ALİ TAŞ ADN.


 FAZIL HÜSNÜ DAĞLARCAYI 13. YIL YOKLUĞUNDA SAYGIYLA ANARAK

kitaplık


FAZIL HÜSNÜ DAĞLARCA

SEÇİLMİŞ ŞİİRLER

(SELECTED POEMS)

İngilizceye Çeviren: ANIL MERİÇELLİ(*)

 

 

Ardıçkuşu Yayınları ya da Yayıncılık tarafından çıkarılan 17 yaşındaki tek bölümlük, 75 şiirin yer aldığı kitapta Fazıl Hüsnü Dağlarca’ya ait olan 75 şiir çevirileriyle birlikte yer almakta. Yayın yönetmeni olarak Zafer Doruk’un adının geçtiği kitapta “Seçilmiş Şiirlerin” kimin tarafından seçildiği yer almıyor. Ayrıca, Kitapta yer alan Dağlarca’nın şiirlerini İngilizceye çeviren Anıl Merçilli’nin de şiir ve çeviri konusunda önsöz vb. türden herhangi bir yazısı yer almıyor. 

Çağırma beni geceleyin

Elim ayağım sevgi

Çağırma

Ölüler uyanacak (s.6)

Dağlarca, Yalın ve soyut vurgular güdümündeki algı ürpertisi yaratan dizelerle şiirn kapılarını açıyor (s.6) Bölüm sonu yinelemeler geleneksel duyuşu yoğunlaştırırken, ardında bir duman bulutu bırakan uçuş görkemini resmettirebiliyor.

Şairin, “Ölmüş Sait/Deniz mavisinden erken/…” dizesiyle giriş yaptığı çevreci duyarlılık ve gizemli bir eleştirellikle yaklaştığı da hesaba katılabilen “Sait’e Ağıt” (s.10) adlı şiirinde,  “erken/öperken”-“buğu/çocukluğu”, “Yerde/öykülerde”, “iki/iyi mi ki” uyaklarının sessel duyuşu güçlendirdiğine bakıldığında, Dağlarca’nın o gelenek güdümlü “…elin alışır” vurgusunun pratiğe yansıyan örneklerinin çağrışımları görülür.

Sesler gelmez ki buraya

Kanatlarında kuşun

Kanatlarında kuşun uykususzluğu bitmez tükenmez

Mavilik sanki. (s.12)

Şiir arası molalara benzeyen Dağlarca’nın naif ve sade şiir değinileri biçemsel yönden  yanılsama yaratabildiği gibi, onu çürütürcesine de sessel geçişlerle dili güçlü kılan, şaşırtıcı algı sarsıntılarına açık lirik biçimsel duyuşlar yansıtabilmekte.

Sesler düşmez ki buraya

Deniz susmuştur

Deniz susmuştur ama upuzun

Çıırlçıplak sanki (s.12) 

 

*DOĞA-RENK

Dağ, ova, gece, hava, rüzgâr, taş, toprak, yıldız, ırmak, bulut,  ağaç, orman gibi yaşamın gereksinimini yanıtlarken hayvan, karınca, bitki gibi dengesel bütünlüğünü sağlayan doğacı ve çevreci motiflerin mavi, masmavi, siyah, beyaz, sarı ve yeşil gibi renklerle olması gereken yere nakşedilirken yerli yerinde olması kuşkususz ki şiirin güç vurgusuna koşut gerçekleşebilecek bir yetenektir. 

Büyük usta Fazıl Hüsnü Dağlarca, doğayı yöresel tabloda kendine özgü bir ses lirizmi içerisinde şiirselleştirirken de yine o kendi ses damgasının tereddütüne gülümsemelerle düşürür.

Bu Akdeniz dalgalarında bu türküde sen

Varsın ışış ışıl

Ve yoksun biraz” (s.30)

“Beni seviyormusun?” sorusunun “…/Tam sorulacak an, …/Tam sorulacak yer.” (s.42) olduğunu vurguladığı “Akdeniz Şiirleri”nin dizelerinde geçiçler ve benzerlikler bulduğu doğayla yaşamı şiir adına olması gereken yerde buluştururken; bölüm sonları itibarıyla müzikal tekrarlar sergilediği dikkat yoğunluğuna hedef alan sıradan dizeleri düşünsel dalgalanmalarla şaşırtıcı bir biçimsel duyum sonucuna bağlar:

Ağaçsız başaksız kaldık mı

Açlık ayaklarımızdır bizim

İşte uyanırız hep birden

Yürürz dağların ovaların üstüne

Yürürüz devrim devrim (s.22)

Çağdaş ve lirik yapıya yol veren bir temel olarak yerini koruyan gelenek, güzelliği duyumsatsa da, algısına göre aslı astarı olmayan bir olumsuzluk da yaratabilir. Tabii bu bakışaçısının şiir sularında ne kadar boy verip vermediğiyle ilgili bir olaydır.

Düş’le gerçeğin birbirine yakın durmasına değinen Dağlarca; “Güçlü Düşleri”in gerçekleşme olasılığına olan inancını “Yüzüne yapraklarını değdirecek/Senin düş dediğin ergeç” (s.24) dizeleriyle ortaya koyarken de, şiirindeki düşünsel temelin güçlülüğüne de dikkat çeken bir yan işlevi de adeta gizlice ortaya koyar.  

 

*İNSAN-TOPLUM-YAŞAM VE ÖLÜM  

“Uyku”, “uyanmak”, “ölü”, “ölmüş” gibi kendi aralarında da benzerlik sergileyen dizelerin şaşırtıcı ve paradoks algılarla biçimsel duyumunu oluşturur şair Fazıl Hüsnü Dağlarca… Yer altı/yer üstü olgularına doğa ve mistik açıdan yaklaşan şair “Ölüler uyanacak”, “Çıplaklığın Sessizi”, “Sait’e Ağıt”, “Çırılçıplak” gibi dengeli geçişini sergilerken “Ölü” şiirini anımsatırken de söz konusu ölümcül saptamalı o şiirin izleksel bir kalıntısının esin/ti/n/sinden doğan yapıtlar olduğu gözden kaçmaz…

Hangi mahallede imam yok,
Ben orada öleceğim.
Kimse görmesin ne kadar güzel,
Ayaklarım, saçlarım ve her şeyim.

            Biraz olsun sevimli ironisini gerilerde tutan Dağlarca, kafasına göre tenha bir ölüm düşlerken(!), son sesinden uzakta, uyak bağlantısına dikkat eden bir yakın mesafe kollar. Sonsuzluğu simgesel işaretlerle ortaya koyan bir irade beyanında bulunan Dağlarca; belki de şiirin akışına kapılarak söylediği: “Beyaz kefenler  giydirmesinler/Yıkamasınlar vücudumu /…” gibi  rest çeken vurgularını, “Sızlamasın karanlığım havada” gibi soyut/somut geçişli imgeselliklerle sanatlaştırırken de; “Hiçbir dua yerine getiremez/Benim kainatlardan uzaklığımı” gibi tümelden tekile sürüklediği gel-git gerçekçiliğini mistik dalgalanlamaların kucağına bırakır.

Ölüler namına, azade ve temiz,
Meçhul denizlerde balık;
Müslüman değil miyim, haşa,
Fakat istemiyorum, kalabalık.

Her en kadar Dağlarca: “Ne korkuyorsun/Uyanıp geceleri/Ölüm yaşayacağını yok edebilir/Yaşadığını değil (s.32) dese de insanla yaşam arasında kopukluk yaratan ölüm Dağlarca’nın eşitsizlik gözlemine de tüyler dikerek çıkar ortaya yer yer.

Yaşamak ise değerlidir… İnsan, toplum, yaşam üçgeninde insancıl ve toplumcu duyarlılıkların radarına takılan  “Hüseyin’in Kısa Öyküsü” nice Hüseyinler adına gerçekçilik örtbas edilemeyen duyguların sözcülüğünü şiir adına üstlenir…

 

HÜSEYİN’İN KISA ÖYKÜSÜ

Yağmurun ayazında güneşin yalazında

Koşulmuş tarlasına beyin

Kırk yıldan beri Hüseyin

***

Kurtulmaz kimse

Değmesin terli bağrıba yeli güneyin

İşte düşmüştür döşeğe yutar ağzının köpüğünü

Hüseyin.

***

Ağrısı duyulmaz ki köylük yerde

Ölümün neyin

Varır öteye düş bile göremez artık

Hüseyin (s.48)

 

*GELENEK

“Üfleme bana anneciğim korkuyorum,/Dua edip edip geceleri./Hastayım ama, ne kadar güzel,/Gidiyor yüzer gibi, vücudumun bir yeri.” (s.50) dizeleriyle başlayan “Ağır Hasta” şiiri ve “Çocuk ve Allah”ta bulunan ilk dönem uyak ağırlıklı özgün şiirlerinden biridir.

İKİL

İkiye bölünmüş

Bir elmadır her çocuk

Yeryüzüne yeşil

Kökyüzüne kırmızı (s.122)

Güzellik ve bilgi değerinden “Gerçek” (s.126) olarak topluma gelen şair; “…/Buğdaya karşı sevgi aynı/Ölüm önünde düşünce bir.” Dediği “Dünyaca” (s.50) adlı şiirinde de toplumsal anlaşmanın ölümcül ağırlığına değinir.

*”Türk olmak, çalışmak demektir.”(s.46) dediği “Türk Olmak” adlı şiirinin yan izleği olan; “Soruyordu herkes birbirine,/Parlayan şey bu mu?/Muzaffer oluyordu bileklerimizde,/Tarihin ilk dipçik hücumu.”(s.66) dizeleriyle “Mehmetçik” şiirinden;  “yaprakların kör uykusu”(s.70) gibi şiirde yerini bulan dizesel prıltıdan sonra; “Ağır Duyu” (s.76) adlı şiirinde:“Ben bir ağacım/Uyur uyur yeşilim gölgelerde/Nasıl sevebilirim/Kocaman karanlığı” (s.76) doğa eğilimini sürdürür.

 

GÜZELLE US                                                               

Anlarsan

Sev beni

Güzelsen daha anla

Daha sev(s.84)

Zekâ ve ussal derinlikli şiirlerde biraz dadolaylı ve sezgisellikte görülen Dağlarca; İyilikten, güzellikten, doğruluktan yana tavır içinde görülen Dağlarc;, kötülük karşısında eyleme dönüşmeyen duyarsızlığa karşı şiirsel suçlayış içinde görülür “Mavi Kuşa ağıt” (s.85) adlı şiirinde.

 

MAVİ KUŞA AĞIT

Dokundu tetiğe

Siz dal üstündeydiniz uyuyordunuz belki

Siz vurulmadınız belki

Bir kötülüğe sustunuz orda (s.85)

 

(*)Fazıl Hüsnü Dağlarca/Seçki/İngilizceye çeviren:Anıl Meriçelli/2004/134 sayfa)



YAZARLAR

  • Cuma 16 ° / 8.8 ° kırık bulutlar
  • Cumartesi 18.1 ° / 11.1 ° kırık bulutlar
  • Pazar 19.5 ° / 10.8 ° kırık bulutlar
  • BIST 100

    1.907%1,41
  • DOLAR

    13,6382% -0,18
  • EURO

    15,4223% -0,56
  • GRAM ALTIN

    768,98% -1,30
  • Ç. ALTIN

    1268,817% -1,30