Prof. Dr. Süleyman BOZDEMİR


ANTİK YUNAN DÖNEMİNİN BİLİMİN DOĞUŞUNDAKİ ÖNEMİ (3)

Thales, ardında kendine ait herhangi bir yazılı eser bırakmayan, karanlıklarda kalmış bir dâhidir. Yunanlıların kolonisi olan İyonya’daki evi entelektüel merkezlerden biridir ve yarattığı etki, Anadolu’dan taşıp batıya, İtalya’ya kadar ulaşmıştır.


Thales, ardında kendine ait herhangi bir yazılı eser bırakmayan, karanlıklarda kalmış bir dâhidir. Yunanlıların kolonisi olan İyonya’daki evi entelektüel merkezlerden biridir ve yarattığı etki, Anadolu’dan taşıp batıya, İtalya’ya kadar ulaşmıştır. En büyük özelliği doğal olayların temel yasalarını açıklamak olan İyonya  bilimi, insanın düşünce tarihinde çok önemli bir dönüm noktası olmuştur. Yaklaşımları sorgulayıcı ve akılcıdır. Bu yaklaşım onları birçok konuda günümüzde kullandığımız gelişmiş yöntemlerle elde ettiklerimize şaşırtıcı derecede, benzer sonuçlara ulaştırmıştır. Bu büyük bir başlangıcı temsil etmektedir. Yüzyıllar geçtikçe İyonya bilimi unutulacak, ancak zamanla defalarca yeniden keşfedilecek veya yeniden icat edilecektir (Hawking, 2015).

 İyonya döneminin etkisi yayıldıkça, evrenin gözlem ve mantık yoluyla anlaşılabilen bir iç düzene sahip olduğunu fark eden filozoflardan birisi Anaksimandros’tur. O, Thales’in bir arkadaşı, belki de öğrencisidir. ilk Dünya haritasını çizdiği düşünülür. İnsanlığın ilk evrim halkasının ne olabileceğini düşünen Anaksimandros, ilk insanın yer yüzüne bir bebek olarak ortaya çıkması durumunda, hayatta kalabilmesi için, insanların bebeklerinin daha güçlü olan hayvanlardan evrimleşebileceğini ileri sürer. Anaksimenes’in de Anaksimandros’un öğrencisi olduğu sanılmaktadır. Miletli olan Anaximander ( yak. MÖ. 611-547) ise evrendeki en önemli maddenin ateş olduğuna inanıyordu. Sicilyalı Empedokles (yak. MÖ. 490-430 ) doğada bulunan maddeler ile ilgili olarak dört element fikrini ortaya atmıştı: hava, toprak, ateş ve su. Bu fikirler, Orta Çağ’ın sonuna kadar neredeyse 2000 yıl boyunca düşünürlerin benimsedikleri bilimsel kavramlar olmuştu. Bu fikirlerin karşısında olanlar da vardı. Bunlara atomcular denir. Önce Yunanistan’da daha sonra Roma’da atomcular olarak bilinen bir grup filozof, dünya’nın aslında atom denilen minicik, bölünmez parçacıklardan oluştuğunu düşünüyorlardı. İlk atomcuların en ünlüsü (yak. MÖ.460-370) ‘ler de yaşamış olan Demokritos’tur. Demokritos canlı varlıklar da dahil olmak üzere her nesnenin kırılamaz veya kesilemez temel parçacıklardan oluştuğunu öne sürüyordu. O, evrende çok fazla atom olduğunu, atomların her zaman var olduğunu düşünüyordu. Atomlar daha fazla parçalanamıyorlar ve yok edilemiyorlardı. Demokritos’a göre, madde ve uzay  “atomlar ve boşluk “ dışında bir şey değildir. Her maddi fenomenin atomların çarpışmaları sonucunda meydana geldiğine inanıyordu. Onun görüşüne göre bütün atomlar uzayda devinim halindedir ve engellenmedikleri sürece devinimlerini sonsuza dek sürdürürler. Günümüzde bu ilkeye eylemsizlik ilkesi diyoruz. Bugünkü anlayışımıza göre, içlerinde en tutarlı olan bu görüş, zamanında fazla ilgi görmedi. Çoğu yunanlı filozofun güzellik ve hakikat anlayışına ters geliyordu.” Bilenlerin üstadı “olarak ün yapmış Aristoteles’in atom fikrine karşı çıkması yüzünden, modern kimyanın kurucusu İngiliz kimyager John Dalton’un (1766-1844) sahip çıkmasına kadar, unutulup gitmişti.

Bu ilk “Maddeci Okul” ‘un önemli aktörlerinden biri de Efesli Heraklitos’tur (MÖ 535-475). Evrendeki dengenin, bir birine zıt güçler tarafından yaratılan daimi bir gerginlikten kaynaklandığını ileri sürer. Burada söz konusu olan zıt güçler, zıt tezler, daha sonra felsefenin sıklıkla kullandığı diyalektik düşünceye dönüşecektir. Bir diğer düşünür de, bizim evrenin merkezinde yaşayan özel varlıklar değil, yalnızca sıradan varlıklar olduğumuza dair devrimci düşüncenin sahibi, İonya’nın son bilim insanlarından biri olan Aristarkhos’tur ( yak. MÖ 310-230). Onun sadece bir hesaplaması günümüze kaldı; Ay tutulması sırasında dünya’nın  ay’ın üzerine düşen gölgesinin büyüklüğüne dair dikkatli gözlemlerinin karmaşık bir geometrik bir analizidir. Bu verilerden hareket ederek, Güneş’in dünya’dan çok daha büyük olması gerektiği sonucuna vardı. Belki de büyük nesnelerin küçük nesneler etrafında değil de, küçük nesnelerin büyük nesnelerin etrafında dönmesinden etkilenerek, Dünya’nın Güneş sisteminin merkezinde olmadığını, çok daha büyük olan Güneş’in etrafında dönen gezegenlerden biri olduğunu savunan ilk bilim insanı oldu. Geceleri gök yüzünde gördüğümüz yıldızların da aslında uzak güneşlerden başka bir şey olmadıklarına inandı.



YAZARLAR

  • Salı 25.8 ° / 12.8 ° kırık bulutlar
  • Çarşamba 26.4 ° / 15.6 ° kırık bulutlar
  • Perşembe 28.8 ° / 16.9 ° Bulutlar
  • BIST 100

    1.509%1,06
  • DOLAR

    9,4684% -1,21
  • EURO

    11,0102% -1,14
  • GRAM ALTIN

    548,88% -1,45
  • Ç. ALTIN

    905,652% -1,45