ALİ TAŞ ADN.


“CAN SEVMEYİ SEVDİ”(*)


Sevgi düştüğü an kalbime

İçimde bütün ışıklar yandı.

Bayram, sevgilinin gözlerime

Aşkla baktığı zamandı (s.151)

 

*GİRİŞ

“Mete, Levent, Murat, Öznur, Özlem, Mert, Deniz ve Çağlar’a armağan edilen kitabın dostlara seslenilen giriş bölümünde “Yaşam, doğumla ölüm arasındaki süreci, anılarla, bugünün yaşanmışlığı ve geleceğin ümidiyle bitiren bir rüyadır,” diyen Cansın  Erol; sevginin denge sağladığı sanat ve yaşam hakkında: “Bana bir sürü yaşanmamışlığın arasında hayatın sırrının ipucunu, sevgi ve sanat verdi. Emek, saygı, paylaşım, özgürlük, yaratıcı sanat ve kalplerden kalplere ulaşan gerçek sevgi” (s.7) der. Sonra da dünle bugünün arasına kurulan zaman köprüsünün denek taşlarını nostaljik görsellikler sergileyen insancıl değer çatışmalarının yaşandığı bir düzlem üzerinde kurarken de bizi de alır sevginin en saf hâliyle yaşandığı geçmiş zaman ötesine götürür…

           

               Çiçekler vardı, duman, is bilmezdik biz.

               O zamanlar yuvalar sıcaktı, sobalar vardı.

               Geleceğe sevgi, ümit ekerdik;

               Hayal hanemiz, küçük sinemalardı.

                                      ***

               Yerli malı haftaları yapılırdı okulda.

               Öğrenmeye evvel A’dan başlardık.

               Oyuncaklar teldendi ya da tahtadan,

               Mutluluğu duygularda yaşardık.

                              ***

               İlk, saygıyı öğretirdi hocamız.

               “Sevmek Yaşamaktır” derdi, dinlerdik.

               Onur, dürüstlüktü konan harcımız,

               Biz de dünya hep böyle zannederdik.

                                      ***

               Göz göze sevgiler yaşardık gençliğimizde

               Elleri, ellerimize değmeden.

               Ne gelecek korkusu vardı, ne de yaşamak.

               Öyle öğretirlerdi, alamazdık vermeden.

                                      ***

               Önce çiçekler soldu, sonra gökyüzü

               Işıklar arttıkça karardı sokaklar.

               İnsanlar büyüdü, saygılar küçüldükçe,

               Para denen kâğıda hapsoldu haklar.

                                      ***

               Şimdi sevdalar farklı, eller öksüz kaldı.

               Artık aşklar yaşanmıyor gözlerde.

               Hep aldıkça tembelleşti sevgiler.

               Bir arayış, bin sitem var yorgun gönüllerde.

                                      ***

               Ama biliyorum, bir yerlerde, bir dolu kalp var             

               Güzelliklerde sevmek, sevmek diye çarpan.

               Hangi güç döndürürdü ki, dünyayı hâlâ,

               Var olmasaydı o sevgi dolu yüce insan… (s.9)

               Cansın Erol’un kitabında; “Belki de babamın askerlik arkadaşı, evimize sık sık gelen, ince, uzun boyuyla, hüzünlü duruşuyla, küçücük bir kız çocuğuna La Fonten’den şiirler okuyan adam, Orhan Veli’dir beni buralara getiren. Beni dizlerine oturtur: ”Ağaca bir taş attım, düşmedi./Ve ağaç taşımı,” şiirini okurdu anneme, ne çok gülerdik.” Diyen ifadelerin yanında; “Ankara Radyosu Çocuk Kulübü’ndeki Süreyya Arın’lı, Erhan İmset’li günlerden mi, yoksa çok güzel ud çalan anneannemle, anneme aşk şiirleri yazan babamdan mı kaldı bu miras bilmiyorum” (s.9) diyen bir ifadeye rastlanır.

Eskiden güller böyle perişan değildi.

Her mevsim açardı gönüllerde, yediveren

Ne soğuk dokunurdu dallarına, ne de rüzgâr,

Kanamazdı yaprakları böylesine sevgiden. (s.142) 

            Çok güzel keman çalan nişanlısıyla Erol Sayan, Turhan Toper, Gültekin Çeki, Cinuçen Tanrıkorur, İhsan Özgen gibi müzik ustalarının yer aldığı toplantılara katılırken; aynı şekilde, her hafta evinde müzik toplantıları yapan tanburi Laika Karabey’in düzenlediği müzik ortamlarında Müzeyyen Senar, Mualla Gökçay, Ferihan Tunveli, Sabri Sühan Ansen, Ferit Tan, Münip-Ceyda Utandı, Yılmaz Özer gibi sanatçılarla birlikte olurlar. Laika Karabey hoca, ona anlattığı bir yığın anısını, “Ben öldükten sonra kitap yap” dese de yapamaz.       

            O zamanlar böyle evde musiki toplantıları yaygın ya, Muammer Gerekli ile eşinin yaptığı müzik toplantılarında da bulunan Cansın Erol, eşi Vural Erol’u kaybettikten sonra “Hüzün” ve “Güneşin Battığı Yerde” adlı şiirlerini besteleyerek müziğe kazandıran Selahattin İçli ile eşinin Pera’ya daveti üzerine, Orhan Ete, Hüseyin Tansever ve Halil Soyuer gibi şiirleri bestelenen şairlerle tanışır. Daha sonra, Bursa’da toplantılar düzenleyen Orhan Ete’nin toplantılarında bulunduğunda Avni Anıl, Cemal Safi, Erdinç Çelikkol, Bekir Sıtkı Erdoğan, Orhan Şaik Gökyay ve İnci Çayırlı ile birlikte olur. Bu toplantılardan birinde, kendisine “Bu şiirleri kime yazdın?” şeklinde sorulan sorulardan duyduğu rahatsızlığı ve üzüntüyü belirttiğinde, Orhan Ete: ”Ben sana cevabını yollarım. Bir daha soranlara öyle dersin” der:

           

                                                               -Cansın Erol’a

               Bazen sorulurmuş, kimi sevdik, neyi sevdik.

               Dünyada güzel bildiğimiz her şeyi sevdik.

               Zordur bunu anlatması, tek tek sayamazsın.

               Sen şöyle hülasa ediver: Biz sevmeyi sevdik.

            “Tanrı beni sevdiklerime şiir yazıp, helva yapmaya mı gönderdi…” diyen Cansın Erol, “Ben öldükten sonra bana da şiir yazar mısın?” diyen eşinin arkadaşı Çetin Başar Paşa için “Güneşin Battığı Yerde” adlı bilinen şarkıyı yazar ki, Prof. Dr. Selahattin İçli’nin bestelediği bu güzel eser Ahmet Özhan’ın sesinden kolayca anımsayabileceğimiz bir sevgi öyküsü…

               GÜNEŞİN BATTIĞI YERDE

               Yarın yeni bir güneşle gelecek,

               Aç pencereni sabaha, zaman dursun.

               Saatler belki ümit getirecek,

               Gitme, gitme, ne olursun.

                                   ***

               Eller öksüz kalır gidersen,

               Yakar ayrılık, sen de üzülürsün,

               Bırak dost gözler birbirine doysun,

               Gitme, gitme, ne olursun.

                                   ***

               Daha bitmedi sözler gönlümüzde

               Bütün şarkılar yarım kaldı,

               Hatıralar içimizde yorgun mu uyusun,

               Gitme, gitme, ne olursun.

                                   ***

               Unutmak zordur, bilirsin.

               Kalpte artık hasrete mecal yok,

               Sende mi bir dost vurgunusun,                        

               Gitme, gitme, ne olursun.

Evinde müzik dostlarıyla güzel ortam yaratanlardan biri de Rauf Alanyalı. Cansın Erol, orda da bulunur. “Cahit Gözkan Dergâhı”nın sunduğu güzelliklerde Adnan Mungan, Turgut İçten, Semahat Özdenses gibi isimlerle; Melahat Pars,  Serap Mutlu Akbulut, Tülin Korman, Tülin Yakarçelik, Ayla Büyükataman, Turhan Taşan, Esma Başbuğ; “Sayın Şeref Çakır’ın kişiliğinde Üsküdar Musiki Cemiyeti’ndeki bütün sanatçı dostlarla…” (s.17)

Anılarda kalan güzel müzik anılarını, Cansın Erol’un “Bizim Fasıllar” adlı şiirin bir dörtlüğüyle analım:

               O bahçede yine aynı güller açıyor,

               Şarkılar yine ilahi nağmelerde.

               Ruhlar sarılıp birbirine kucaklaşıyor.                   

               Sevgilerin ilhamı var gözlerde. (s.16)

 

            *HAKKINDA YAZILANLAR

          Türk edebiyatının çınarları arasına giren, “Hançeri Aşkınla Ey Yâr” gibi birçok tanınmış şarkıların doğmasına neden olan şiirleri bulunan Gazeteci-Yazar Halil Soyuer, “Gideceğin Yere Beni de Götür” gibi dile düşen şiirlerin de şairi. “Liman” dergisini 14 sayı çıkaran rahmetli Soyuer’in birçok kitabı hakkında naçizane yazılar da yazdım sağlığında. Halil Soyuer’in, o Orhan Veli, Oktay Rıfat ve Melih Cevdet Anday’lı Garip (1. Yeni) hareketinden, onun tam zıddı ve bir karşı kutbu olarak doğan ve de Oktay Rıfat’ın da saf değiştirerek katıldığı, Muzaffer İlhan Erdost’un  ortaya koyduğu, ismini verdiği Turgut Uyar, Cemal Süreya, Edip Cansever, İlhan Berk, Ece Ayhan, Ülkü Tamer ve Sezai Karakoç’un  akımı yönlendiren şairler olduğu 2. Yeni  döneminde, 1965’ler olabilir, Halil Soyuer’in çıkardığı şiir kitabıyla sanatsal anlamda şairliğini ilan eden bir yetkinliğe eriştiği görülür. Halil Soyuer (1921, Havran-2004, Ankara) hakkında, sırası gelmişken verilecek özet bilgiye eklenecek bir şey varsa o da, Halkevleri dönemini de içinde alarak,  Orhan Veli’den, Yahya Kemal’e; Âşık Veysel’den  nice tanınmış şairlerle birlikte çalışma ve dostlukları olduğu bilinir.

            Böyle bir girişten sonra Halil Soyuer’in, Cansın Erol hakkında yazdıklarına geçilebilir…  “…Şair olunmaz, şair doğulur…“ vurgusuyla belirttiği Cansın Erol’un, anasından şair olarak doğanlardan olduğunun altını çizen Halil Soyuer; onun için yazdığı “Cansın Erol’un Şiir Hanesi” (s.19/20) adlı yazıda; “…Türk şiirinin serbest vezin vadilerinde akıp duran duru bir ırmak…” dediği Erol’un “…ellerinin hep gerçek şiirin yakasında” olduğuna değinir. Halil Soyuer; Şükufe Nihal, Halide Nusret Zorlutuna gibi kadın şairler arasında ona da yer açarken; başta “Akşam Oldu Hüzünlendim Ben Yine” ve “Her Mevsim İçimden Gelip Geçersin” adlı güzel besteleriyle tanınan Semahat Özdenses (1913, İstanbul/2008, İstanbul) “Eşi olmayan şairsin. Öyle olduğunu topluma ispat ettin. Ve güzel konuşmalarınla hepimize hayat veriyorsun.” der(s.21). gibi göze batan sanatsallıklardan ardından, Cansın Erol’un, Orhan Veli’nin de arkadaşı olan babasının kendisine yazdığı şiiri:

 

            SESLENİŞ           

               Canım çeker yüzünü senden uzak kalınca

               Adını sayıklarım hece hece Cansın’ım.

               Name yazmak isterim aklıma takılınca

               Sensiz geçen günlerim sanki gece Cansın’ım.

               Işık gibi gülüşün gözlerime dolunca.

               Ne zaman biter bilmem şu bilmece Cansın’ım.

                                                                               Baban

(23.5.1975)

                                                          

*CANSIN EROL ŞİİRLERİ                                                                       

Taş soğuk,

Kalp sıcak, İnsanların elinde olsa,

Kalbi yerlere atıp,

Taşı kalbe koyacak. (Mümkün Olan-s.78)

Cansın Erol, bölüm başlıkları bulunmayan “Can Sevmeyi Bildi” adlı şiir kitabındaki “Sevmek” (s.30) adlı şiirinde, sevmeyi; “…yeni doğmuş bir çocuğun bakışına…”, “…gülün üstündeki şebneme…”, “Karanlıkta ışığı görmeye…” benzetir. “…/Sevmek, yaşamak, hissetmek,/Say ki cennette yer edinmek,/… “ vurgusunda bulunduktan sonra, “Sevmek, Tanrıya ermektir.” (s.30) dizeleriyle sevmeyi kutsar.

Elâ gözler siyah gözler,

Yeşil gözler bahane.

Kalpten vurur ya aşkın ışığı,

İşte o göz şahane.(Bahane-s.92)

“Deniz olup dalgalarla kucaklaşmak istiyorum, mavide/Güneş olup öpmek dünyayı delice,/Kuşlar gibi özgürce sonsuza uçmak,/Rüzgâr olup aşkı fısıldamak …/…” (s.148) istediği sevgi “Ütopyası”nda “…/Her yere ekmek için sevgiyi…” tohum olmak ister.

OLMALI

Benim sevdiğim şöyle bir bakmalı,

Gözlerimde mekân kurmalı.

Efendisi olmalı ruhumun,

Gönlümdeki tahta oturmalı.

***

Her bakışı titretmeli içimi,

Bilmeli neler hissettiğimi.

Dağlar gibi olmalı, yüce,

Alçak gönüllü olmalı, gönlümde büyüdükçe..

***

Dost olmalı, arkadaş,

Dayamalıyım başımı omzuna,

Kaynak olmalı umuduma,

İçim güven dolamlı,

Sevdiğim değmeli sevdiğime, insan olmalı… (s.96)

“Ne giden yıllara sitem/Ne gelen günlere bayram/Bir dost yüreği yeter/Bizi hasretle anan” diyerek başladığı “Sevgi Sihri”ni (s.100) “Ne suda kayboldu anahtar/Ne kilitler tılsımlı/Sevgi denilen sihirdir/Bütün kapıları açan… (s.100) diyen Cansın Erol; bir diğer sevgi şiirini şöyle noktalar:

Her akşam seni düşündüğümde,

Binlerce yıldız yanar içimde

Sonra sen doğarsın dünyama,

Her sabah, bir güneş biçiminde… (Seni düşündüğümde-s.107)

“Ben sakladım/Yine de bildiler sevdiğimi./Gözlerin söylüyor dediler./Nasıl aşikâr bakmışsam bilmem,/Beni ele verdiler…//Ben sakladım/Ellerim anlattı herhalde/Seni her görüşümde/Nasıl da titrediler…”(s.122) dizeleriyle süren şiirinden sonra ise ölçülere sığdırdığı güzelliklerle şiir yolunda ilerler…   

Güneş batar gün çekilir

Ufka pembeler dökülür

Senden hayaller görülür

Akşamın olduğu zaman” (s.149)

 

EYLÜL BAKIŞLARI

“Ben yağmurun ıslağı,/Sen güneşin tutsağı,/Senin gözünde baharlar./Bende eylül bakışları” adlı şiirini ise; “Bende yumak kördüğüm,/Sende aşkın nakışları./Gözlerin sevda konuşur,/Bende eylül bakışları” dizelerinin yer aldığı şiirini ise  ise “Eylül Bakışları”yla (s.178)sürdürür. 

Sende yollar ümide,

Bende gönül yokuşları,

Gözlerinle behar yollama,

Bende eylül bakışları. (s.178)

Geceye siyah demişler/Görmemişler gözlerini/Bülbüle paye vermişler/Duymamışlar sözlerini” dediği “Yunus’a Özenti” adlı şiirinde göndermeler yapan Cansın Erol; ”Dünyayı cennet yapandır/Aşka beyazı katandır/Mutluluktan ağlatandır,/Sevmemişler böylesini” (s.150) dizeleriyle sürdürür.

 

BENDE GÖR

 

Gözlerine gölge düşmüş,

Aç kirpiği güneşi gör.

Yüreğin yalnız, üşümüş,

Tut kalbimi, ateşi gör.

***

Her gece biter seherde,

Işığın kaynağı sende.

Aşkı bir de benden dile,

Gir kalbime, sevdayı gör.

***

Hayat değmez biliyorsun,

Seviyor, seviliyorsun.

Mutluluk nerde diyorsun,

Kavuşursak, gel bende gör. (s.117)

“Bahar görünmez kış olur/Yollar uzak yokuş olur/Kalbi geceler doldurur/Sevginin bittiği yerde” dörtlüğüyle başlayan; “Ümitler birer kuru dal/En tatlı söz bile batar/Yalnızlık yakar da yakar/…” dizeleriyle süren, bölüm sonlarındaki yinelenmelerin yanı sıra başlığa da taşınan,  “Sevginin Bittiği Yerde” adlı şiirini şu dizelerle sonlandırır: Yaşamaktan pişman gibi/En sevilen düşman gibi/Tanrıyı unutur kişi/Sevginin bittiği yerde…(s.114)

“Anılara bölün ben/Sonra bütünlerle çarpın/Toplayın yarınlarımı/Eksileri hüzne yazın.”(s.154) dizeleriyle girdiği yaşam muhasebesinde “Bulamadım doğruları” diye de yakınır. (s.154)

 

*DENEMELERİ

Müzik dünyasında “Hüzün şairi” diye anılan Cansın Erol’un her ne kadar “Hoşgeldin Gönül Bahçeme”yle bu izleri silinmek istense de, şiirle bulunduğu yerde silebilmek olası mı?.. Çünkü o, mutluluk yolunda geçirdiği hayat kazasının yükledikleriyle silinmenin aksine, acının izini şiirsel zıtlık ve şaşırtıcı paradokslarla daha derinlere kazıdığı “Bilmez Dediler” (s.64) adlı şiiri de buna verilebilecek arasındadır… “Benim için yanmaz dediler/Boşa giden günlere/ Değmeyen iyiliklere/Kaybettiğim sevgiliye/Bir yandım, bir yandım.” Diyerek giriş yapıp; “gülmez dediler”i merkezli içeriği de sona özgü bir benzerlikle veren şair, şiirini şöyle noktalar:

Benim için sevmez dediler.

İçi dışı biri,

Hakiki dost olan kişiyi,

Tatlı dili güler yüzü,

Aşkı veren sevgiliyi,

Bir sevdim, bir sevdim..

Trafik kazasında eşini ve mutluluğunu kaybeden Cansın Erol, eşinin ardından yazdığı denemede onsuz ne yaptığını yazar (1979). Beş numaraya kadar giden “Kar”(s.127-132) adlı denemde de insancıl yanı ağır basan toplumsal duyarlılıklı değinmeler görürüz.  Çeşitli açılardan kar altındaki yaşamlara bakılan, içinde gizli bir eleştirellik taşıyan gerçekçi duyarlılığını sürdüren Cansın Erol; “Pembe Kız” (s.57-59) adlı öyküde de, öğretmen kocası terk eden, babasının birkaç kocaya sattığı Pembe Kız, sonunda kendini asar. Burda, Cansın Erol’un “Napolyon, Napolyon, Napolyon” diyen (!), çağrışımlar yapan şu şiirini anımsamadan geçemeyiz...

 

DEĞİŞİM

Kız çok güzeldi

Adam çok zengin

Kızı adama verdiler

Para çok güzel oldu (s.126)

 

*”YAŞAMAYANA MEKTUP”

Şair, Cansın Erol; yaşadığı ölümcül acının ayrılık anlarını netleştirdiği hüzünlü vedasını yansıtan denemelerinde, eşinin ardından yaşadığı yokluk ve yoksunluk duygulanımlarına “Yaşamayana Mektup” (s.43) adlı denemesinde yer verirken, mutluluğuna bir bomba gibi düşerek hayatını, geleceği, sevgisini yok eden; umutlarını, yaşam sevincini, mutlu anlarını bitiren duygu alevinde yok olurken, her şeye rağmen yine devam eden hayat kaldığı yerden başlamanın direncini yüreğinde tutarak yaşadığı günlere dönüp bakarken ölümcül bir muhabbetin ortasında bulduğu kendine:“Neyse boş ver…” der. “…Yıllar geçti. Olanların hepsini anlatsam, kıyamazsın bana,çok üzülürsün.” (s.43) Çocuklarının onu yaşama bağlayan tek sevgisi olması… “…Sonra özlem, hüzün, ölüm gerçeği ve yaşam…”Avni Anıl ile Halil Soyuer’in birlikte söyledikleri(!) uçan yıllar; “…Hepsi iç içe uçan yıllar.”

Yanılsatmalı bir kinaye çağrışımı içinde gerisi gelir o duygunun bir dörtlükle:

Kaybedince anlarız gidenin kıymetini

Yaşarken kırdıysan kalbi, ne önemi var

Can gittikten sonra vefa, sadakat,

Kendini tatmindir, dili oylar. (s.44)

Cansın Erol, teknik olarak geleneksel ses ve beyitsel örnek verdiği somut imgesellikle  görselleşen; “Sarmıştı mehtabı tül renkli bulutlar/Deniz masum bir kadın gibi, ama davetkâr” dediği “Akşam Şarkısı” adlı şiirinde onunla ve onsuz olmanın tepe noktalarında seyreden duyguları şöyle dizelere döker:

Ve ben o an içimdeki senle büyüdüm,

Yedi kat göğe doğru sevginle yürüdüm.

***

Ve ben sensizlikte küçüldüm, küçüldüm

Başlayan yeni bir güne, yapayalnız yürüdüm… (s.106)  

İnsancıllık adına kara bulutlar toplayan yaşamın acı gerçekleri onu şiire yakın duran güzel tümceli duygularla oldukça ıslatır… 

“Bugün gönlümde hayal sukutlarıyla bir sürü yalancı dostun, sahte sevenin mezarı varken, benimle hâlâ yaşayan senin yok olduğunu düşünmek o kadar acı vermiyor artık.” (1979)  

Biz son şarkıyı beraber söylemeliydik.

Şimdi bütün sözler yarım

Sevgiye sevdalı bu kalbi çok kırdılar çok

Hep seni yaşattılar, yaşarken unuttuklarım. ..(s.44)

Şiirlerine, günlüklerine tarih atmayan; “..İnsan bir düşünce şahaseri. Çelişkiler yumağı. Sevgi denilen büyülü duyguyu yaşayan, yaşatan ya da onu yok eden…” “Düşünce Gezileri”nin sevginin evrenselliğiyle dünya yurttaşı olan “Torino’ya, o esmer şehire uğradığı bir gezginlikle, yüreğinde kümelenen, yaşamın zorunlu hasretini bulutlarını dağıtır (Düşünce Gezileri-s.101).

 

*ÖYKÜLER

“Bir Aşk Masalı” adlı öyküde, evliliklerinin 50. yılını kutlamak için ailece gazinoya giden adamın dinlediği şarkılar arasında, Erdoğan Berker tarafından hicaz makamında bestelenen “Saatler ne olur üstüme gelmeyin/Saatler durun biraz ömrümü bitirmeyin” adlı Cansın Erol’un şiiri de vardır. Şarkıları dinleyip, efkarlanan adam eski sevgilisi Despina’yı düşünerek bunalıp, kendini tuvalete attığında, tuvalette bekleyen yaşlı kadın kendisinden para almaz. Kadının Rum aksanıyla konuşmasını duyunca hemen ordan ayrılan adamı Despina tanır ama adam kadını tanımaz. (s143-146) 

 

*HAYAT

 

NİYE

Buğday eksen buğday çıkar

Çiçek eksen çiçek çıkar,

Niye insan ekersin de,

Her zaman insan çıkmaz. (s.91)

Yaşamla ilgili kısa şiirleri de bulunan Cansın Erol; “Sıkı Tutunun” adlı şiirinde “Dünya yuvarlak,/Düşmemek için./Sıkı tutunun./Ya razı olun altında kalmaya,/Ya da üstünde oturun (s.66) gibi bir evrensel gerçekliğe yönelik farklı bir şiirsel yaklaşım sergiler.  “İstanbul”a” adlı şiiri ise çevresel bir eleştirellik taşır:

 

İSTANBUL’A

İstanbul rengarenktir

İstanbul tutku, sevgidir.

Ama nedense griler,

Şehrin üstünde saltanat kurmuş,

Maviler birazcık küskün durmuş,

Yeşilini sorarsan çalmışlar

Karadenize saklamışlar. (s.178)

 

*CANSIN VE MÜZİK

Cansın Erol’un “Bestekar” adlı şiirinin ardından bestelenen şiirlerinin bulunduğu son bölüm diyebileceğimiz bir bölüm yer alıyor. Bu bölümde, bestelenen şiirlerin bulunduğu notalarda, sona doğru olan bazı şiirlerin altında, şiiri besteleyen bestecinin adları yer almakta.

Cansın Erol’un şiirlerini ilk besteleyen ve doğal olarak onu bu yönüyle tanıtan bestekâr Prof. Dr. Selahattin İçli’dir. Serbest şiirlerle iletişim kurabilen Türk Müziğinin önemli bestekârlarından biri olan Selahattin İçli, kitapta yer aldığı kadarıyla, 1980-1988 yılları arasında Kürdilihicazkâr, Hicaz, Segâh, Mahur, Acemkürdi, Mahur/Nihavent, Buselik, Muhayyerkürdi, Hisarbûselik, Nikriz, Kürdi, Rast ve Acemaşiran makamlarında 24 adet olmak üzere; “Güneşin Battığı Yerde”, “Cimrimi Cimri Bu Gönül”, “Yeter Acı Çekme Derler”, “Sana Dedim Gönül Kuşu”, “Hoş Geldin”, “Hüzün”, “Aşkın Rengi Varsa Eğer”, “Heyecan-Günaydın Duygularımın Sabahı”, “Ne Zaman Başlar Bilinmez”, “Merhaba Ümit”, “Gece Gözlüm Nereden Çıktın Karşıma”, “Hasret” (Bir Yer Olmalı, Bir Yol Olmalı”, “Vurdum Sırtıma Dünyayı”, “Alnına Konan Bûse”, “Aşk Böyledir”, “Sonbahar Vurgunu (Hiç Tatmadım Böyle Duyguyu), “Sabâ Melikesi”, “Gülümse Biraz”, “Öğretmenim”, “Küçücük Kuş Kanadını Ver Bana”, “Eskiler Alırım”, “Bırak Olduğu Gibi Kalsın Her Şey”, “Eski Şarkıları Çoktan Bıraktım” ve “Bitmesin Bu Sonbahar” adlı şiirlerini bestelemiş.   

Hüzzam ve Hicaz makamlarında “Gözlerin Sevgi dolu, Heyecanlı, Tutkulu”, “Gölde Akşam, Suda Mehtap”, “Sana Can Vereyim Dedim” ve “Senin Gözünde Bin Mana” adlı dört bestelenmiş şiiri de bulunan Cansın Erol’un diğer şiirlerini besteleyen besteciler şöyle yer almaktadır: Rüştü Eriç: “Daha Önce Söyleseydin”, “Sever misin?, “Unutma Sakın”, “O Güzel Seneleri” ve “Yemin Etmiştin” (Rast, Kürdi, Kürdilihicazkâr, Neveser); Semahat Özdenses: ”Gül Bahçesine Girdim de Güzel Ne Oldu” (Nikriz); Cemil Altınbilek:“Aşk Bekliyor”, “Emret Sultanım” (Zavil, Nikriz); Erol Güngör: “Dudağında Şarkı Olsam” (Segah); Ahmet Ünal, “Sever misin?” (Nikriz); Ünal Ensari, “Toprağın Yeşilini” (Muhayyer); Zeynettin Maraş; “Sus Konuşma Biliyorum”, “Beni Unutma Sakın”, “Yağmur Git Pencereden”, “Udunun Tellerinde Nağmelerle Oynaş” (Rast, Nihavent); İrfan Doğrusöz; “Yere Düşsen Eğilmezsin”; Erdinç Çelikkol; Çiçeği Koparmayın” (M.Kürdi); Sabri Süha Ansen, “Hasret Çekiyorsam Senden” (Müstear); Notasız olarak yer alan şiirlerin altında yer alan besteciler de var. Bunlar Erdoğan Berker; “Tövbe Yarabbi”, “Seneler”, “Vefasız Yıllar”; Fatih Erkoç, “Kurtulamam”; Yavuz Özışık, “Askere Mektup”; Nesrin Körükçü, “Ver Sevgini”, “Bulamadan Gidiyorum”; Faruk Şahin, “Bu Şehir”; Alaaddin Pakyüz, “Deli Gönlüm”, “İnat”, “Sakın Sevme”; Cantekin, “Ayrılık İstemiyorum”, “Şaban Efendi”, “Dostluğunu Ver”, “Buram Buram”, “Şaka”, “Eski Şarkılar”; Bilge Özgen, “Sevgili Yıllar”.

Cansın Erol’un ”Güneşin Battığı Yerde” (1980), “Cansın Erol Şiirler” (1981), “Hayal Pencerem” (1996), “Can Sevmeyi Sevdi” (2000 ve “Cansın Erol Şiirler-Anılar-Hikâyeler” (2018) adlı yayınlanmış beş kitabı bulunmaktadır.

 

 “(Can Sevmeyi Sevdi/Şiir-Deneme/Cansın Erol/kendi yayını/302 sayfa)



YAZARLAR

  • Salı 27.1 ° / 17.3 ° Açık hava
  • Çarşamba 26.9 ° / 16.4 ° Bulutlar
  • Perşembe 26.7 ° / 16.1 ° Açık hava
  • BIST 100

    1.430%0,86
  • DOLAR

    9,3164% -0,15
  • EURO

    10,8489% -0,02
  • GRAM ALTIN

    530,95% 0,21
  • Ç. ALTIN

    876,0675% 0,21