ALİ TAŞ ADN.


“İSTİKLÂLDEN İSTİKBÂLE”

“ÖNCÜ ÖĞRETMENLER ÖNCÜ ÖĞRENCİLER”(*)


Tahir Fatih Andı, “Milli Mücadele’nin 100. Yılı” anısına çıkardığı “İstiklâlden İstikbâle Öncü Öğretmenler Öncü Öğrenciler “ adlı kitapta Milli Mücadele’ye katkı sağlayan yurtsever öncü öğretmenlerle öğrencilere yer vermektedir… Yazar Tahir Fatih Andı’nın; TBMM, Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurumu, Kastamonu’da yayımlanmış olan Açıksöz Gazetesi, Sivas’ta yayımlanmış olan İrade-i Milliye Gazetesi ve Adana’da hâlen yayını sürdüren Yeni Adana gazetesi arşivlerinden yararlanarak hazırladığı kitap; “Biz Bugün Hayatımızı Yaşayalım Diye”, “Öğretmenim Canım Benim”, “Öğretmenim Seni Ben Çok Severim”, “Milletin Alınyazısını Haykıran Öğretmen Halide Edip”, “İstanbul’dan Milli Mücadelemize Tutulan Işık Öğretmenler ve Mitingler”, “Öğretmenleriyle El Ele Gönül Gönüle Koşan Öğrenciler 19 Mayıs 1919 İstanbul Fatih Mitingi”, “Okuduk, Düşündük, Uyguluyoruz! Diyerek Hayata Koşan Gençler: Darulmuallimin (Öğretmen Okulu) Öğrencileri”, “Ankara Sultanisi Öğretmeni Mahir İz ve Azm-i Millî Cemiyeti”, “Balıkesir’in Güzel Adamlarından Mehmet Vehbi Bolak Hoca, Hasan Basri Çantay Hoca”, “Güzel Adamların Güzel Arkadaşı Mehmet Âkif Balıkesir’de Zağnos Paşa Camii’nde”, “10 Aralık 1919’da Kastamonu’da Yükselen Ses: Biz Buradayız, Milli Mücadele Biziz, Ölümüne Bekliyoruz”, “Kasatmonu Gençler Kulübünün Haykırışı: Kulüpteyiz Ama Eğlenmeye Değil Vatan İçin Ölmeye!”, “Camii’de Edebiyat Yapan Adam, Milletvekili Mehmet  Âkif”, “Şair Mehmet Âkif Kastamonu Nasrullah Camii Kürsüsünde”, “Nasrullah Kürsüsünden”, “Mehmet Akif’in Milli Mücadele Duası!”, “Afyonkarahisar’lı Öğretmen Kuvayı Milliye Komutanı İsmail Şükrü Bey”, “Gaziantepli Şehit Kâmil’in Feryadı: Ölürsem Şehit Kalırsam Gazi”, “Nevşehir Avanos’tan 12 Yaşındaki Ekrem: Vatan Elden Gitmesin Anne, Ben Giderim Ölmeye!”, “Adana’nın Nefesi: Tarih Öğretmeni Niyazi Bey-Adana’nın Sesi: Duayen Gazeteci Ahmet Remzi Yüregir”, “Erzurumlu Öğretmen Kardeşler Cevat Dursunoğlu, Sıtkı Dursunoğlu” ve “Sivas Sultanisi’nden İrade-i Milliye’ye Demircizade Selahattin ve ‘Milli Hareketin Halka ve Dünyaya Duyurulması” gibi konu başlıklarından oluşmaktadır.  Âkil Muhtar Bey, Halide Edip Adıvar, Emin Âli, Hüseyin Ragıp, İhsan, İsmail Hakkı,  Mazhar, Mehmet Âli, Meliha Hanım, Muslihittin Âdil, Münevver Saime, Naciye Hanım,  Nakiye Elgün, Sırrı, Sabahat Hanım, Selahattin Bey ve Şükufe Nihal gibi Kurtuluş SWavaşı’nın yurtsever aydın kadınlarının adlarının geçtikleri görülür.  

            “Milletin Alınyazısını Haykıran Öğretmen Halide Edip” (s.27-31) adlı yazıda yazar Halide Edip Adıvar’a da yer vermektedir… Bilindiği üzere Halide Edip Adıvar (1882 İst.-9 Ocak 1964 İst.) yurtsever bir öğretmen olarak Milli Mücadele’de ile anılmakla birlikte bazıları filme de alınan “Heyula”, “Raik’in Annesi”, “Seviye Talip”, “Handan”, “Yeni Turan”, “Sen Eseri”,  “Mev’ud Hüküm”, “Ateşten Gömlek”, “Vurun Kahpeye”, “Kalp Ağrısı”, “Zeyno’nun Oğlu”, “Sinekli Bakkal”, “Yolpalas Cinayeti”, “Tatarcık”, “Sonsuz Panayır”, “Döner Ayna”, “Akile Hanım Sokağı”, “Kerim Ustanın Oğlu”, “Sevda Sokağı Komedyası”, “Çaresaz”, “Hayat Parçaları” (roman), “İzmir’den Bursa’ya (Yakup Kadri, Falih Rıfkı ve Mehmet Asım Us ile Birlikte”, “Harap Mabetler”, “Dağa Çıkan Kurt” (öykü), “Kenan Çobanları”, “Maske ve Ruh” (tiyatro), “Türk’ün Ateşle İmtihanı” ve Mor Salkımlı Ev” (anı) adlı yapıtlarıyla tanınmaktadır. İlk yazıları “Halide Salih” mahlasıyla “Tanin” gazetesinde yayınlanan Halide Edip, Balkan Savaşı yıllarında hastanelerde çalıştı. Öğretmenlik ve müfettişlik yapan yazar, gericilerin tepkisinden çekindiği için 31 Mart Olayı’nda çocuklarıyla birlikte Mısır’a gitti. Kadınların toplumsal yaşama katılması ve eğitilmesi için çalışmalar yapan “Teâli-i Nisvan Cemiyeti”ni kurdu…

“1917’de çıkan bir kararname ile evlilik yasal bir çerçeveye bağlanır, kadınlara boşanma hakkını verir. Kanun, o dönemde var olan çok eşli evliliği kadının rızasına bağlayarak sınırlandırır. Halide Edip Adıvar bu konuda; “Her yerde kadınların uyanıp, ilerlemeleri başka hareketler gibi yavaş ve zincirleme bir hareket olmuştur. Bu gün bu saat ben size böyle hitap ederken, siz beni dinlerken şüphesiz biz de tarih yapıyoruz, demektir.  Bu tarihçeyi torunlarımız bir konferans dolduracak kadar uzun ve iftiharla yaptıkları zaman bizim aciz fakat hüsn-ü niyet (iyi niyet) ve samimiyetle dolu bin bir türlü zorluklarla elde edilen mücadelemizden de bahsedeceklerdir.” (s.31) der.

Halide Edip Adıvar, daha sonra Türkocağı’na katılır. Wilson Prensipleri Cemiyeti’nin kurucuları arasında yer alır. İzmir’in Yunanlılar tarafından işgal edilmesini protesto etmek için Sultanahmet’te düzenlenen mitingde yaptığı etkili konuşma oldukça yankı uyandırır.  Hakkında soruşturma açılınca, ikinci eşi olan Adnan Adıvar ile birlikte Anadolu’ya geçerek Kurtuluş Savaşı’na katılır. Çeşitli cephelerde Mehmetçiklere moral ve destek verir. Yaptığı yurtseverlik hizmetlerinden dolayı kendisine onbaşı ve üstçavuş rütbeleri verilir. Daha sonra Fransa ve İngiltere’de yaşayan Halide Edip; Amerika’da Colombia Üniversitesi ile Hindistan’da Delhi İslam Üniversitesi’nde konuk öğretim üyesi olarak dersler verir. Türkiye’ye döndüğünde İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi İngiliz Filolojisi Kürsüsü Başkanı olan Edip; milletvekili seçildikten dört yıl sonra da yeniden üniversiteye dönerek, ölümüne kadar kürsü başkanlığı görevini sürdürür.

“İstanbul’dan Milli Mücadelemize Tutulan Işık Öğretmenler ve Mitingler” (s.33/41) adlı yazıda halk üzerinde etkili olan dönemin aydın kadınlarının kadın Fatih Mitingi’nden söz edilir (19 Mayıs 1919). Üsküdar Doğancılar Mitingi’nde (20 Mayıs 1919) Asri Kadınlar Cemiyeti” de vardır. Kadıköy Mitingi’nde  (22 Mayıs 1919) Halide Edip ile birlikte konuşan Münevver Saime işgal kuvvetleri tarafından tutuklandıktan sonra kaçarak Anadolu’daki Milli Mücadele’ye katılır. Sultanahmet Mitingi’nde konuşan Halide Edip; “…işgal devletlerinin uçakları altında iki yüz bin kişilik kalabalığa seslenirken onlara bağımsızlık için mücadele yemini hep bir ağızdan ettirmiştir.”(s.37) “…Halide Edip, konuşmasının sonunda sözü edilen bu yemine değinirken, mitingde bulunanlara iki konuda yemin ettirdiği detay olarak verilir:

1-İnsanlık ve adalet esaslarına bağlı kalmak,

2-Hangi şartlar altında olursa olsun hiç bir kuvvete boyun eğmemek.” (s.38)

Sultanahmet Miting’inden sonra hakkında tutuklama kararı çıkan Halide Edip de Anadolu’ya geçerek Milli Mücadele’ye katılır.

Daha sonraki bir tarih olan 30 Mayıs’ta, “İstanbul Mitinglerinin düzenleyicisi Darülfünun ile Kadınlar Cemiyeti tarafından İstanbul’da yüz bin kişinin katıldığı bir miting de düzenlenir. “İstanbul’da miting yapılması bir müddet sonra yasaklanır. Bu yasaktan sonra Anadolu’daki mitingler hız kazanır. İzmir’in işgali sonrası topyekûn direnişe geçen öğretmenlerimizin öncülüğünde tüm Anadolu’da 150 ayrı miting tertip edilir.”(s.39) Yasaklama sonrası, Muallimler Cemiyeti’nin toplantıları sık sık itilaf devletlerince basılır. Daha sonraları ise; “…Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin ilk Milli Eğitim Bakanı Rıza Nur, 10 Mayıs 1920’de göreve gelir gelmez, öğretmenlerimizin gayretlerinden etkilenerek herkese örnek olması açısından önemli bir genelge yayınlar. “Yayımladığı ilk genelgede, işgallere karşı ‘milli uyanışı’ sağlamak adına öğretmenlere düşen vazifeleri Milli Eğitim Bakanı Rıza Nur şöyle işaret eder”: “Batı’nın köle etmeyi amaçlayan emperyalist saldırısına uğrayan milletimiz bir buhran yaşıyor. Dinimiz ve milletimiz tehdit altındadır. Eğitim ve öğretim görevi olan siz aydınlar, milletimizi uyarmakla yükümlüsünüz..”(s.40-41)

“Ankara Sultanisi Öğretmeni Mahir İz ve Azm-i Millî Cemiyeti” (s.51-57) yazının konusu karanlığa ışık tutan öğretmenlerimizden Mahir İz’dir… Ankara’da Öğretmen Yakup, Ayaşlı Ali Rıza, Kimyager Avni Refik, Ekrem Bey ve Fevzi Bey gibi arkadaşlarıyla birlikte İzmir’in işgalinden bir süre önce “Azm-i Milli” cemiyetini kurar Mahirİz…. “Azm-i Milli’nin amacı halkı aydınlatmak, bilinçlendirmek ve yurt işgaline karşı direnişe hazırlamaktır. Ulus’taki sanat enstitüsü binasında halka tarihi filmler izleterek ulusal bir bilinç oluşturmaya çalışırlar. 15 Mayıs 1919’da İzmir’in Yunanlılar tarafından işgali sonrasında İstanbul’a protesto telgrafları çekiyorlar. 26 Mayıs 1919’da ise Ankara’da düzenledikleri büyük bir mitingin ertesi günü ise Ankara Müftüsü Rıfat Bey başkanlığında toplantı düzenleyerek Ankara’da Kuvayımilliye birliğinin kurulmasına karar verirler. Dört yüz jandarma öğrencisi ve Ankara efelerinin yanı sıra, üç bin kişi de gönüllü yazılır. Türkçe Öğretmeni Mahir İz, Mehmet Âkif’in Milli Mücadele için Nisan 1920 tarihinde Ankara’ya gelmesiyle hep onun yanında yer almakla birlikte, ondan, Türkçe, Farsça, Fransızca metin okumaları konusunda da yararlanmış. Sivas Kongresi taahhütnamesi öğretmenlerine okunduğunda Mahir İz’in, her öğretmenin duygusunu yazmasını istediğinde, kendisi de duygularını: ”Mülk ü millet nef’ine her zaman çalışırım” şeklinde belirtiyor. TBMM kurulduğunda Mahir İz, öğretmenlik görevinin yanı sıra, meclisin zabıt kaleminde dört yıl çalışır.         

Balıkesir’in eğitimci Milli Mücadele kahramanlarından Mehmet Vehbi Bulak ile Hasan Basri Çantay’a, “Balıkesir’in Güzel Adamlarından Mehmet Vehbi Bolak Hoca, Hasan Basri Çantay Hoca” (s.59-69) başlıklı yazıda değinilmektedir… Hasan Basri Çantay’ın Balıkesir’de çıkardığı ”Ses” gazetesi Milli Mücadele ve Kuvayımilliye’nin sesi olmuş, halkın Milli Mücadele’ye katılmasını sağlamış. Balıkesir’e gelerek Milli Mücadele’ye katılacak olan Çantay’ın arkadaşı Mehmet Akif Ersoy, iş işten geçmeden halkı uyarmak ve yurtseverliğe davet için, “Ses” gazetesinin ilk sayısında yayınlanan cinaslı güzel bir dörtlük yazmış:

              Düşman sesi duymak istemezsen

                 Kardeş sesidir, uyan bu SES’ten;

                 Kalkınca görür ki akşam olmuş

                 Vaktiyle uyanmayan bu sesten.                           

Hasan Basri Çantay için ise gazetedeki yazıları nedeniyle işgal güçleri tarafından tutuklama kararı çıkıp, başına da 600 lira ödül konmuş. Hasan Basri Çantay bu dönemde dokuz ay kaçak yaşamış. Bugünkü Kuvayımilliye Müzesi’ olan “Okuma Yurdu”nda toplanan, İzmir’in işgali üzerine 18 Mayıs 1919’da Alaca Mescit’te yapılan bir mevlit bahanesiyle bir araya gelen Balıkesir halkının bulunduğu toplantıda konuşan Mehmet Vehbi Bulak “Redd-i İlhak” heyeti kurulması önerisi kabul edilerek heyet için 41 kişi seçilir. 20 Mayıs 1919’da ise Balıkesir Heyet-i Merkeziyesi kurulur.

Hasan Basri Çantay, arkadaşı olan Mehmet Akif Ersoy’un Balıkesir’e getirilmesi düşüncesini Mehmet Vehbi Bulak’la paylaştığında olumlu bulunur. Akif’in halkla nasıl buluşacağı konusunda tereddütlerini belirttiğinde ise, Bulak: ”Mehmet Akif’in aynı zamanda çok iyi bir vaiz olduğunu, bir Cuma namazında Zağnos Paşa Camii’nde onu halkla buluşturabileceklerini belirtmesi üzerine; Mehmet Akif 20 Şubat 1920’de Balıkesir’e gelerek Zağnos Paşa Camii’nde halka seslenir. Halkın bilincini açan, halkı birleşmeye, direnişe çağıran ve oldukça da ses getiren bu camii konuşmasından sonra ise Mehmet Akif, İstanbul’daki memuriyet görevinden uzaklaştırılır.

Kastamonu’da da Milli Mücadele adına güzel şeyler olmaya başlamıştır. Kastamonu Muallimler Cemiyeti, Kastamonulu Kadınlar Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti, Kastamonu Gençlik Kulübü gibi yurtsever direniş oluşumları kurulurken, Hüsnü Açıksöz’ün Açıksöz gazetesi yayına başlar. Zekiye Hanım, Bedriye Hanım, Refika Hanım, Neyyire Hanım, Münire Hanım, Saime Hanım ve Kâmura Hanım’ın düzenleme kurulunda olduğu, üç bin kadar kadının katılımıyla Kız Öğretmen Okulu’nun bahçesinde gerçekleştirilen miting, “Tarihin İlk Kadın Mitingi” (10 Aralık 1919) olarak not düşer. Kadın örgütlemesinin kuruluşuna örnek olduğu Gençlik Kulübü, Balıkesir ve Ankara’dan sonra Kastamonu’ya Milli Mücadele’yi anlatmak için gelen Mehmet Akif’in hep yanında olurlar. Gençlik Kulübü’nde aralarında konuşmacı olarak Mehmet Akif’in de bulunduğu aydın ve yurtsever etkinlikler gerçekleştirmenin yanı sıra; 17 Ekim 1920’den itibaren 18 sayı çıkan Gençlik Mecmuası’nda toplumsal, bilimsel ve yazınsal yazılar yazmışlar. İstiklâl Mahkemesi üyesi Tevfik Bey tarafından Sevr Antlaşması ile Mehmet Cemal Bey tarafından Gençlik Kulübü’nde gerçekleştirilen “Hayât-ı Esâret ve İngiliz Hıyâneti” gibi etkinlikler Kastamonu’da verilen konferanslardan birkaçı olsa gerek. Mehmet Âkif, Kastamonu’da bulunduğu süre, başyazarı olduğu Sebilürreşad dergisinin 464, 465 ve 466 sayılarını Kastamonu’da yayınlamış.

“Camii’de Edebiyat Yapan Adam, Milletvekili Mehmet Âkif” (s.95-101) adlı yazıda din adamı ve camii hocası olmadığı hâlde, yurtseverlik nedeniyle camide vaaz vermesinden söz edilmektedir… Âkif’in saatler süren ve oldukça yankı getiren, etkili de olan bu konuşmasında Sevr, kapitülasyon, işgal, emperyalizm, sömürü, sömürgecilik, sanayi, tutsaklık, özgürlük, inanç, din, savaş, barış, güven, hak, adalet, komünizm, ahlâk ve onur gibi ulusal, kişisel ve evrensel konulara yönelik vurgular üzerinde toparlayarak Milli Mücadele’yi anlattığı bu konuşması kitapçık hâlinde binlerce basılarak, yurdun dört bir tarafına gönderilmiş.

Mehmet Âkif Ersoy, sessiz ve ağır duruşunu yazdığı bir dörtlükte şöyle yansıtır.

Toprakta gezen gölgeme toprak çekilince,

Günler şu heyûlâyı da, er geç silecektir.

Rahmetle anılmak… Ebediyet budur, amma,

Sessiz yaşadım, kim, beni nerden bilecektir? (s.100) 

“Afyonkarahisar’lı Öğretmen Kuvayı Milliye Komutanı İsmail Şükrü Bey” (s.135-143) başlıklı yazıda ise Mustafa Kemal Paşa’nın izinden giden yurtsever kahraman öğretmenlerinden birinin de İsmail Şükrü Bey olduğu vurgulanıyor… İsmail Şükrü Bey, yurdun, Afyon’un işgale uğradığı, Kuvayımilliye’nin, Milli Mücadele’nin adeta belkemiği olduğu o günlerde gönüllü Kuvayı Birliği’ni oluşturur. O günlerin en etkili mücadele yollarından biri olan camii vaizleriyle halkı aydınlatmaya çalışır. Kendi kurduğu Çelik Alay’ıyla Afyon, Kütahya ve Eskişehir dolaylarında yararlı şeyler yapar. Çok üstün durumdaki düşman kuvvetlerini dağlara yerleştirdiği soba borularıyla aldatan ve yöresinde işgali önleyen İsmail Şükrü Bey; Dumlupınar’da düşmana dokuz ay dayanılan bir savunma gerçekleştirir. 23 Nisan 1920’de kurulan Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne ise Afyonkarahisar Milletvekili olarak davet edilir. 

“İsmail Şükrü Hoca, TBMM üyesi sıfatıyla Ankara’ya gittiği zaman öncelikle Mustafa Kemal Paşa’nın yanına gitmiş. Mustafa Kemal Paşa, kendisine: ’Nerede kaldın Hocam? Dört gözle seni bekliyorduk’ demiş. Bunun üzerine Şükrü Hoca da, Afyon’daki çalışmalarını anlatarak, Paşa’ya oradaki düşmanın durumu ve yapılması gereken işler hakkında bilgi vermiştir. Bu sırada, Mustafa Kemal Paşa tekrar: ”Var olunuz hocam. Sizin gibi din âlimlerinin bu hususta millete ön ayak olmanız, memleketin ve dinin muhafazası için elzemdir. Afyon’da nasıl çalıştığınızı, evlerde, camilerde ve köylerde halkı düşmana karşı mukavemete nasıl hazırladığınızı işittim. Memleket ve din uğrundaki bu mücadeleniz şayanı takdirdir. Çok memnun oldum” der.  (s.141-142)

TBMM kararıyla İstiklâl Madalyası da alan İsmail Şükrü Hoca’nın 1920 yılının Temmuz ayında Ankara Hacı Bayram Camii’nde verdiği bir vaaz yurtseverlik duygularının oldukça yoğun olduğu tarihi sahneler taşır… 

“Memleket ve din tehlikede kalırsa yedisinden yetmişine kadar bütün Müslümanların cihatla mükellef olduğunu anlattım. Mustafa Kemal Paşa’nın teminatını söyledim. Cemaat ağladı. Ben ağladım. Nihayet arkamdaki ilmiye cübbesini çıkararak asker elbisesiyle başımda sarık olarak kürsüye ayağa kalktım. Ey cemaati müslimin! Dedim. İşte ben asker kıyafetine girdim, cepheye gidiyorum. Memleket ve din kurtuluncaya kadar cephelerde düşmanla çarpışacağım. Memleketini dinini seven ben ile gelsin dedim... Herkes sağa sola koştu. O gün akşama kadar 700 silah, 600 mücahit, 120 at toplanmıştı… Ben miktarı kâfi silahşör mücahitlerle Ankara’dan ayrıldım… Afyon’a gelir gelmez düşman bir taarruz daha yapmış, Uşak’a girmişti. Acele cepheye koştum. Uşak cephesine İzzettin Bey kumanda ediyordu… Ben hemen o tarafta bir müdafaa hattı tesis ettim.”(s.143)

Soyadı Kanunu çıktığında İsmail Şükrü Hoca, Afyonkarahisar’da komuta ettiği Çelik Alay birliğinin adını kendisine soyadı olarak alır.  

“Gaziantepli Şehit Kâmil’in Feryadı: Ölürsem Şehit Kalırsam Gazi” (s.145/155) başlıklı yazıda, Mustafa Kemal Paşa’yı umut ve örnek seçen Kâmil ve ailesinin kahramanlık öyküsüne yer vermektedir. Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a çıkması, Havza Mitingi, Amasya Genelgesi herkes gibi onlar içinde bir umut kaynağıdır.                                    Fakat bir işgal, kanlı işgal… İngiliz işgali Fransız’la yer değiştirdiğinde, Kâmil ve annesi sarhoş Fransız askerlerinin yolda tacizine uğrarlar. Kamil’in annesinin yüzündeki peçeyi sıyırmak isteyen Fransız askerlerine karşı direnirler. Kâmil de eline aldığı taşla annesini taciz eden Fransız askerlerine karşı saldırıya geçtiğinde kurşunlanarak yaşamını yitirirken, G.Antep ve tüm yurtta bir yurtseverlik sembolü olarak anılır. G.Antep’deki Ş.Kâmil semti yurtsever küçük Kâmil’in kahramanlığını onlarca yıldır yaşamaktadır. Kâmil’in katledilmesinin ardından Fransız Komutan Albay Saint Marie, belediyeye gelerek şehir halkı adına Heyet-i Merkeziye’den ve Kâmil’in babasından özür dilerken, baba, teklif edilen 200 altını “Kana kan, cana can” isterim diyerek almamış. Bu asil davranış üzerine Heyet-i Merkeziye babaya 50 altın yardım yapmış, yine zorla, maaş bağlanmış.

“Nevşehir Avanos’tan 12 Yaşındaki Ekrem: Vatan Elden Gitmesin Anne, Ben Giderim Ölmeye!” (s.157-167) adlı yazıda ise 12 yaşındaki Avanoslu Ekrem Kurtuluş savaşında şehit düşer.

“Adana’nın Nefesi: Tarih Öğretmeni Niyazi Bey – Adana’nın Sesi: Duayen Gazeteci Ahmet Remzi Yüregir” (s.169-179) Yeni Adana gazetesinin kurucusu ve başyazarı olan Ahmet Remzi Yüregir’in Milli Mücadele ve Kuvayımilliye’deki yurtsever çabalarından söz edilmektedir. Ahmet Remzi Bey’in fotoğrafı ile “Yeni Adana” gazetesinin eski yazı basımlı örneğinin de verildiği bölümde, tarih öğretmeni ve okul müdürü olan Niyazi Bey ile Ahmet Remzi Bey’in Fransız işgali karşısında “Adana” gazetesini çıkararak direnişe geçtiğini belirtir.

O günlerin ortamına yönelik hava şöyledir…

“Adana Fransızlar tarafından işgal edilmiş… Ahmet Remzi Bey halkı işgale karşı bilinçlendirmek için bir gazete çıkarmak istiyor. Para yok… Gazeteyi helva kağıdına basmayı bile göze alarak ‘Adana’ gazetesini çıkarıyorlar. 25 Aralık 1918’de ilk nüsha… Arkasından dört nüsha daha devam ediyor…”(s.172) Bunun üzerine, Fransızlar bir baskın yaparak “Adana” gazetesini kapatırlar. “Adana”nın yurtseverlik çabası dinmez… 6. 7. ve 8. Sayılar “Yeni Adana” adıyla yayınlanır. 8. nüshadan sonra Fransızlar Ahmet Remzi Bey’in evini bastıklarında silah bulurlar ve Ahmet Remzi Bey, kadın kıyafetiyle, Boğazlıyan Kaymakamı olan arkadaşının yanına kaçar. Bütün umutlarını Sivas’ta başlayan ulusal harekete bağlayan Ahmet Remzi Bey, Boğazlayan’dan Mustafa Kemal Paşa’ya şu telgrafı gönderir:

“Sivas’ta Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Heyeti Temsiliyesi Riyasetine,

Merkezi Kayseri veya Niğde’de olmak ve teşkilatı milliyeyi Adana’ya da teşmile çalışmak üzere Adana Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti teşkiline müsaade ve müzaharet buyrulması müsterhamımdır.”

Ahmet Remzi Bey daha sonra da mektupla başvurduğunda, Mustafa Kemal Paşa ona şu yanıtı verir:

 

“Beyefendi,

Gönderdiğiniz gazeteyi okudum. Teşekkür ederim…

Adana Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti teşkilatının Ali Fuat Paşa Hazretleri ve Fırka Kumandanı Mümtaz Beyefendi ile kararlaştırdığınız tarzda kurulması uygun görülmektedir.

Adana’ya hicreteden Ermenilerin harekâtına ancak Adana Teşkilat-ı Milliyesi’nin kurulmasından sonra karşı koymak mümkün olacaktır.

Ancak şimdiden bu konuda gerekli girişimlerde bulunulduğunu arz ederim.

Mustafa Kemal”

 

Bu gelişmelerden sonra Adana Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti, Ahmet Remzi Bey’in başkanlığında Kayseri’de kurulur. Kendisi cemiyetin başlangıçtaki tek üyesidir. Daha sonra Mustafa Kemal Paşa ile haberleşerek Karaisalı ve ardından Pozantı’da oluşturulacak olan Kuvvayi Milliye hareketinin siyasal, lojistik ve moral altyapısını oluşturur. “Yeni Adana” gazetesinin 9. Sayısı Karaisalı İstasyonu’nda, 10-11-12. sayıları da Belemedik’teki terk edilmiş bir tren vagonunun içinde kömür tozuyla yayınlanıyor. Pozantı, Kuvayımilliye birliklerinin eline geçtikten sonra, “Yeni Adana” gazetesi 186. sayıya kadar Pozantı’da yayınlanıyor.

Adana Sultanisi’nin (Adana Kız Lisesi) müdürü olan tarih öğretmeni Niyazi Bey ise, Fransızlar tarafından Adana’nın işgalinde Türk bayrağının indirilip yerine Fransız bayrağının asılmasını istediğinde, karşı çıkar. Bunun üzerine okulu basan Fransız askerleri bayrağımızı zorla indirip yerine Fransız bayrağını asarlar. Niyazi Bey, kaygılanan ve üzülen öğrencilerine Milli Mücadele ve Kuvayımilliye çalışmalarından söz eder. Ayrıca, Halep’ten 7. Ordu Komutanı olan Mustafa Kemal Paşa’nın gelip, 31 Ekim 1918’de Yıldırım Orduları Komutanı olarak göreve başladığını ve hâlen Şakirpaşa’daki Hacı Seyit Ağa’nın bağ evinde karargâh kurduğunu ve şehir merkezinde de bir menzil komutanlığı oluşturduğunu da ekler. Adana 4 Ağustos 1918’de Ali Fuat Cebesoy Paşa ile Adana Mülakatı’nda:”Milletimizin artık bundan sonra kendi haklarını kendisinin araması ve koruması, bizlerin de mümkün olduğu kadar yolu göstermemiz ve bütün ordumuzla yardım etmemiz gerekmektedir.” anımsatmasını yapar. Ayrıca, Ayrıca, Atatürk’ün 8 Kasım 1918’deki başka bir toplantısında da Adanalılara, İşgal kuvvetlerine karşı konulması için teşkilatlar kurulmasını, silah ve malzemeyi kendisinin temin edeceğini de belirtir. Resim Öğretmeni Ferit Celal Güven’le birlikte; Adanalı Kılavuz Hatice, Kara Fatma (Adile Onbaşı), Şehit Duran, Saim Bey, Emin Ağa ve İbo Osman gibi kahramanlardan da söz edilir.      

 Bir aileden iki Kuvayi Milliyeli öğretmeninden, “Erzurumlu Öğretmen Kardeşler Cevat Dursunoğlu, Sıtkı Dursunoğlu” (S.181-188) başlıklı yazıda söz edilir… Cevat Dursunoğlu ve Sıtkı Dursunoğlu, Erzurum’da çıkan “Albayrak” gazetesinde yazıları yayınlanmakla birlikte, Cevat Dursunoğlu gazetenin yayın kurulunda yer almış, aynı zamanda Erzurum Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin de katipliğini yapmış bir öğretmen. Erzurum Kongresi’nin temeli sayılan Erzurum Vilayet Kongresi’ni gerçekleştirenler arasında da yer almaktadır. Erzurum’da büyük bir kongre yapılması için Kazım Karabekir kanalıyla Mustafa Kemal Paşa’ya davet yapanlar Cevat Dursunoğlu ve arkadaşları. Millî Hâkimiyet düşüncesinin ilk defa vurgulandığı Erzurum Kongresi’ne Mustafa Kemal’ın merkez delegesi ve başkan olabilmesi için Cevat Dursunoğlu, daha sonra da Rauf Orbay’ın merkez delegesi olabilmesi için de Cevat Dursunoğlu’nun arkadaşı Kazım Yurdalan istifa ederler. Cevat Dursunoğlu, Kars Milli Eğitim Müdürlüğü sırasında Erzurum’dan Kars’a öğretmenler getirerek, artık 18 yaşına gelmiş olan gençleri okula kaydettirerek eğitim görmelerini sağlıyor. Erzurum Erkek Lisesi Müdürlüğü, Ortaöğretim Genel Müdürlüğü ve Teftiş Kurulu Başkanlığı gibi görevlerden sonra TBMM’de Erzurum milletvekili olarak görev almış. . 

Sıtkı Dursunoğlu iyi bir hatip. Erzurum’da Milli Mücadele konusunda halkı aydınlatan konuşmalar yapıyor. Erzurum’da öğretmenliğinin yanı sıra Çocuk Esirgeme Kurumu Başkanlığı yapmış, yaptığı dönemde de Hamlet ve Otello oyunlarının sergilenmesine öncülük etmiş. Milli Mücadele yıllarında konferanslarıyla halka moral veren, “Sadayı Şark” ve “Albayrak” gazetelerinde “Müştak Sıtkı” mahlasıyla yazdığı yazılarda bu heyecanı sürdüren; “Doğu”, “Yeni Erzurum” ve “Devrim” gazetelerinde de yazan Dursunoğlu; uzun yıllar süren öğretmenlik mesleğiyle onur duyarak şunları söyler: ”Hayatımda iki hizmet şerefine mazhar oldum. Biri Milli Mücadele’de millet hizmeti, diğeri, otuz yıl süren öğretmenlik mesleği. Karanlıklarım o şereflerin ışığında yıkandı. Hâlâ kendimi onların hizmetindeki gedikli sayarım.” “Hocaların Hocası, Erzurum’un Milli Şairi” gibi isimlerle de anılan Sıtkı Dursunoğlu, tanınmış edebiyatçı Ahmet Hamdi Tanpınar’la da yakın arkadaşlık yapmış. “…Tanpınar, Prof. Dr. Mehmet Kaplan’a yazdığı bir mektubunda Sıtkı Dursunoğlu için: Bütün bir zevk ve medeniyettir bu Sıtkı Dursunoğlu dediğim adam” (s.186-187) övgüsünü kullanmış. “Sıtkı Dursunoğlu, Erzurum’da Milli Mücadele sırasında da, Erzurum halkının hislerine tercüman olan önemli bir şiir, hatta marş yazmıştır. 23 Temmuz 1919 Erzurum Kongresi’nden sonra yazıldığı söylenen bu marşın dizeleri şöyledir:”

 

Tarihler ağlar vatan yanarken,

Eller öz vatanda na’ra atarken,

Ufukta ümidin nuru batarken

İlk sesi haykıran yüce Erzurum!

Vatanı kurtaran yüce Erzurum!

                     ***

Bir ufak tepreniş bir atlayışla,

Ümitler aşlayan bir şahlanışla,

Altı bin senelik bir yaşayışla,

Canavar ağzını yırtan Erzurum!

Ümitsizlikleri kıran yüce Erzurum!

                     ***

Vatana ümisin, bayrağa rehber,

Tarihin bağrında sesin inilder.

Milli vicdan doğar, senden alır fer.

 İlk sesi haykıran yüce Erzurum!

Vatanı kurtaran yüce Erzurum! (s.187)

 

Tahir Fatih Andı’nın “Öncü Öğretmenler, Öncü Öğrenciler” adlı kitabındaki son yazı: “Sivas Sultanisi’nden İrade-i Milliye’ye Demircizade Selahattin ve ‘Milli Hareketin Halka ve Dünyaya Duyurulması” (s.189-199) başlığıyla yer alır. Sivas Kongresi’ne gelen Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşlarını bir düşünün… Paşa ve arkadaşlarının Seyfebeli’nden görülmesiyle içini büyük bir sevinç dalgası kaplayan Sivaslılar atlı ve yaya olarak Erzincan yoluna doğru Kılavuz Tepesi’nde toplanıyor; daha sonra da, Sivaslıların doldurduğu yollarda alkışlar ve sevinç gösterileri arasında selamlanan Mustafa Kemal ve arkadaşları ile şehre birlikte giriyorlar. Yani adeta bir yüzyıllarca onur duyulacak özgürlük bayramı gibi bir şey.

Hatta Gazi Mustafa Kemal şöyle anlatıyor:

“Sivas şehrine girerken, caddenin iki tarafı büyük bir kalabalıkla dolmuş, askeri birlikler tören düzenini, almış bulunuyordu. Otomobillerden indik. Yürüyerek askeri ve halkı selamladım…”(s.190)  

Mustafa Kemal Paşa, Sivas Sultanisi’nde düzenlenen Sivas Kongresi’ni açarken halkı selamladıktan sonra, bazı kesimlerce bir boş umut olarak görülen mandacılık konusunda kesin tavrını koyar: “Ahmaklar, memleketi Amerikan mandasına, İngiliz himayesine terk etmekle kurtulacak sanıyorlar. Kendi rahatlarını temin etmek için bir vatanı ve tarih boyunca devam edip gelmekte olan Türk istiklalini feda ediyorlar.(s.191-192)

 Toplantıda, askeri tıbbiyeliler adına kongreye katılan Hikmet ismindeki ateşli bir yurtsever, mandayı asla kabul edemeyeceklerini belirtip, Mustafa Kemal’e hitaben; “…varsayalım manda fikrini siz kabul ederseniz sizi de reddeder, Mustafa Kemal’i ‘vatan kurtarıcısı değil, vatan batırıcısı’ olarak adlandırır ve protesto ederiz” diye haykırması da sevinç ve coşkuyla karşılanıp, Mustafa Kemal Paşa: -Arkadaşlar gençliğe bakın. Türk Millî bünyesindeki asil kanın ifadesine dikkat edin” dedikten sonra konuşmasını şöyle sürdürür: “Evlât, müsterih ol. Gençlikle iftihar ediyorum ve gençliğe güveniyorum. Biz azınlıkta kalsak dahi mandayı ve himayeyi kabul etmeyeceğiz. Parolamız tektir ve değişmez: Ya istiklâl, ya ölüm.” (s.192-193) dediğinde tıbbiyeli genç “Var ol paşam! Diyerek Mustafa Kemal’ın elini öptü.”

Sivas Kongresi’nde alınan kararlardan biri de “…milli bilincin, mücadelenin duyurulması ve şahlanması adına bir gazete çıkarılması fikri etraflıca görüşüldü. ”Böylece, Sivas Sultanisi’nin öncü öğrencilerinden Demircizade Selahattin ve “İrade-i Milliye” ortaya çıkar. …11 Eylül 1919 tarihinde, Sivas Kongresi’nin son gününde Temsil Heyeti adına yayın yapmak üzere kurulan ilk Milli Mücadele gazetesi olan ‘İrade-i Milliye’ gazetesi doğar.” Gazete yönetiminin siyasi kişilerle ilgisi bulunmayan biri tarafından yönetilmesinden söz edildiğinde de Demircizade İbrahim (Selahattin) ismi önerilip, kabul gördüğünde de İbrahim (Selahattin)  Bey maddi tarafından da, manevi zorluklarından söz etmeden tereddütsüz hemen kabul edilir. Tabii burda sanırız bir isim yanlışlığı olsa da gerek. Selahattin isminin yerine İbrahim isminin yanlışlıkla yer aldığı sanılıyor. Ya da İbrahim bir ön ad da olabilir.)  Gazete için önerilen İbrahim değil Demircizade Selahattin’dir. Sonuç olarak, ilk yayınını 14 Eylül 1919’da yapan 30X50 cm ebatlarındaki dört sayfalık İrade-i Milliye gazetesi Sivas Kongresinin Temsili Heyeti’nin Sivas’ta bulunduğu sürece 19 sayı yayınlanır ve daha sonra da yayınını sürdürür. İrade-i Milliye’nin başyazarı ise İsmail Hami Danışmend’tir…

 “Sivas Kongresi’yle atağa kalkan Kuvayımilliye duygusu, Sivas Sultanisi’nin bir öğrencisi olan Demircizade İbrahim (Selahattin) öncülüğünde yayına başlayan “İrade-iMilliy”e gazetesiyle beraber ulusal bir hâle bürünmüştür. Kuvayı Milliye bu dönemden itibaren anlamını da genişleterek bütün vatan topraklarının savunulması, düşmanların yurttan kovulması anlamına bürünmüştür.”(s.197)

İrade-i Milliye’nin Türk-Kürt kardeşliği gibi yapıcı ve bütünleştirici yayını sonrasında

Garzanlı aşiret reisi Cemil Çeto Bey ile İzoli aşiret reisi Hacı Kayabey tarafından Mustafa Kemal’e destek telgrafları gelir. Böylece tüm yurtta ayrımsız bir Milli Mücadele ateşi yanar.  

            Tabii şimdi “İrade-i Milliye”,  Kuvayimilliye’nin ilk gazetesi derken dolaylı yönden de olsa ne kadar doğrudur onu da bir düşünmek gerekir… Kongre ve teşkilat kaynaklı olarak 11 Eylül 1919’da “İrade-i Milliye” gazetesinin yayını gerçekleşmesi bu vurguyu gerçekli kılsa da, 25 Nisan 1918’de yine aynı amaç olan Kuvvayımilliye ve Milli Mücadele için doğan  “Adana”nın bu ilkliği elinde tuttuğu da bir gerçek olsa gerek.

 

*(Öncü Öğretmenler Öncü Öğrenciler/Tahir Fatih Andı/Hat Yayınları/Kasım 2020/200 sayfa)



YAZARLAR

  • Salı 10 ° / 3.7 ° Bulutlar
  • Çarşamba 7.5 ° / -0.3 ° kırık bulutlar
  • Perşembe 7.1 ° / 0.4 ° Bulutlar
  • BIST 100

    2.086%0,62
  • DOLAR

    13,4547% 0,13
  • EURO

    15,3391% 0,03
  • GRAM ALTIN

    786,10% -0,45
  • Ç. ALTIN

    1297,065% -0,45