Cumali KARATAŞ


BİR MÜZİK MİSYONERİ: UĞUR DOĞAN TÜRE 


Derneklerin kurucuları arasında yer alan; keman, ut, kanun ve ney gibi sazlarla birlikte kendi yapımı olan kullandığı tamburla yol aldığı müzik yaşamındaki birikimlerini hafıza kaynaklı müzik araştırmalarına taşıyarak “Faik Bey’in Salıncağı” adlı yapıtını başlangıç olarak Türk müziğine armağan eden ve “Doğru Nota”yla, Türk Müziğini yanlış yoldan alıkoyan çalışmalar içinde görülen Türk müziği ustalarından Yük. Mimar Uğur Doğan Türe ile 70 yılın müziğini konuştuk.

                                                                                                                         

            *BAŞLARKEN

C. Karataş***Sayın Uğur Türe, merhaba derken hemen şunu sormak isterim?.. Müziğe ne zaman ve nasıl başladınız?

U. D. Türe---Ortaokul çağlarında müziğe mandolinle başladım. Bence, mandolin müzik öğrenmek için ideal bir enstrümandır. Perdeli bir saz olduğu için sesler üzerinde belli olmasının yanı sıra kemanla da aynı esasları içeriyor. 15 yaşında iken çaldım, zamanla da diğerlerine geçtim.

****Çocuklukta müzikle ilgili bir işaret verdiniz mi? Bunun bir anısı var mı?

            ---Öyle bir işaret olmadı.

***Ailenizde, çevrede müzik ve sanat ortamı var mıydı?         

---Annem keman çalardı. O zaman 1950’li yıllarda Adana’da doğru dürüst Türk müziğini çalan yoktu. Yaygın değildi.  Müziği bilen, bilinçli öğreten yok denecek kadar azdı.

***Sizi müzik konusunda destekleyen ve yönlendirenler oldu mu?

---Annem, babam beni bu konuda çok desteklediler… Mandolin, keman, ut, tambur ne istesem hemen aldılar. İkisinden de en büyük desteği gördüm.

****Kendinize örnek aldığınız herhangi bir müzisyen ya da sanatçılar oldu mu?

            ---Tabii oldu… Tamburi İzzettin Ökte, Nevzat Atlığ, Alâeddin Yavaşça

***Diğer bir sanat dallarıyla herhangi bir ilginiz oldu mu?

            ---Olmadı. Sadece Türk müziğinin edebiyatı ile ilgilendim.

            ***Hangi enstrümanları kullanıyorsunuz? Bunları öğrenme konusunda kimlerden yararlandınız?

            --- Saydıklarıma ek olarak şu anda yaylı tambur kullanıyorum…

            ***Kullandığınız tamburları kendinizin imal ettiğini duymuştum. Neden böyle bir şey yapıyorsunuz? Kullanma konusunda herhangi bir farklılığı ve yararı mı var? İkincisi ise tambur yapmasını nasıl öğrendiniz?

---Bir müzik enstrümanını imal etmek çok zevkli bir şey. Kendim yapmamdaki gaye de istediğim gibi bir saz elde etmek. Ayrıca yalnız kendim için değil, birçok eşe dosta da yapıp verdiklerim oldu. İstanbul Konservatuvarı Saz Yapım Bölümü Başkanı Turhan Demirelli benim saz yapım hocamdır. Yanında çalıştım, kalfalığını yaptım ve tambur yapımını ondan öğrendim.

***Adana’da bulunduğunuz yıllarda hangi dernek ve topluluklarda yer aldınız, yönettiniz ya da kuruluşunda bulundunuz?

---15-16 yaşlarında lisedeyken iken eski Kız Lisesi’nin karşısındaki ahşap merdiveni ve tek odası bulunan Adana Musiki Cemiyeti’nde Sıtkı Avcı, Galip Ongül, Mahmut Soyarslan, Suphi Şenses, Arif Nihat Aka ve Ali Bakır gibi sazların bulunduğu ortamda müzik eğitimine başladım.

ATATÜRK VE SITKI AVCI  

***Hepsi birbirinden değerli, Adana Müzik tarihinde yeri olan müzisyenler… Kendisini saygı ve rahmetle anıyorum; Arif Nihat Aka örneğin, Celalettin Sayhan’daki Divan Musiki derneği çalışmalarımızda nazariyat öğretmenimizdi örneğin. Fakat asıl benim üstünde durmak istediğim, Türk müziğinin radyolarda yasaklı olduğu günlerde Atatürk’e yazdığı mektupta müzik yasağı konusunda eleştiri yapan ve sonrasında Atatürk tarafından davet edildiği Çankaya Köşkü’nde güzel sesli eşi Vasfiye Hanım ile birlikte çalıp söyledikleri müzik programı sonrasında radyolardaki müzik yasağının kalkmasını sağlayan Adanalı besteci ve müzisyen Sıtkı Avcı’dır… Konu çok uzayacağından, buna ulusal kaynağıyla birlikte başka bir çalışmamızda girebilme umuduyla şimdilik şu söyleyelim… Müziksever büyük deha Mustafa Kemal Atatürk, o  gece sabaha kadar Sıtkı Avcı’nın udundan, tamburundan ve eşi Vasfiye Hanım’ın güzel sesinden dinlediği şarkı ve türkülerin tüm ülkeye dinletilmesi için talimatını vererek; Sıtkı Bey’in gidip Ankara ve İstanbul radyolarında konser vermesini söylemiştir ki, yanlış anlaşılan Türk müziği yasağı da böylece özgürlüğüne kavuşmuştur. İşte müzik tarihine müzik yasağını kaldıran müzik adamı olarak geçen, sizin de birlikte çalışmalarınız ve anınız olan Sıtkı Avcı’ya röportajımızda kısmen de olsa özel bir yer açalım dilerseniz?.. Sıtkı Avcı’yla nerde ve ne zaman tanıştınız? Hangi dernek, topluluk ya da müzik ortamlarında bulundunuz? Sıtkı Bey ve eşi Vasfiye Hanım hakkında bildikleriniz nelerdir?

***Ben Sıtkı Avcı’yla 1952’de tanıştım. Simsiyah bol saçlı, yakışıklı adamdı. Fevkalâde ut çalardı. Ben o yıllar keman çalıyordum. Tambur öğrenmek istedim. Cumhuriyet İlkokulu’nda müdür olan babam, tanıdığı bir müzisyen olan Sıtkı Bey’in bu konudaki fikrini almak için beni onun evine gönderdi. Ben ayrıca, kendisinin de ut çaldığı Adana Musiki Cemiyeti’nden Sıtkı Bey ile tanışıyordum. Kendisi viyolensel (çello) da çalardı. Sıtkı Bey, aynı zamanda yönetmenlik de yapıyordu… Müzik toplulukları temin ediyor, konserlere saz buluyordu.

Evine gittiğimde bana ilk sorusu:

-Bu tambur merakı nereden çıktı? oldu. Ut kadar söyler mi? Keman kadar söyler mi? Diye sürdürdü konuşmasını. Sonra masanın üzerinde duran udunu alarak, sözünü kanıtlamak istercesine bana bir taksim yaptı. Çok güzel bir taksimdi bu, kendimden geçmiştim… Hangi makam olduğunu sordu, bilemedim. Hisarbuselik taksim olduğunu söyledi ve Sıtkı Avcı bununla ilgili bir hatırasını anlattı…

-Besteci Fahri Kopuz; ‘Bahar olsa çemenzar olsa diye başlayan hicaz şarkının zemin ve nakaratını bestelemiş, notaya almıştı. Bize geldi. Notayı verdi. Vasfiye, notayı alır almaz okudu. Fahri, meyan kısmını bestelemekte zorlandığını söyledi. Udumu aldım, eseri çaldım ve meyanı Hisarbuselik makamında besteledim.

Sıtkı Avcı’nın eşi Vasfiye Hanım, öğretmen olan annemin Milli Mensucat İlkokulu’ndan arkadaşıydı. Notayı eline alır almaz okuduğunu Sıtkı Bey anlatmıştı. Oğulları Sadık da çok güzel keman çalarmış. 1950’li yıllarda Devlet Senfoni Orkestrası gibi resmi bir yerde çalışırdı. Ben, tambur çalmam konusundaki fikrini almak için Sıtkı Avcı’nın evine gittiğimde o gün eşi Vasfiye Hanım yataktan kalkamayacak derece hastaydı. Onu sadece orada gördüm. Benim bu konuda bildiklerim bu kadardır.

            ***Dönelim o yıllara… Ortaokul ya da lisede müzik etkinlikleri içerisinde oldunuz mu?

---Adana Erkek Lisesi Türk Müziği Korosu’nu 1954 yılında kurup yönettim, Halka konserler verdik. Adana Radyosu’nda saz eseri çaldım. Ayrıca yine Adana Halkevi’nin  bir çalışması olarak  Belediye hoparlöründen Selahattin Pınar’ın bir şarkısını tamburumla çalıp söylemiştim.   

***Adana Musiki Cemiyeti daha sonra Adana Musiki Derneği mi oldu?

---Hayır, Adana Musiki Derneği ayrı… Adana Musiki Cemiyeti 1950’li yıllarda kapandı. 1974’de kurulan Adana Musiki Derneği’nde koro şefi ve sazendelik yaptım. Bunun yanı sıra; 1980 yılında Erdoğan Özdilek, Toktay Sökmen, Ersin Koçak, eşim Zambak Hanım, Işıl Saka, Vural Tural gibi isimlerle kurduğumuz Divan Musiki Derneği’nde … 1995-2013 yılları arasında 19 yıl, Çukurova Gazeteciler Cemiyeti’ni eşim çalıştırırken ben saz olarak yaylı tambur çaldım. 2004-2012 yılları arasında sekiz yıl Adana Belediye Konservatuvarı’nda koro şefi ve saz olarak görev aldım. Daha sonra ise Ben, Eşim Zambak Hanım, Onur Sertler, Erhan Şahin, Suat Çavuşoğlu, Emine Gürlek ve Neriman Aşağısoylu, Şenay Sonar gibi arkadaşlarla 2013 yılında “Yedi Nota Müzik Derneği”ni kurduk.    

***Askerlik döneminizde müzik yer aldı mı?

---Almadı. 

***Adana dışında yaptığınız müzik çalışmaları oldu mu? Olduysa, nerde, kimlerle ve neler yaptınız?

---İstanbul’da iken, Emin Ongan yönetimindeki Üsküdar Musiki Derneği’nde bulunmamın yanı sıra, Nevzad Atlığ yönetimindeki koroda çalıştım. 1998-2000 yılları arasında ise mimar bir öğretim görevlisi olarak görev aldığım Niğde Üniversitesi’nin korosunu da iki yıl kadar çalıştırdım.

 

*MÜZİKTE ÇOK YÖNLÜLÜK

            ***Müzikle ilgili çok yönlü çalışmalarınız nelerdir ve nasıl yapıyorsunuz?

            ---Müzikle ilgili koro, dernek, konser gibi çalışmalarımızı eşim Zambak Hanım ile birlikte yürütmekteyiz. Dernek dışında özel olarak müzik eğitimi verdiğimiz öğrencilerimiz de var. Ayrıca, kitaplaşmak üzere araştırmalar da yapıyoruz… Bunlardan ilki 2017’de çıkardığımız “Faik Bey’in Salıncağı” adlı müzik kitabıdır.

***Neler var “Faik Bey’in Salıncağı”nda?  

---Kitabın içeriği şimdiye kadar yazılmamış olan yorum, icra, çalıp söylemek, koro yönetimi ve taksim tekniği de özet olarak veriliyor. 70 yıllık birikimimin özeti olan bu kitabı bir yılda, edebi ve mizahi bir dille yazdım.

***Başka çalışmalarınız var mı?

---Şimdi ise yine eşimle birlikte “Türk Müziğinin Edebiyatı” adlı kitap çalışmamız devam ediyor. Bu çalışmamızda aruzun müziğimizdeki yeri, güfte ve beste münasebetleri gibi konuları işlemekteyiz. Buna ek olarak, “Doğru Nota” adlı bir çalışmamız daha var. Bu da şöyle oluyor… Çocukluğumuzdan beri dinleyip ezberlediğimiz bine yakın Türk müziği eserinin doğru şekillerini tespit ederek kuracağımız sitede yayınlayacağız. Bunun yanında, elimizdeki dört bine yakın eserin kaynağına güvendiğimiz iki binini de eşimle birlikte “Doğru Nota”da değerlendireceğiz. Bunu niye ve neye göre yaptığımıza gelince…  Kalıcı olması ve hafızaya güvenerek yapıyoruz.

***Uğur Bey’in eşi Zambak Hanım söz alıyor…

---Uzun yıllardır radyodan dinleyip öğrenerek hafızaya aldığımız birçok eser notasının değişik olduğunu gördüğümüzden bunu yapıyoruz…

***Türk müziğini gelecek kuşaklara doğru aktarabilme yolunda güzel ve yararlı bir çalışma tabii ki; ellerinize sağlık derken bir şey daha sormak istiyorum…  Ses, saz, koro şefi ve beste, güfte gibi çok yönlü çalışmalarınız da oldu sanırım?

---Ses, saz, koro şefi, konservatuvar öğretim görevlisi gibi farklı çalışmalarım oldu müzikte. Demin size söz ettiğim “Doğru Nota”daki bir eserin seviyesinde beste yapacağıma inanamadığım için beste yapmaya kalkışmadım. Ayrıca bu gün TRT arşivinde çöplük tabir edilen denetimden geçmiş 20-25 bin civarındaki eserin içerisinde olmaması için beste yapmadım.

***Dikkatimi çeken bir-iki şey var onlara detaylı girelim isterseniz… “Beste yapmaya kalkışmadım” dediniz…  Gerçek anlamda sanat olarak düşündüğümüzde, beste istediğimiz zaman yapabileceğimiz ve kendimizi üretmekten alıkoyacağımız bir şey midir sizce peki?...

---Beste Tanrı’nın ilhamıyla yapılır. Bir matematik problemi çözmek gibi değildir. Şimdiki bestekârlar fazla ele alıp, şöyle bir beste yapayım niyetiyle ama asla ilahi bir ilham almadan yapılmaktadır. İşte bu nedenle de TRT arşivine çöplük dedim…

            ***Ülkemizin tanınmış beş usta bestekâr sanatçısından oluşan TRT Repertuvar Kurulu’nun yaklaşık 50 yılı aşkın bir süreçteki denetimlerinin sonucunda oluşan bir müzik hazinesini çöplüğe benzetmek konusunda ciddi misiniz? Üstelik bunların içerisinde halkın diline düşen tanınmış besteler de var.

            ---TRT Repertuvar Kurulu’ndan geçen bir şarkının eser olması yetmez. Repertuvar Kurulu, başka bir esere benzememek, güftesi edebi olmak vb. kriterleri arar. Bunlar uygunsa, kuruldan geçenleri arşivine koyar. Hiçbir şey ifade etmeyen, bir şey söylemeyen, ilham mahsulü olmayan bestelerde yukardaki şartlara uygun oldukları için kuruldan geçer. Ben bunlara beste mi deyim… Tabii ki hepsi için bunu söylemek mümkün değil… İçerisinde bulunan halkın beğendiği, sevdiği o güzel besteleri konunun dışında tutuyorum.

            ***Türk Sanat Müziği’nin dünle bu gününü kıyasladığınızda nasıl bir değerlendirme yapabilirsiniz? Yapılması gereken şeyler var mıdır?

            ---Türk Sanat Müziği diye bir tabir olamaz… Türkülerimiz dâhil olmak üzere müziğimiz bir bütündür ve adı Ulusal Türk Müziğidir. Ulusal Türk Müziği de bu gün can çekişmektedir. En dip noktasına gelmiştir. Sanatın amacı toplumun sanat seviyesini yükseltmektir. Bu günkü gibi toplumun seviyesine inmek değil. Türk müziği konserlerindeki çalıp söylenen şarkıların hepsi 5-6 makam olmak üzere 250 şarkıyı geçmemektedir. Böyle mi öğreteceğiz Türk müziğini?.. Okullarımızda öğretilmiyor Türk müziği. Gençlere ne saz öğretilebiliyoruz ne de ne de sözlü eserlere ilgi duyuyorlar. Ama bu bir ulusal çalışma gerektirir. Onun için can çekişmektedir? Bundan sonra sanatın gösterdiği tabiatında olan grafiği göz önüne alırsak yukarı doğru yükseleceği umudundayım. Bunun için de eşimle birlikte elimizden gelen gayreti gösteriyoruz.

            ***Türk Sanat Müziği konusu… Sanırım 1950’li yıllarda Türk Sanat Müziği, Türk Halk Müziği diyerek ikiye ayrılması yararlı olmadı mı?

            ---Yayınlanan kitabımda da anlattığım gibi Türk Müziğini TSM ve THM olarak ayırmak birbirlerine rakip iki futbol takımı gibi davranışa neden olmuştu. Konserlerimizde mutlaka türkülere de yer veren programlar sergiledik eşimle ben. Folklor müziğiyle, oyunuyla diliyle, ulusal Türk Müziği’nden ayrılamaz.            

 

            *ANILAR VE ADANA

            Derinlik kazanan röportajımız anılarla bir anlamda söyleşi sıcaklığına dönüyordu… Kıymetli müzisyen Uğur Doğan Türe ile zaman zaman dağılan görüşmemizde ikimizin de yakından tanıdığı ve bir süre Adana’da yaşamını sürdüren büyük bestekâr rahmetli Avni Anıl’la olan bir anısı da dikkate değerdi…

            ---Adana’da çalıştığı yıllarda çok sık beraber olurduk. Bir gece, 'Dolaşır durum boş yere neden?” adlı eserinin yeni bestelediği zemin ve nakaratını bana okudu. Okurken, zeminde üç, nakaratta üç defa olmak üzere imzasını atmış olduğunu fark ettiğim yerlerde, şarkıyı durdurarak kendisine söyledim. Böyle güzel anılarımız oldu Avni Anıl’la.

Dolaşır dururum boş yere neden

            Neş’e değil, keder değil, nedir bu?

            Söylerim gönlüme dinlemez neden?

            Emir değil, recâ değil, nedir bu?

                                   (Güfte:Fethi Dinçer*Beste:Avni Anıl)

            ***Adana’daki TSM dernek çalışmalarını nasıl buluyorsunuz?     

            ---Çok kötü buluyorum.  Dernekler halkın bildiği şarkıları solo okuyarak alkışlanmak, dinleyenleri şarkıya iştirak ettirmek ve hoşça vakit geçirtmek için çalışmaktalar. Koro şefleri el, kol sallayarak adeta bir ritm görevlisi gibi tempo vererek bol alkış alarak, ne yapmaya çalışıyorlar?  Türk musikisi Türk sanatına hizmet etmek, koro elemanlarının bildiklerine yeni şeyler ilave etmek, dinleyicilerin sanat zevk ve renklerini geliştirmekten ibarettir. Ayrıca Türk müziğinin o farkında olmadıkları, hâlâ pırlanta gibi parlayan şahaserlerini tekrar tekrar gündeme getirip icra etmektir. Biz bu eserleri icra etmezsek, çalıp söylemezsek toplumun ne suçu var. Bunlar koro şeflerinin görevidir.

Tabii ki de bu konuda yapılması gereken şeyler de vardır…

            Derneklerin görevleri:

            1-Saz eğitimi vermek.

            2-Nota ve nazariyat eğitimi vermek..

            3-Konserlerde hiç duyulmamış, Adana halkının bilmediği eserlere1/4 oranında yer verilmelidir. Bilinen şarkıları gündeme getirilmemelidir.

            ***İyi bir müzisyen, müzik adamı ya da sanatçının olmazsa olmazı olan üç şey nedir size göre?

            ---Türk müziğine âşık olmak; doğru söylemek, çalmak ve bildiğini öğretmekten kaçınmamak.

***Beğendiğiniz yerli ve yabancı müzik adamları var mıdır?

            ---Bestekâr olarak Lemi Atlı, Yesarı Asım Arsoy, Muzaffer İlkar ve Avni Anıl; yorumcu olarak ise Alaaddin Yavaşça, Mustafa Doğan Dikmen ve Nevzad Atlığ.

***Bir müzik anınızı da bizimle paylaşarak röportajımızı tamamlayabilir miyiz dediğimde, teşekkür eden Sayın Türe; kendini övmüş gibi algılanacağını belirterek paylaşmak istemediğinde, eşi Zambak Hanım ile birlikte zor ikna ettik kendisini…

 ---1981 yılında, Divan Musıki Derneği’nin ilk etkinliği olarak Yesari Asım Arsoy’un eserlerinden oluşan bir konser vermek için, kendisinden randevu alarak, Adana’ya davet etmek için Göztepe tren istasyonunda buluştuk. İstanbul’da birkaç gün kalarak Göztepe tren istasyonundaki bir bankın üzerinde birkaç kez görüştük. Yanımızda Zeki Torun da vardı. Yesarı Asım Arsoy, konserde okuyacağımız onun eserlerinin notası üzerinden her bir eserinin çeşitli yerlerini, “burasını oku, şurasını oku” diyerek 5-6 kez bana okuttu. Bu ara ben, beni sınav yaptığını sanarak içerlemiştim.

Bittikten sonra bana dönerek dedi ki:

-Evladım biz seninle aynı mahallede mi büyüdük? Beni nasıl bu kadar iyi anlamışsın?

-Efendim, ben sizin sesinizle, sizin plaklarınızla, sizin bestelerinizle büyüdüm, o yüzden dedim.

Sonraki buluşmamız Yesâri Asım Arsoy’un evinde oldu.

-Ben gelemem ama konseri yapacağınız iyi bir keman yoksa konseri yapmayın dedi.

 

*YESÂRÎ ASIM ARSOY

***Teşekkür ederim Sayın Uğur Doğan Türe, zaman ayırdınız, iki gündür sizleri yordum. Müzik sanatına katkılarınız için teşekkür ederim. Dilerseniz bu güzel röportajımızı, Atatürk’ün beğendiği şarkıların bestekârları arasında yer alan ve müzik sanatımıza önemli eserler bırakan büyük bestekâr Yesârî Asım Arsoy’a uzun bir zaman dilimi ötesinden saygı, vefa ve şükran dolu selamımızı gönderelim… Adalı bir sevdanın tutkunu olarak, bizlere armağan ettiği 250 kadar bestenin içerisindeki “Ada Sahillerinde Bekliyorum”, “Adalar’dan Bir Yar Gelir Bizlere”, ”Bir Çapkın Elinde Oyuncak Oldum”, ”Biz Çamlıca’nın Üç Gülüydük”, ”Biz Heybeli’de Her Gece Mehtaba Çıkardık”, “Menekşe Gözler Hülyalı”, “Ömrüm Seni Sevmekle Nihayet Bulacaktır”, “Sahilde O Hoş Buseleri, Aldığım Akşam”, “Sazlar Çalınır Çamlıca’nın Bahçelerinde”, “Yâr Saçların Lüle Lüle”, “Yâr Yolunu Kolladım (Akasyalar Açarken), ”Bekledim de Gelmedin” ve “Menekşe Gözler Hülyâlı” gibi tanınmış besteleri kolayca anımsanan Devlet Sanatçısı (1991) Yesârî Asım Arsoy’u (6 Ağustos 1896-18 Ocak 1992)  güftesi ve bestesi kendisine ait olan Süznâk makamındaki şarkısıyla analım isterseniz…

Ayrı düştüm sevgilimden dünya bana dar oldu
Gurbet elde ben yalnızım buna sebep yâr oldu
O yâr ile hoşça geçen demler bana kâr oldu
Gurbet elde kimsesizim buna sebep o oldu

 



YAZARLAR

  • Cumartesi 37.3 ° / 23.3 ° Açık hava
  • Pazar 38.3 ° / 22.4 ° Açık hava
  • Pazartesi 38.7 ° / 22.5 ° Açık hava
  • BIST 100

    2.444%1,60
  • DOLAR

    16,7493% 0,30
  • EURO

    17,4918% -0,20
  • GRAM ALTIN

    973,27% 0,34
  • Ç. ALTIN

    1605,8955% 0,34