tutuklayıp işkenceden geçirir.

                O yıllarda ABD’de milliyetçi olmayan herkese, “Komünist ve Rus ajanı” gözüyle bakılmıştır. Biz, süper güç Amerika’dan geri kalacak değildik ya, bizde de aynısı uygulanır.

                Bütün bunlar ne Sabahattin Ali’yi yıldırır, ne Aziz Nesin’i… Hapisten çıkar çıkmaz, kaldıkları yerden devam ederler.

                Meclis’te Cemil Sait Barlas, Markopaşa için, “Kökü dışarıda!..” diye bağırıp Sabahattin Ali ve Aziz Nesin için gereğinin yapılmasını ister.

                Markopaşa, “Bütün arkadaşları bakan oldu; Cemil Barlas olamadı. Yaygarası bu yüzden.” diye dalga geçer. (Cemil Sait Barlas’ın vatana ve millete yaptığı bu büyük hizmet karşılıksız kalmaz! 1960’tan sonra kurulan hükümetlerde “Bakan” yapılarak ödenir karşılığı!)

                Bugünkü Sabah gazetesinin yazarı Mehmet Barlas’ın babası olan Milletvekili Cemil Sait Barlas’la Markopaşa arasındaki bu kavgaya ülkedeki tüm gazeteler balıklama dalar.  

                Pekiyi, söyleyin bakalım: Ülkemizin o günkü anlı şanlı gazete yazarları, muhalif Sabahattin Ali ve Aziz Nesin’in safında mı yer alırlar, yoksa iktidar milletvekili Cemil Sait Barlas’ın yanında mı?

                Ne dersiniz?

                Çok mu kolay bir soru bu?

                Pekiyi, onların yerinde siz olsaydınız, kimin ya da kimlerin safında yer alırdınız?



YAZARLAR

  • Çarşamba 24 ° / 8 ° Parçalı bulutlu
  • Perşembe 20 ° / 8 ° Parçalı bulutlu
  • Cuma 21 ° / 7 ° Bulutlu
  • BIST 100

    1.325%0,34
  • DOLAR

    7,9094% -1,20
  • EURO

    9,4273% -1,02
  • GRAM ALTIN

    459,43% -1,24
  • Ç. ALTIN

    758,0595% -1,24