Hüseyin Erkan, Eğitimci/Yazar


KAYBOLAN YILLAR


 Her yılbaşında bir yılımız mı kayboluyor, yeni bir yıl mı kazanıyoruz?                               

bana sorarsanız, kaybettiğimiz bir şey yok; aksine yeni bir yıl daha kazanıyoruz.                            

imi, “Bir yıl daha yaşlandık.” diye üzülüyor. Anlamsız, olumsuz bir düşünce… 80 yaşıma ilk adımımı attığım şu günlere kadar, böyle bir söz çıkmadı ağzımdan hiç.                        

Nesi kötü ki yaşlanmanın?                                                                                                  

Ne yani, genç yaşta mı göçüp gitseydik, öteki dünyaya?                                                               

Çalışan, üreten, yapacak işi olan insanlar için yeni yıl, yeni bir başlangıçtır.          

Bursa’da yaşayan bir dostum var: Bursa Eski Başsavcısı Ali Rıza Cemeroğlu... Her hafta en az bir kez ben, bir kez de o arar. Uzun uzun konuşur, söyleşiriz.                                              

Bir hukukçuyla ne işim mi olabilir benim?                                                             

Hukukçu olduğu için değil, yazar olduğu için tanıştım ben kendisiyle.                              

Yıllar önce, eğitimci yazar ve ressam sevgili dostum İbrahim Ekmekçi, bu değerli hukukçumuzun Kürsüden Notlar adlı bir kitabını armağan etmişti bana. Okuyunca çok beğenmiştim. Telefon edip kutlamak istedim yazarını.                                                              

Kendimi takdim edince:                                                                                                      

“Şu meşhur komünist öğretmen Hüseyin Erkan mı?” diye sormasın mı?                              

Doğrusu ya, bu sıfatla meşhur olduğumu bilmiyordum o güne dek. Ama bozuntuya vermeyip:                                                              “Ta kendisi!..” diye yanıtlayınca ben, koyuverdi kahkahayı.                                             

“Biliyor musunuz, hep merak ederdim sizi. 1960’lı yılların ortalarında, yaz tatili dolayısıyla memleketim Akseki’ye gittiğimde, “Gominist Öğretmen” diye söz ediliyordu hep sizden.”  diye anlattı da anlattı.                                                                                               Sonra:                                                                                                                      

“Aradan çok zaman geçti; düşüncelerin değişti mi?”  diye sordu bu kez.

“Değişmedi sayın yazarım, aksine daha da gelişti.” deyince:                                           

“İşte buna çok memnun oldum.” demesin mi?                                                                  

Dostluğumuz böyle başladı işte! O benim haftalık yazılarımı internetten okuyup duygu ve düşüncelerini iletti, ben onun arka arkaya çıkan:

  • Gereksiz Adam
  • Çataloluk Muhtarı
  • Kadın Asla Affetmez
  • Işığa Doğru

adlı kitaplarını zevkle okuyup bilgilendim. Uzun zamandır:

“Üstat! Her hafta Milliyet Blog’da okuduğum öykülerini bir kitapta topla artık.” deyip duruyordu ısrarla.                                                           Çeşitli bahanelerle yan çizince ben, “O zaman, 6. kitabımı bastırayım da gör. Hem de yılbaşına” deyiverdi; bir ay kadar önce. Şaka yapıyor sandım, ama yanılmışım. Gerçekten de yeni yılın ilk günlerinde bir paket çıkıp geldi kargodan. Açınca merakla ne göreyim, Ali Rıza Cemeroğlu dostumun “Kaybolan Yıllar” adlı yeni kitabı değil mi?

Benim hesabım iyi değil. 1929 doğumlu olduğuna göre, siz bulun yazarımızın kaç yaşında olduğunu. Gördüğünüz gibi benden daha genç yazarımız; değil mi?  

            “Akıl yaşta değil, baştadır.” der ya bir atasözümüz. Aynen akıl gibi, gençlik de yaşta değil, baştadır; başta! Beyinde, yürekte...

            60’ı geçmiş pek çok insan, yaşlı sayar kendini. İşten güçten çeker elini, eteğini. Hele hele emekli de olduysa, “Tamam artık, benim işim bitti.” deyip çekilir köşesine. Ne okur, ne düşünür, ne yazar...

            “Onca yıl çalıştım; dinlenmek de hakkım benim.” deyip yer, içer, yatar. Ya da kahve köşelerinde kız alıp papaz satar. Tanrısı da:

            “Madem dinlenmeyi çok seviyorsun; gel, daha çok dinlendireyim seni.” deyip alır götürür öteki dünyasına.

            Yazarımız Ali Rıza Cemeroğlu, 19 öyküsünü toplamış bu kitapta. Eşim Güler, “Şöyle bir göz atayım” diye eline aldı; bırakamadı bir daha:                                                                  

“Öykü dediğin böyle olur işte! Su gibi akıyor. Başlayınca sonunu getirmeden bırakamıyor insan.” diye diye okudu.

            Ben de sevdim gerçekten tüm öyküleri. Hepsi de yaşanmış gerçeklerden süzülüp gelmiş. Alınacak çok dersler var her birinden. Beni en çok etkileyip düşündüren, hukukçu yazarımızın kitabının başına yazdığı şu cümleler oldu:

            “Yazdıklarım hiçbir zaman beni yeterince tatmin etmedi. Bu sebeple Tanrım izin verirse içimdeki bitmez tükenmez aşkla yazmayı sürdürmek istiyorum.” (*)

            İş yapmak, insanlara yararlı olmak için izin isteyen bir kuluna, niçin hayır desin Tanrı?



YAZARLAR

  • Çarşamba 31.3 ° / 18.9 ° Bulutlar
  • Perşembe 34.5 ° / 21 ° Açık hava
  • Cuma 36.9 ° / 22.7 ° Açık hava
  • BIST 100

    2.375%0,00
  • DOLAR

    16,1050% 0,18
  • EURO

    17,2981% 0,01
  • GRAM ALTIN

    964,84% -0,14
  • Ç. ALTIN

    1591,986% -0,14