Prof. Dr. Süleyman BOZDEMİR


ANTİK YUNAN DÖNEMİNİN BİLİMİN DOĞUŞUNDAKİ ÖNEMİ (2)


Bilim, büyük bir entelektüel maceradır. Salt parçası olduğumuz evreni ve dünyayı anlamak, bilmek amacıyla antik çağda başlatılan araştırmalar bilimin doğuşunda çok önemli rol oynamıştır. Bilim yapmak için, gözlemler neticesi elde edilen  verilere dayalı, sıkı bir disiplin ile şekillenmiş canlı ve yaratıcı bir hayal gücü gerekir. Bu kolayca yapılabilecek bir şey değildir. İnsanoğlunun belli bir  olgunluk düzeyine gelmesini beklemiştir. Çünkü bilim, her ne kadar gerekli olsa da, gerçekleri basit olarak bir araya getirmek değildir. Bilim, bu gerçekler arasında kurulan mantık ilişkilerinden meydana gelen ve bir varsayım veya bir teori ortaya koymaya olanak veren bir sistemdir. Bu teori, formüllendirilmiş olduğu dönemin genel bakış açısıyla yoğrulmuştur. Teori, mantıklı düşünmeye alışkın beyinleri çekecek kadar sağlam, ilerde ortaya çıkacak deliller ışığında gelişme ve düzeltmelere yer verecek kadar da açık olmalıdır. Böyle bir teori, bazen paradigma olarak da adlandırılır ve görüleceği gibi, zaman zaman birçok nedenden dolayı değişebilir. Her şeyden önce teorinin kendi içinde tutarlı olması, aynı zamanda, mümkün olduğunca genel olması ve istisnalara yer vermemesi gerekir.

 Bilimsel düşünceye geçiş hangi nedenle ve ne şekilde gerçekleşmiştir? Bu geçişte rol oynayanlar kimlerdir? Bilimin doğuşunda ve gelişme sürecinde ne gibi engellerle karşılaşılmıştır?

Bu makalenin konusu; bu sorulara yanıt vermek ve bilimin doğuşunda, ilerleyişinde etkin rol oynayan önemli bilgeleri, bilginleri ve filozofları kısaca tanıtmak ve onların belli bir okulda, akademide, bilge evinde,  gözlem evlerinde, yetişmiş döneminin en bilgili, devrimci, cesur ve çalışkan insanları olduğunu göstermektir.

Modern Bilim’in 17’ci yüzyılda Galileo ve ardılları tarafından kurulması ile bilim’in ilk olarak M.Ö. 6’ıncı yüzyılda İyonya’da ( günümüzün Ege kıyıları ) doğması arasında geçen yaklaşık 2300 yılın 1500’nün  “Karanlık Çağ”a gömüldüğü göz önünde bulundurulursa, insanoğlunun özgür zihinsel gelişiminin önündeki engeller kalkmadığı sürece bilimde ilerlemenin kolay olmadığı görülür. Antik Yunan biliminin yükselişini ve çöküşünü, bilimin karanlık çağa giriş nedenlerini ve karanlıktan çıkışının öyküsünü, antik çağda gerçekleştirilen bilimdeki çalışmaları ve bu çalışmalara katkı yapan ünlü bilimcileri tanıdığımız zaman; modern bilimin oluşumunda öncü antik Yunan ve İslam biliminin oynadığı başat rolü,  dine dayalı olmayan eğitim kurumlarının, derneklerin, mevcut ortamın, özellikle akademilerin bilimin gelişmesinde ne kadar önemli  rol oynadığı görülecektir.

2.Eski Yunan’da Bilim:      

Bilim ve Teknoloji; Hindistan, Çin, Mısır ve  Mezopotamya’da nehir vadilerine yerleşmiş ilk insan toplumları tarafından kullanılmıştır. Bunlar daha çok zengin toplumlardı. Gereksinimlerini karşılamak ve sorunlarını çözmek için uzmanlar yetiştirilmesinin önemini fark etmişlerdi. İlk “ bilim insanları” (o zamanlar kendilerine böyle denmese de) rahiplerdi. Sonraları semavi dinlerin peygamberlerinin de bilge insanlar olarak, maddi ve manevi dünyamıza ışık tuttukları söylenebilir. Zira onlar da yaşadıkları dönemde toplumun içinde  iyi yetiştirmiş dâhi, seçkin insanlardı. Maddi dünyamızın öncüleri, manevi dünyamızın elçileriydiler. İlahi dünyanın, doğal dünyayı etkilediği görüşü, geçerli görüş olurken, rahip veya rahip-büyücünün sahip olduğu bilginin bilimsel bir yönü de vardı. Din adamı, bir taraftan doğadan kaynaklanan bilgilere sahipken, diğer taraftan da tanrılara  ulaşabilmekte idi. Bilim ile din arasında bir çatışma yoktu; her ikisi de gerçek dünyanın farklı yönlerini bağlamaya çalışmaktaydı. Tarih öncesi çağlardaki ve ilk medeniyetlerdeki bilim, doğaya ve ruhlara dayanan açıklamaların bir karışımıydı. Bu yaklaşım, burada iki nedenle bilim olarak tanımlanmaktadır: Birincisi, gözlenen olayların arasında ilişki kurmada akılcı bir yol oluşu; diğeri ise, bazı gerçek ve doğru bilgileri, gözlem veya açıklamaları içerdiği içindir. Bu gözlem ve açıklamalar, yavaş yavaş birbirlerine bağlanacak ve bir süre sonra  büyü dışı bir görüş ortaya çıkacaktır.  

Başlangıçta, teknoloji bilimden daha önemliydi. Eski medeniyetler, gereksinimlerini karşılamak üzere neredeyse akıl almaz bir teknoloji geliştirmişlerdir. Bilim ise insanların etraflarındaki dünya hakkında ve evrende olup bitenleri açıklayabilmek için, dine başvurmadan geliştirdikleri düşünceler ve yorumlar sayesinde gelişmiştir. İlk bilim insanları ve filozoflar olarak bilinen: Thales( yak.MÖ 624-546), Anaksimandros ( yak.MÖ 610-546) ile Anaksimenes’tir( MÖ 585-525). Onlar, daha eski doğu kültürleriyle güçlü bağlara sahip, kozmopolit bir ticaret merkezi olan Anadolu’daki Milet bölgesinde yaşıyorlardı (Ege bölgesinde Büyük Menderes nehrinin denize yakın ağız kısmı) . Miletoslu Thales’le başlayan düşünce geleneği bugün bile kaybolmuş değildir. Bu gelenek, mitolojik düşünceden rasyonel düşünceye geçişi simgeler. Doğanın izlediği tutarlı ilkelerin anlaşılabilir olduğu düşüncesinden doğar. Ve böylece tanrıların hükümdarlığı anlayışının yerini, doğanın yasaları tarafından yönetilen ve bir gün nasıl okunacağını öğreneceğimiz bir plana göre yaratılan bir evren anlayışının aldığı o uzun süreç böylece başlar. Thales’in çok iyi düzeyde matematik ve geometri bilgisine sahip olduğu söylenir. Thales ilk kez doğa olaylarının nedenlerini Tanrılara bağlamadan açıklamaya çalışmış, Ortadoğu ve Mısır’daki bilginlerin çalışmalarından yararlanmış, varsıl, kendini iyi yetiştirmiş bir matematikçi-filozoftu. Elektrostatiği keşfetmiş, güneş tutulmasını önceden kestirmiş, geometride önemli buluşlar yapmıştı. Daha önemlisi, bilimsel nitelikteki ilk görüşü, evrenin sudan meydana geldiği hipotezini ortaya atmasıdır. Thales’e göre evrendeki temel unsur su idi. Dünya’yı devasa bir okyanusun üstünde yüzen bir diske benzetirdi. Bu öneri bugün bize çok komik gelebilir ama mesele Thales’in ilk kez, olayları gerçekten doğaüstü değil, doğal yollarla açıklamaya çalışmasıdır.

Evrenin doğal sayılması ve doğada olup bitenlerin doğaüstü mitolojik güçlere başvurmadan anlaşılabilir olması varsayımı, Thales’le başlayan geleneğin düşüncemize kazandırdığı en büyük katkıdır. Thales’in iki yönde açtığı çığır, ününün gerçek nedenini oluşturur. Geometriye isbat fikrini sokmasıyla matematiksel düşünce empirik işlemlerin sınırlayıcı kayıtlarından kurtulmuştur. Evrendeki tüm nesneleri bir tek maddeye indirgemesi; böylece evrende olup bitenleri evrensel bir ilkeye bağlayarak açıklama yolunu açmıştır. Böylece Thales, materyalist felsefeyi başlatmış oluyordu.



YAZARLAR

  • Salı 25.8 ° / 12.8 ° kırık bulutlar
  • Çarşamba 26.4 ° / 15.6 ° kırık bulutlar
  • Perşembe 28.8 ° / 16.9 ° Bulutlar
  • BIST 100

    1.508%1,04
  • DOLAR

    9,4494% -1,41
  • EURO

    10,9862% -1,36
  • GRAM ALTIN

    547,36% -1,72
  • Ç. ALTIN

    903,144% -1,72