Prof. Dr. Süleyman BOZDEMİR


KÖY ENSTİTÜLERİNİN KURULUŞUNUN 81.Cİ YILDÖNÜMÜNDE (13)


 CUMHURİYET’İN YARIM KALMIŞ EĞİTİM DEVRİMİNİN SONUÇLARI ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME

İstanbul Darülfünunda yapılacak reform hakkında incelemelerde bulunmak için davet edilen Cenevre Üniversitesi öğretim üyelerinden Prof. Albert Malche ’in 1932 yılında hazırladığı raporu üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm raporun içeriğinden, ikinci bölüm Darülfünunun var olan yapısından ve üçüncü bölümde de yapılması gereken yeniliklerden söz edilmektedir.   Prof. Malche’ın önerileri şöyle özetlenebilir:

            1.Darülfünunun hukuki durumu netleştirilmeli, bilimsel özerklik korunmakla birlikte, idari ve akademik personelin seçiminde hükümet sorumluluğu üzerine almalıdır.

2.Darülfünunun kendisi, bilinçli bir şekilde belli bir noktaya yönlendiren ilmi ve fikri bir hızdan yoksun görünmektedir. Yeni bir örgütlenmeyi gerektiren nedenlerden biri de budur.

3.Profesörlerin atanması, Darülfünunun geleceği için her şeyden önemlidir. İlgililer gelecekteki arkadaşlarını seçiyorlar ama iyi bir seçim yapamıyorlar. Onların oylarına başvurulmalı, fakat karar dışarıdan verilmelidir. Darülfünunun hocaları tercihen yurt dışında yetiştirilmelidir.

             4.Darülfünunun öğretim metodu ders notlarına dayanmaktadır. Öğrencilere genelde ansiklopedik bilgi verilmekte ve bunlar her sene değişmeden tekrarlanmaktadır. Öğretim yaratıcı değildir. Öğrenciler uygulamalı dersler ve seminerlerle araştırmaya yönlendirilmelidir. Sınav yöntemleri değiştirilmeli, ezbere dayalı bilgi yerine uygulamaya yönelik bilgiye öncelik tanınmalıdır. Darülfünunun ödevi, düşünen dimağlar yaratmaktır.

            5.Türkçe bilimsel yayınlar yetersizdir. Öğrenci yabancı dil bilmediğinden yabancı yayından yararlanamamaktadır. Dolayısıyla öğrenciye okuduğunu anlayacak kadar bir yabancı dil mutlaka öğretilmelidir.

6.Kütüphaneler fakir, hizmet saatleri ve çalışma şekilleri yetersizdir. Kütüphaneler merkezileştirilmeli ve öğrenciye ödünç kitap verilmelidir.

7.Darülfünun, ilmi zihniyeti yaşatmakla görevlidir. Bu ise öğrencileri mutlaka kişisel araştırmalara yöneltmekle olasıdır. Dolayısıyla öğretim elamanlarının ders saatleri dışında, öğrencilerine zaman ayırmaları, öğrenci ve araştırma ile daha fazla ilgilenmeleri gerekmektedir.

8.Darülfünun; öğretimin yanı sıra, öğrencileri manen geliştirecek temiz ve seçkin bir sosyal ortam yaratmakla da görevlidir. Kurum öğrencilerin sosyal gereksinimlerini karşılamak için pansiyonlar, yurtlar, kantinler temin etmeli, spor hayatını geliştirecek çözümler bulmalıdır. Ayrıca mezunlarla ilişkiyi sürdürecek kuruluşlar oluşturulmalı, öğrencinin Darülfünunu kendi evi ve fikri vatanı gibi sevmesi sağlanmalıdır.

            9.Türkiye gibi, baştanbaşa yeniden oluşan bir memleketin sorunları Darülfünunun çalışmalarında öncelikli konu olmalıdır. Türkiye’nin jeolojisi, tarihi, coğrafyası, sağlık sorunları, sanayisi, kültürü, güzel sanatları Darülfünunun ilk araştıracağı konular olmalıdır.

            10.Darülfünunun yenileşmesi yeterli değildir. Kurumun dışarıya açılması, geniş bir çevreye faydalı olması gerekir. Bunu için Darülfünun, halka açık konferanslar düzenlemeli, tatil aylarında kongreler, seminerler tertiplemeli, halka hitabeden bir dergi çıkarmalıdır.

            Prof. Malche’ın raporunu büyük bir dikkatle inceleyen Atatürk’ün raporla ilgili tuttuğu notlar Prof. Dr. Utkan Kocatürk tarafından yayımlandı (14). Atatürk’ün bu raporu ne denli önemsediğini, raporu dikkatlice okumasından ve el yazısıyla notlar eklemesinden, ilginç sonuçlar çıkarmasından anlıyoruz. Notlarının bir yerinde diyor ki, ’’Okuduğumuz rapor bir bakıma Türkiye’de bir yükseköğretim kurumunu kurmak için tavsiyeler içermekte ise de gerçekte bütün Türkiye’de bir kültür programının ne olmasına, nasıl olmasına işarettir. O halde bizim için İstanbul Darülfünunu ne yapalım diye bir sorun yoktur. Bizim için, bütün Türkiye’de nasıl bir kültür planı yapalım? Sorun budur. İşte biz, bu karmaşık sorun karşısındayız ve onun üstesinden gelmek zorundayız. Bu sorun açık bir şekilde çözülmedikçe İstanbul Darülfünunun reformundan söz etmek ayıptır, abestir, anlamsızdır. Şimdi bu son ve önemli sorun ile uğraşma, onu halletme zorunluluğunda bulunan Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti, bütün çağdaş dünyadaki fikri, ilmi, okul etkinlikleri hakkında en son ve yeni uzmanlıklardan yararlanma gereksinimine kani ise ve bunu yüksek çağdaş gelişmelere karşı bir zorunluluk olarak değerlendiriyorsa-ki bence böyledir-o halde bu rapor sahibi olan profesörü, fakat yalnız bunu değil, Almanya’nın, İngiltere’nin, Amerika’nın ilim dünyasında tanınmış profesörlerini Türkiye Cumhuriyeti’nin idare merkezi olan Ankara’ya davet etmek ve onları orada toplamak için hiçbir fedakârlıktan çekinmez’’. Atatürk, Prof. Malche’ nin yaptığı önerilerin önemli bir kısmını benimsemiş ve bu raporu bir kültür programı gibi ele alarak, ulusal ve çağdaş üniversitenin oluşması için hemen uygulamaya koydurmuştur.

            Bunun üzerine, Darülfünun kapatılmış yerine İstanbul Üniversitesi açılmıştır. Üniversiteye bilimsel özerklik tanınmış, yönetim açısından Milli Eğitim Bakanlığına bağlanmıştır. Üniversite reformundan sonra İstanbul Üniversitesinin yeni kadrosu üç değişik kaynaktan yararlanılarak oluşturulduğunu görüyoruz:

             1.Eski Darülfünundan yeni kadroya alınanlar, 2. Avrupa üniversitelerinde öğrenim ve uzmanlıklarını tamamlayıp yurda dönenler, 3. Yurt dışından getirilen yabancı bilim adamları.

            Yeni üniversitenin başarısı kadronun değerli öğretim elemanlarından oluşturulmasına bağlı idi. Bunu sağlamak için seçkin bilim adamlarının yurt dışından getirilmesi gerekiyordu. Bu konuda ciddi zorluklar vardı. Ancak dramatik bir gelişme Atatürk’ün çağdaş bir üniversite yaratma arzusuna yardımcı oldu. O yıllarda Hitler, Almanya'da iktidarı ele geçirmişti ve kendi ırkından olmayan bilim adamlarını tasfiye etmeye başlamıştı. Özellikle Yahudi kökenli Alman bilim adamları hayatlarını ve geleceklerini tehlikede gördüklerinden yabancı ülkelere sığınmaya başlamışlardı. Bunların kurdukları ‘’Alman Bilim Adamları Derneği’’ ile Prof. Malche aracığıyla temasa geçildi. Bu dernekle MEB, Dr. Reşit Galip arasında bir anlaşma yapıldı. Buna göre yabancı bilim adamları: 1.Üniversitede tam gün çalışacaklardı. 2.Öğrenciler için en kısa zamanda, çevirmenler yardımıyla ders kitapları hazırlayacaklardı. 3.Göreve başlamalarının üçüncü yılından sonra derslerini Türkçe olarak vereceklerdi. 4.İstenilmesi halinde hükümete bilirkişi raporları hazırlayacaklardı. Bu yükümlülüklerine karşılık kendilerine yüksek maaş ve daha birçok ayrıcalıklar sağlandı. Böylece yeniden yapılandırılan İstanbul Üniversitesi kısa zamanda, dünyada adını duyuran, Batı standartlarında bir üniversite oldu.

            Atatürk yeni üniversiteyi oluştururken yerli ve yabancı öğretim üyelerinin, özellikle Almanya’dan gelen öğretim üyesi kadrosunun, olabildiğince seçkin olmasına özen göstermiş ve bunun için gereken her türlü özveride bulunmuştur. Gelen bilim adamlarının bir kısmı dünya çapında ün sahibiydiler. Bunların arasında o sırada yıldızı yeni parlayan dahi fizikçi A. Einstein’da vardı, fakat o sonradan fikir değiştirerek Amerika’ya gitmeyi yeğledi. Daha sonra Türkiye’den ayrılanların, dünyanın en tanınmış üniversitelerinde kolaylıkla iş buldukları görüldü. İçlerinden bazıları da hayatlarının büyük bir kısmını Türkiye’ de geçirerek hizmet vermeyi sürdürmüşlerdir.



YAZARLAR

  • Cumartesi 34.1 ° / 21.7 ° Açık hava
  • Pazar 33.9 ° / 22 ° Bulutlar
  • Pazartesi 34.4 ° / 22.7 ° Açık hava
  • BIST 100

    1.419%0,10
  • DOLAR

    8,6605% 1,58
  • EURO

    10,1884% 1,29
  • GRAM ALTIN

    487,74% 1,50
  • Ç. ALTIN

    804,771% 1,50