DÜŞÜNCE - SANAT VE TOPLUM 14.10.2021 14:48:00 1151 0
  • BIST 100

    1.907%1,41
  • DOLAR

    13,6382% -0,18
  • EURO

    15,4223% -0,56
  • GRAM ALTIN

    768,98% -1,30
  • Ç. ALTIN

    1268,817% -1,30

LİG TABLOSU

Takım O G M B Av P
1.Trabzonspor 14 11 0 3 18 36
2.Konyaspor 14 7 2 5 10 26
3.Hatayspor 14 8 4 2 9 26
4.Fenerbahçe 14 7 4 3 3 24
5.Alanyaspor 14 7 4 3 -2 24
6.Başakşehir FK 14 7 6 1 4 22
7.Fatih Karagümrük 14 6 4 4 3 22
8.Galatasaray 14 6 4 4 2 22
9.Adana Demirspor 14 5 4 5 2 20
10.Beşiktaş 14 6 6 2 0 20
11.Antalyaspor 14 5 6 3 -2 18
12.Gaziantep FK 14 5 6 3 -4 18
13.Altay 14 5 7 2 -3 17
14.Sivasspor 14 3 4 7 5 16
15.Giresunspor 14 4 6 4 0 16
16.Kayserispor 14 4 6 4 -4 16
17.Yeni Malatyaspor 14 4 9 1 -11 13
18.Göztepe 14 2 7 5 -7 11
19.Kasımpaşa 14 2 8 4 -8 10
20.Çaykur Rizespor 14 3 10 1 -15 10
21.Denizlispor 40 6 24 10 -39 28
  • Cuma 16 ° / 8.8 ° kırık bulutlar
  • Cumartesi 18.1 ° / 11.1 ° kırık bulutlar
  • Pazar 19.5 ° / 10.8 ° kırık bulutlar

ÖYKÜ: SEMA CANBAKAN

BEKLENEN TEKLİF

Bir geniş zaman hikâyesi…

“Bugün öğlen dışarda yemeye ne dersin?” dedi Bahar,  arkadaşı Sevda’ya.  Öğlene kadar durmaksızın bir sınıftan diğerine koşturmuş, teneffüsler dışında hiç boş vakti olmamıştı. Yaklaşık beş yıldır bu özel okulda matematik öğretmeni olarak çalışıyordu. Yirmi dokuz yaşına yeni girmişti.

Kestane renkli saçlarını başının bir hareketiyle savurup henüz yanıt vermemiş arkadaşına döndü. “Bak, yakınlarda yeni bir kafe açılmış, hem bir şeyler yer hem konuşuruz,” diye teklifini yineledi.  Sevda elindeki notlardan başını kaldırıp, “Öğleden sonraki ilk derse yetişebilirsek neden olmasın?”

Sevda da sınıf öğretmeni olarak çalışmaya Bahar’dan kısa bir süre sonra başlamıştı. Hemen hemen aynı yaştaydılar ve ilk tanıştıkları andan itibaren de sıkı arkadaş olmuşlardı. Kısa süre sonra kafedeydiler. Çalıştıkları okul Ankara’nın zengin semtlerinden birindeydi ve yeni kafe de oldukça zevkle döşenmiş, her bir köşe insanın içini açan canlı çiçeklerle bezenmişti. Bir şeyler ısmarlayıp lafa daldılar. “Geçenlerde seninle tanıştırmaya çalıştıkları çocukla çıktın mı?” dedi Sevda, merakla gözlerini açarak.

“Hiç sorma, daha bu tanışma lafının ilk edilmeye başladığı günden beri karşıyım biliyorsun ama aile büyüklerinin ısrarı, bir tanışsanız ne olacak, iyi bir ailenin çocuğu lafları falan mecbur kaldım,” dedi, hafiften yanakları pembeleşerek Bahar.

Sevda olanları bir an önce öğrenmek istemenin telaşıyla, “Eee nasıl bir çocukmuş merak ettim,” deyiverdi. 

“Beni almak için eve geldiği an gördüğüm kırmızımsı kahverengi, sivri burunlu pabuçları bende ilk görüşte negatif bir etki yarattı. Mecbur gidip bir yerde oturduk. Çocuk da ailesinin itelemesiyle gelmiş belli. Karşılıklı ailelerimize biz henüz ciddi bir şey düşünmüyoruz demek konusunda anlaştık.  Böylece bu defteri kapattık.”

”İlahi Bahar,“ diye kahkahayı koyuverdi Sevda. “Çocuğun tipi şöyleydi, işi böyleydi falan desen neyse de kırmızımsı pabuçlar ha,” deyip deyip gülen Sevda’ya Bahar da katılınca kahkahalar ardı ardına yankılandı kafede. Nihayet gülmekten yaşaran gözlerini silen Bahar “Sen ve Ali nasılsınız bakalım?” diye sordu. Sesinde hafif bir kıskançlık hissediliyordu. Sevda’nın tanıştıklarından beri hep bir erkek arkadaşı olmuştu. Güzel yüzü, düzgün vücudu ve yemyeşil gözleriyle hemen dikkat çeken tiplerdendi. “Şimdilik bir sıkıntı yok gibi. Ali’nin doktor olmasının avantajı sanırım. Nöbetlerinin çok olması, nöbet sonrası yorgun oluşu sayesinde seyrek görüşüyor, birbirimizi özlüyoruz galiba.” Anlatırken Sevda’nın güzel yüzünde güller açıyordu sanki. Sonra durup "Ali’nin bir arkadaşıyla mı tanıştırsak seni Bahar? Ne güzel çifte düğün yaparız,” deyiverdi. Bahar gülümsedi, ”Ben öyle ısmarlama ilişkilerden istemiyorum Sevda. Her şey kendi ortamında, doğal biçimde olmalı. İşte demin ısmarlama bir ilişki örneği anlattım sana.”

“Haklısın Bahar’cığım,” diye onaylayan Sevda, saatine bakar bakmaz telaşla, “Birazdan kalkmamız lazım yoksa derse yetişemeyeceğim,” diyerek hesap için garsona seslendi.

Arkadaşların bu güzel öğlen kaçamağı ikisine de çok iyi gelmişti. Bahar Sevda’nın aksine öğleden sonra ikinci derse girecekti. O yüzden yavaştan alıyor, girdiği tuvalette makyajını tazelerken kendisini süzüyordu. Bunca senedir doğru düzgün bir erkek arkadaşının olmamasını artık dert etmeye başlamıştı.   Çirkin sayılmazdı. Biraz kilo verebilse daha da güzel olurdu. Etine dolgun halini sevmiyor ama abur cubur yemekten kendini alamıyordu. Kara kara gözleri, uzun kirpikleri, samimi, esprili tavırlarıyla oldukça sempatikti.

Rujunu tazeleyip, saçlarını düzelterek öğretmenler odasına geldi. O sırada dersi olmayan birkaç öğretmen arkadaş odada laflıyorlardı. Odaya girince müdür yardımcısı Sakine Hanım, “Bahar öğretmenim, merhaba, sizi yeni atanan fizik öğretmeni Faruk Bey’le tanıştırayım,”  dedi. Bahar Faruk Bey’e ‘hayırlı olsun’ dedikten sonra, iki ahbap gibi laflamaya başladılar. Faruk İzmir’den gelmişti. Orada uzunca bir süre özel bir okulda çalışmış, yaşlanan anne ve babasına yakın olmak için Ankara’ya gelmek istemişti. Sevda konuşurken çaktırmadan Faruk öğretmeni inceliyordu. Uzunca boylu, eli yüzü düzgün yakışıklı biriydi. Konuşması düzgündü. Teneffüs olup Sevda da yanlarına gelince Bahar tanıştırdı Sevda’ya bu yeni gelen öğretmeni. Çok geçmeden Faruk da kızların arasına katılmıştı. Vakit buldukça havadan sudan konuşuyorlar, birlikte sohbet etmekten hoşlanıyorlardı.

Tanışalı bir ay olmamıştı. Bir gün Faruk, Bahar’ı yalnız yakalayıp “Seninle özel bir şey konuşabilir miyim?” demez mi?  Bahar, “Tabii, “ derken sesindeki merak ve heyecana engel olamıyordu. “O zaman yarın iş çıkışı, bir yerlerde oturup bir çay içmeye ne dersin? ” Bahar olur anlamında başını sallarken, kulaklarına kadar kızardığını hissediyor, bir yandan da  “Bana özel ne söyleyecek olabilir?” diye düşünmekten de kendini alamıyordu. Bir aydır güzel bir dostluk kurmuşlardı ama özel bir şey konuşacak kadar bir samimi olduklarını düşündürecek bir şey hissetmemişti. Olsun yine de karnında kelebekler uçuşarak eve gitti.

Annesi daha kapıda görür görmez, "Hayırdır, ağzın kulaklarına varmış. Ne oldu bakalım?” diye soruverdi. Bahar da bir ay önce okula başlayan Faruk’tan, arkadaşlıklarından ve yarın kendisiyle özel bir şey konuşmak istediğinden bahsetti bir çırpıda.  “Acaba daha yakın bir arkadaşlık mı teklif edecek dersin anne?” diye sordu. Annesi, ”Anladığım kadarıyla böyle bir davete sıcak bakıyorsun sanki. Hayırlısı olsun bakalım,” dedi. Gerçekten Faruk’un onu daha yakından tanımak istediği düşüncesi onu mutlu ediyordu.

Gece içi pır pır etti durdu. Zor bela uyudu. Sabah yine garip bir heyecanla açtı gözünü. Tüm gün okulda zaman sanki bir türlü geçmedi. Nihayet beklediği an geldi ve Faruk ile bir çay bahçesine gelip oturdular. Yine her zamanki gibi havadan sudan konuştular. Sonunda arkadaşı merakla beklediği konuşmasına başladı. “Bahar, seni ilk gördüğüm andan itibaren çok sıcak, samimi, arkadaş canlısı buldum. İlk kez geldiğim bir ortamda hiç zorluk çekmeden uyum sağlamama çok büyük katkın oldu. Bu yüzden çok şanslı hissediyorum kendimi.”

Bahar bir yandan dinliyor, bir yandan da heyecanla, “Ben senin arkadaşlığından çok memnunum. Birbirimizi biraz daha yakından tanımak isterim,” desin istiyordu. Oysa bu girişten sonra Faruk bambaşka şeyler söylemeye başlamıştı. ”Bahar,” diyordu, “Ben daha odaya girdiği andan itibaren Sevda’ya yıldırım hızıyla aşık oldum. Sanki bunca yıldır aradığım ruh ikizim karşımda duruyordu. Sanki bir elmanın iki yarısıydık ve bütün olma fırsatı o anda sunuldu bana. Ah, Bahar, bunları Sevda’ya anlatmayı nasıl isterdim ama inan sendeki samimiyeti onda bulamıyor ve o yüzden cesaret edemiyorum. Rica etsem benim düşüncelerimi anlatıp bir buluşma ayarlayabilir misin bize?” 

Bahar bir anda başından aşağı kaynar su dökülmüş gibi hissetti kendini. Önce kendi haline gülse mi ağlasa mı bilemedi. Neden gelin güvey olmuştu durup dururken? Şaşkınlık yerini öfkeye bırakıyor ama kime kızacağını bilemiyordu. İlk şaşkınlığı geçtikten sonra Faruk’a bir şey çaktırmayım bari düşüncesi ile önce titrek daha sonra kararlı bir tonla, “Beni kendine dert ortağı seçtiğin için sağ ol. Tabii ki Sevda ile konuşurum ama şu sıralar birlikte olduğu bir arkadaşı var sanırım,” deyiverdi. Bu sefer şaşkınlığa düşme sırası Faruk’taydı. Yine de Sevda ile buluşunca kendisini ifade edebileceğini,  birbirini bulmak için dolanan bu ruh ikizlerine bir kavuşma şansı verebilmeye ikna edebileceğini anlattı uzun uzun Bahar’a. Bahar biraz buruk biraz kırgın, “Umarım çok mutlu olursunuz,” diyerek ayrıldı çay bahçesinden. Eve doğru giderken hem kendine hem de Faruk’a sinirleniyor, hırsını yoldaki taşlardan alıyordu. Tekme savuruyordu önüne gelen taşa.  

Dönüş yolunu uzattıkça uzattı. Bu uzun yürüyüş onu oldukça sakinleştirmişti. “Umarım ileride benim de karşıma bir ruh ikizim çıkar,” dedi kendi kendine. Hafiften gülümsedi…



Söyleşi: Mehmet ŞEN

Şiirler: Şennur ÖZ

Öykü: Ayşegül Bayar Kaya

YAZARLARA VE ŞAİRLERE SORDUK: ETHEM BARAN

Öykü: Nefise Abalı

Şiir: Onur Sakarya

Öykü: Gülçin Göktay

Öykü: Püren Çetin

Öykü: Aslı Zorba

Haiku: Mutlu Derin Doğan

Öykü: Gül Parlak

YAZARLARA VE ŞAİRLERE SORDUK: Aytül AKAL...

M. ŞEHMUS GÜZEL

Öykü: Nazire K. Gürsel

Şiir: İlknur Güneylioğlu Şengüler

Şiir: Nevin Koçoğlu

Şiir: Uygur ORHAN

Öykü: Gülser KUT ARAT

Öykü: Bayram SARI

Öykü: Ali GÜNAY

ÖYKÜ: SEMA CANBAKAN