ALİ TAŞ ADN.


“101 ODALI KONAK”(*)


Elif Gülnur Parmaksız, ilk romanı “Adonya”dan (2014) sonra, ”101 Odalı Konak”(2015) ile roman çıkışını yaptığı yazınsal seyrini sürdürmüş. Kendine göre de; “101 Odalı Konak”, henüz ana sınıfına başlamadan önce kurduğu bir hayalin romana dönüşmüş hâli. ElifGülnur, amcası olan, yazar/emekli tümgeneral Alaettin Parmaksız’ın anısına adadığı romanının kendini bildi bileli yazmak istediği bir başat kitap olduğunu girişte vurguluyor.  “Bu an buradaysak,/Şu an orada da olabiliriz./Orada olmamız, burada olduğumuz kadar gerçektir./Ve bambaşka yerlerde varolurken./Bambaşka yerlerde gizlidir gölgemiz./Sayısız ipliğin üzerindeki sonsuz noktalar gibi hepimiz Bir’iz…” diyerek çoğulcu bir anlamla sonlanan dizeleri ise Nietzsche ile Descartes arasındaki gelgitlerde dalgalanırken holistik algılar da yansıtabilir.
Son yıllarda edebiyatta kurgusal ağırlıklı da olarak, farklı bir yer tutan korku ve polisiye hattından tarafa atıyor yazar kendini. Tabii bu eğilim gerçek, yarı gerçek ya da kurgu da olsa; çocuksu çizgiye dek inse; kavram ve işaretlerle kurguyu da aşan bir yıpratıcı postmodern olgusunun dışındaki bir gözlem noktasıdır. Sanatın demokrasisi olarak okumadıklarına da dudak bükme ve de yazarın sanatsal yaratımının ufkunu tıkayan bir olumsuzluk lüksüne fırsat verilmemesi gereğinin de bir sonucu olsa gerek. Yani, bizim dışımızda da edebiyat vardır; yazarın, sanatsal yaratımında bulunma özgürlüğü de.  
Dönelim konumuza… Yaşamla böylesine ilintili bir soyut duygusallığın edebiyata dönüşülmesi de kaçınılmazdır. Bunun sonucudur ki; çizgisisinin tarihsel seyrindeki Horace Walpole’nin “Otranto Şatosu”ndan (1765), Edgar Allan Poe’nin “Kuyu Sarkaç”ına, Mary Shelley”in “Frankenstein”ına, Bram Stoker”in “Draculasına”, Stephan Kıng’in “Hayvan Mezarlığı”na, “O”suna kadar uzanan yazınsal literatörün yöresel bir kıyısına ilişmiştir Elif Gülnur. 
Tabii bendenizin de okuduğu ilk korku romanı bu. Gerçekçilik başat bir okuma eğilimim olsa da, çocukken de anlatılan hikâye ve masalların yanı sıra,  cinli, su perili, hayaletli, hortlaklı yaşanıp anlatılan öykülerden de tüylerimiz diken diken olduğu, henüz yazamadığımız şeyler olduğu da bir gerçektir. İşte bu çocuk korku romanını biraz da o günlerin duygu buharına tutarak okuyorum. 
Roman içeriğinde yer alan karakterlerin gözlem ve izlenimleri kurgusuyla yer yer içiçe giren örgülerle bir roman oluşturabilmek zorlu bir şey olsa gerek. Bu nedenle ki Elif Gülnur’u kutlamak gerekir. Çünkü geri sarmalarla örülen romanda, karakterlerin yaşanmışlık ortaklıkları bulunan olayların gözlemlerle derinleşmesi hata ve yanılgılara da yolaçma olasılığı bulunduğundan, kolay bir şey olmasa gerek. 
Roman kahramanı olan “Demma”nla birlikte, “Vektör” başlığının yer aldığı farklı gözlemlerle süren romana, “Demma” başlıklı bölümle giriş yapılıyor… “101 Odalı Konak” ayçiçeği ticareti yapan 70-80 kişilik bir ailenin geçmişinden izler taşımakta. Daha önce yaşadıkları Bilizlik köyünden bir deprem sonucu ayrılan yakın akrabalardan oluşan geniş aile Enliküp’teki, başlangıçta 10 odalı olan bu devasa konağa gelip yerleşmişler. Zamanla diğer akrabalarını da yanlarına alıp, çoğaldıklarında tek katlı bina iki katlı, 101 odalı bir konağa dönüşmüş dönüşmesine ama zaman içindeki geri dönüşümle de kalakala büyükbabanın dört kişilik ailesine kalmış. Çok geçmeden de, farklı bir yaşamın arayışıyla Kırpıntı şehrine taşınmışlar. Baba Demir, Adı Maya olan anne resim yapan, yazdığı kitapları olan bir yazar 
Büyükbabanın kızı olan Maya, kitapları bulunan bir yazardır. Eşi ise madenci Demir. Başlangıçta bu konakta otururken, daha sonra konağa kilit vurup, Kırpıntı şehtine taşınmışlar. Aradan uzun yıllar geçtikten sonra da, bir maden işi zorunluluğu nedeniyle de yeniden Enliküp’e, 101 odalı konaklarına dönüyorlar. Konağın karşısında oturan ailenin erkek çocuğu olan Vektör’ün, karşılarında esrarlı şato gibi duran konak hakkındaki oldukça yoğunlaşan merakına koşut; Demma’nın annesinin, konağa taşınabilmek için konakta temizlik yaptırmaya gelmesi de, “Vektör” adlı ikinci bölümde bulunmakta. 
 Annesi önden gittikten sonra Demma ile babası gelirler 101 odalı konaklarına. Önden giden Maya bazı işleri hallederken; konağın üç odasını kullanmaları için verdikleri Saime Hanım evişlerine bakacak, eşi de şoförlük ve bazı işlerine yardım edecektir. Eve yerleşirlerken, daha önce annesi yemek götürdüğünde gelerek Maya ile tanışan Vektör, bu kez konağa tatlı getirdiğinde de Demma ile tanışırlar. Romanın bir yerinde, Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın da “Mustafa Kemal’ın Kağnısı”, yüreklerde sallanacak bir sevgi trapezi bulurken; Demma’nın annesi Maya’nın odasını betimler yazar… “…Kapıdan içeriye girer girmez gözüme kucak kucak gümüş rengi ve havai mavi tüller çarpttı. Evet, yıpranmışlardı ama yıkandıkları için tertemizdiler ve yırtıkları falan olmadığından da kullanılabilir durumdaydılar. Bu odanın anneme ait olduğunun en belirgin özelliği havai maviydi ki, bu annemin bayıldığı bir renkti. Odanın bir tarafını tamamen kaplayan büyük pencereler gümüş rengi, yıldızlar gibi parlayan tül perdelerle kaplıydı. Tam ortadaki büyük yatağın dört yanından yükselen sütunlara tutturulmuş havai mavi tülleri gösterişli bir cibinlik halinde yataktan aşağı sarkıyor, onu gizli bir odaya dönüştürüyordu…”(s.26-27)                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                  
Vektör ile konuşurlarken, kızıyla yanına gelen Saime Hanım’a:”Diğer kızınız nerede? Sarışın olan…” dediğinde, Saime Hanım:”Başka kızım yok benim. Anası kara, babası kara…” (s.34) içeriğin başka bir mecraya akmasını sağlasa da roman içindeki yerini bir soru işareti olarak korur… Saime Hanım, yanlarından giderken, Vektör’ün de dikkatini çeken bir şey olur… Bu garipliğin ne olduğunu Demma’ya sorup, anlatmasını söyler Vektör’e. ”Biraz içeriye girsene; sana bir şey anlatacağım?” dediğinde, Vektör, dışarda konuşmalarının daha uygun olduğunu söyler… Konağın arka bahçesine geçtiklerinde ise; “Bu gün geldiğimizde,,, Yani konağa girerken… İkinci kat penceresinde 8-9 yaşlarında bir kız gördüm. Sarışın, örgülü saçlı. Bana bakıyordu. Ben el sallayınca içeriye kaçtı. Onu Saime Teyze’nin kızı sanmıştım. Ama onu gördüm; hem daha küçük hem de esmer. O zaman gördüğüm kimdi?” diye sorarken Vektör’e; romanın praksisi üzerindeki örtüyü yoğunlaşan bir merakla kaldırır.  Demma’nın:”Yukarda kızınızı gördüm” demesine de Saime Hanım’ın itiraz etmemesi; ayrıca, o gün konakta başka bir kız çocuğunun olmaması kafa karıştıran bir diğer olgu olarak bir köşede durur.     
Ertesi gün sabah, Demma ile Vektör, ikinci kata göz atmaya çıkarlar. Girdikleri odanın kapısı kapandığında da içerde kalırlar ama seeslerini duyurabileceklerinden emin oldukları için dert etmezler. Yosun kokusunun bulunduğu üstü örtülü aynaların içerisinde yüzeyi siyah bir ayna dikketlerini çeker. Yosun kokusu ve hava akımının oradan geldiklerini görürler.  Demna üstündeki siyah örtüyü kaldırdığında aynanın yüzeyinde bir dalgalanma olur. Dalga sesleri de duyulmaya başlar. Aynayı silerken de eli aynanın içine girdiğinde öne doğru dengesini kaybederek aynanın içine düşer. Düştüğü bir göldür; birazdan Vektör de düştüğünde kaygılanmaz. Sıkıntılı anlar yaşarlar düştükleri gölde… Vektör’ün sırtı delinir, kanı mavi akar, bayılır… Vektör, hayvana benzeyen Mavi Barbiklerin saldırısına uğrar; hayvana benzeyen Kırmızı Barbik’ler ise onu kurtarır. Birbirleriyle savaş halinde olan Barbiklerin bulunduğu yer ise Burbonya’dır. Bir odada üç gün uyur Vektör. Daha sonra, Demna uykuya daldığında, Vektör çevreyi incelerken, bir odadan kendileri hakkında konuştuklarını duyar. “Ya anlarlarsa?...” diyen birinin ardından diğeri, anlamayacaklarını, yardım ettiklerinden dolayı minnettar olduklarını; gidecek olurlarsa eğer zor kullanabileceklerinden söz eder. Bunun üzerine sessizce odaya dönen Vektör, Demna’ya durumu anlatsa da pek ikna edemez.  Daha sonra yemeğe çağrılırlar. Yemekte, bilim adamları Kuta’nın dişlerinin sağlamlığıyla ilgilenmesi ve “Bula bula bunları mı buldunuz?” demesiyle de özellikle Vektör oldukça kuşkulanır. Okumak için kitaplıktan birer kitap seçerler. 
Demna, Vektör, konu başlıklarının arasına, kitaplıktan aldığı “Taç” isimli kitap da konu başlığı olarak eklenir. “Taç”tan söz ederlerken, aniden odaya giren Kliptos Taç”ı okuduğundan söz ederek Vektör’ün elinden Taç’ı alır. Demma ile Vektör bir geceyarısı aşağıda zincire vurulmuş tutsak iki Mavi Barbik askerinin yanına gizlice inerek onlarla konuşurlar. Askerler onları kendilerinin vurmadığını, yakında Kuta tarafından dişleriyle tırnaklarının söküleceğini söyler. 12. katta bulunan kendilerinden çalınan tacın geri alınmasına yardım ederlerse, kendilerinin de kaçmalarına yardım edebileceklerini söylerler. Ertesi günde, okudukları kitaptan yararlanarak kendilerini vuranların kırmızı mermi kullanan Kırmızı Barbikler olduğunu anlarlar. Sonunda tacı çalmaya karar verirler. Taçı görüp, yerini öğrenirler. Bu arada, Demma, kütüphanede gizlendiği bir sırada Beloçe, Kliptos ile konuşan Kuta’nın, dişlerini ve tırnaklarını sökmek için sabırsızlandığını duyar. Bu ara, “Bir Kırmızı Olmak” adlı okudukları kitaptan, balburaya karabiber karıştırdıklarında Kırmızıların altı saat uyuduklarını öğrenince planlarını ona göre yapmaya başlarlar. Demna daha sonra mutfağa giderek, elde ettiği karabiberlerin tümünü Balbura çayının tamamının bulunduğu yere döker. O akşam tüm Kırmızı Barbikler baygın olduğundan 12. kattan tacı rahatça alarak, sepetle aşağıya inerlerken, Kuta, Demna’yı yakalayıp yukarı götürür. Tutsak Mavi Barbik askerlerini kurataran Vektör, tacı onlara teslim ettikten sonra, onlarla, Kuta’nın peşinden, onun yer altındaki labrotuvarına inerler. Mavi Barbik askeriyle dövüşe tutuşan Kuta”nın başından aşağıya şişedeki Balbaru’yu dökünce, Kuta bayılır. Hızla oradan uzaklaşırlar. Tek dilekleri, Karanlık Dönem’e girmeden önce burdan kaçmalarıdır. Yardıma gelen Mavi Barbik askerleri sayesinde de kaçarak kurtulurlar. Daha sonra bir kedi edebiyatının çalkantılarında dolaşan konuşmalarıyla birlikte Mavi Barbükler’in lideri Belemina’nın konuğu olarak gökyüzünde bulunduklarını öğrenirler. Orda, yaptıkları iyilik karşısında isim alan yavruların, onları köprüde düşmekten kurtardıkları için isim alma törenlerine katılırlar. Yavrular Demma ve Vektör isimlerini alırlar. Daha sona, Mavi Barbüklerin kraliçesi Belemine, onlara bir sürpriz yaparak, küçük bir odadan açılan kapıyla yeryüzüne gönderir.   

*(Elif Gülnur Parmaksız/Öykü/101 Odalı Konak/Kuzgun Kitap/Eylül 2015/130 sayfa/12 TL) 



YAZARLAR

  • Salı 10 ° / 3.7 ° Bulutlar
  • Çarşamba 7.5 ° / -0.3 ° kırık bulutlar
  • Perşembe 7.1 ° / 0.4 ° Bulutlar
  • BIST 100

    2.086%0,62
  • DOLAR

    13,4547% 0,13
  • EURO

    15,3391% 0,03
  • GRAM ALTIN

    786,10% -0,45
  • Ç. ALTIN

    1297,065% -0,45