Mehmet Doğan Karakuş - Muhabbet Yelleri


HUDEYDE

Kasabanın esnafı, işlerin durgun gittiği zamanlarda dışlıksızdır.


Dışlığı geçmez. Onunçün tüm esnafın yüzü cam kırığıynan kesilmişcesinedir. Dudağı sarkık, bıyıklarını gâh dişlerinin arasına alır kemirir, gâh çekiştirir durur.           

            Sahi, DIŞLIK nedir?

            Dışlık, neşe anlamındadır. Gülmek, eğlenmek, şen şakrak olmak, hatta bir başkasının dışlığı dışlıksız olma bahasına dalga geçip, dışlıklanmadır.

            Sanırım bu sözcüğü anladık.

            Kasabanın iki şarkütericisinden biri Hakkı dayı, öteki Gözlükl'alidir. İkiside şarküteri işletir ama tuttuğu takımdan, oy verdiği partiye dek terstirler birbirlerine.

            Hakkı dayı kasabanın yerlisidir.

            Gözlükl'ali Bulgaristan göçmeni.

            Gelin görün ki, her ikisi de şarküteri işleticisidir.

            Hakkı dayı, oğlu Yavuz'u; Gözlükl'ali kardeşi Hüseyin'i yanından ayırmaz. İşin ayrıntılarını, esnaflığı bizzat çıraklıktan öğrenmelerinde, her ikisinin düşünceleri aynıdır.           

            Hakkı dayı iktidar partisinden, Gözlükl'ali muhalefettendir.

            Hakkı dayı kasabanın belediye başkanlığını bile yapmıştır.

            Gözlükl'ali, kardeşini esnaf yetiştirip, esnaf odası kurup da odanın başına geçirme düşünü yaşayıp sık sık dile getirmesinden ötürü Hakkı dayının;

            “Ne de olsa Doğu Bloku'ndan gelmiştir!” yorumuna uğrak verse de bunu kasabada kimsenin dikkate aldığı söylenmedi, duyulmadı.           

            Hudeyde sektirop sektirop yürür. Azıcık aksaklığı vardır. Hakkı dayının oğlu Yavuz'la epey bir arkadaşlığı olmakla, kasaba futbol takımının sarı lacivert renkli olmlasında pay sahibi olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü, her ikisi de çubuklu sarı lacivert forması olan takımın çılgın bir yancısıdır. Bundan ötürü, kasabanın futbol takımının öteki kasaba takımlarıyla maç zamanlarında Hudeyde ve Yavuz, sarı lacivert çubuklu formasını giyer giymez soluğunu önce takımın lokalinde, sonra da taşlı çakıllı Sülemiş'in dibindeki futbol sahasında alırlar.

            Gözlükl'ali futboldan hoşlanmaz. Kardeşi Hüseyin belli etmese de futboldan hoşlandığını, uğrun uğrun izler Metin Oktay haberlerini.        

            Bunu Yavuz bilir.

            Hudeyde de.         

            Ülkenin renklerinde sarı ortak, biri sarının yanına lacivert, öteki kırmızı renk koyan futbol takımlarının maçı olmayagörsün! Hakkı dayının oğlu Yavuz, sarı saçlarını, sarı bıyığını tarayarak bir de sarı lacivert çubuklu formayı giyer, Hudeyde'ye haber salar.

            “Höçülü'yü alsın dagelsin!” diye. Gidenin ardından da bağırır. Höçülü, kasabanın, ünü kasabayı aşmış davulcusudur.

            “Davulu sarı laciverte boyatmayı unutmasın!”

            Gözlükl'ali sessiz, dingin hali, gözlükleri üstünden devrik bakışıyla, kulağı kiriştedir ama pek belli etmez, umursamaz görünmeyi yeğler. O Balkan mavisi gözlerinden çıkan balkan mavisi ışığı bir çakar, bir söner de kimse göremez. Onu, ancak Yavuz, Yavuzla birlik babası Hakkı dayı görür. Bir de Gözlükl'ali'nin kardeşi, kasabanın esnaf derneğini kurup, başına geçirmeyi düşündüğü Hüseyin görür. Her ikisi de sarı kırmızı renge bürünük amma öyle partutuş olmaktan çok, sessizliği yeğler. Bir de içine, şöyle bir göğüs kafesini açıp da bakma şansımız olsa hani... Hakkı dayı lacivert sarı çubuklu formasını giyip kapıya bir elini dayayıp, öteki elini köstekli yeleğinin cebine sokar, bir yandan bıyığını bura bura, umursamaz görünse de yan gözle verdiği gıcığın etkisini süzer durur. O öyle yapar da Hüseyin durur mu? Durmaz. Hakkı dayı ne yaparsa, Hüseyin de öykünür.

            Üç davul, üç zurna zomba da zom zom, gümbe de güm güm, zurnalar zilli sesiyle zar zar öterken kasaba halkı seyirlik olduğunu şıppadanakanlayıp öbek öbek toplanırlar            

            “Lacivertlilerrrr!” Ortalığı bir şaplak sesi doldurur ki, demeyin gitsin.

            “Sarılılar!”

            “Lacivertliler!”

            “Sarılılar!” bağırtıları arasında orta yerde,onca kalabalığın içinde sarı kırmızılı tabut elden ele, omuzdan omuza taşınıp iki dükkanın önüne konulup, ortalık şıp diye kesince gürültüyü davul da susar zurna da. Hudeyde, sektirop sektirop gelir, tabutun başında durur;      
            “Lacivertlilerrrr!” diye bağırdığı anda yine şaplak sesi kaplar kasabayı. Islıklar, bağırtılar arasında davul zurna yeniden coşar, halaylar çekilir. Bir şenlik ki demeyin gitsin. Hele ki lacivertli takım yenmeyegörsün!

            Gözlükl'ali dükkanına girer, kapısını kapatır.

            Kardeşi Hüseyin yere tükürür kızgınlıkla.

            Hakkı dayı bıyığını burmaktadır.

            Yavuz, Temir Ağa'yı çaldırır davulcuya.

            Kalabalık, hep bir ağızdan alkış tutup;

            “Oy Temir Ağa da yan Temir Ağa

            Bir ayak üstünde dön Temir Ağa!” türküsünü söyleye söyleye iki şarküterinin önünden, eski konakların yol kenarına dizildiği Savrun çayına doğru, Sülemiş Tepesi'nin önüne gidip, eski taş köprünün üstüne çıkıp, Savrun çayının göğ mavisi suyuna atarlar, sarı kırmız renkli tabutu.

            “Lacivertliler parmak kaldırsın!” dediğinde Hudeyde'nin, parmaklar bir zaman yukarıda kalır. İşaret parmaklarıdır. Hudeyde parmağını indirmeden kimse indirmez. Ardından bir şaplak sesi, davul zurna, Temir Ağa halayıyla kasaba turlanır.

            Bazen de sarı kırmızılı takım kazanır.

            Ne mi olur o zaman?

            Hiiçç!

            Kuskunu düşer ötekilerin, bu kez Gözlükl'ali davulcuyu çağırır.

            Bir Domani türküsü söyletir.

            Domani bir Balkan türküsüdür.



YAZARLAR

  • Cuma 16 ° / 8.8 ° kırık bulutlar
  • Cumartesi 18.1 ° / 11.1 ° kırık bulutlar
  • Pazar 19.5 ° / 10.8 ° kırık bulutlar
  • BIST 100

    1.907%1,41
  • DOLAR

    13,6382% -0,18
  • EURO

    15,4223% -0,56
  • GRAM ALTIN

    768,98% -1,30
  • Ç. ALTIN

    1268,817% -1,30