Mehmet BABACAN, Eğitimci- Yazar ve Şair


BAYRAMLARIMIZ VARDI ESKİDEN


     Bayramdan her söz açıldığında, duyguları çocukluk günlerine

 gitmeyen kaç insan çıkar?

     Uykunun kırk kez bölündüğü bayram gecelerini yaşamamış kaç kişi?

     Bayramlığını yastığın altına koyup, gece birkaç kez de yoklamayan

kaç kişi? 

     Nerde yaşadığını bilmediğimiz bir bayram kuşu vardı.

     Bayram öncesi gelir yüreğimizde pır pır uçmaya başlardı.

     Bir yere konmayan

     Konduğu yerde durmayan

     Ele- avuca sığmayan bir coşku kuşuydu o.

     Ne açlığımız, ne susuzluğumuz gelirdi aklımıza.

     Ayağı yalın başı kabağın da, yıl boyu sırtı çıplağın da bayram

türküsü aynı idi.

     Tüm acılar lastik sapanda bir taş olur, fırlar giderdi uzaklara.

     Sözlükler de sevmiş bayramı. Şöyle tanımlamış:

     “ Ulusal ya da dinsel yönden önemli olan, kutsal sayılan ve

ulusça kutlanan günler”

     Yani bayram iki türmüş:

     _  Dinsel Bayramlar

     _  Ulusal Bayramlar

     Dinsel bayramları, Tanrının buyurduğu bayramlar olarak bilirdik.

     Çok da değildi zaten: Ramazan Bayramı ( Oruç Bayramı) ve Kurban

Bayramı ( Kanrevan Bayramı)

     Ulusal Bayramlarınsa dedelerimizin, babalarımızın canıyla, kanıyla

kazanılmış bayramlar olduğunu öğretmişti gittiğimiz okullar.

     Köy Enstitüsü nasıl da güçlendirmişti bu duyguyu, bu anlayışı…

    Emeğin kutsallığı kültürüm geliştikçe, ulusal bayramlar daha değerli,

daha “ Olmazsa olmaz” gelmiştir bana.

 

     BAYRAMLARIMIZ VARDI ESKİDEN

 

      Bayramlarımız vardı eskiden bizim

     Gümbür gümbür

       Davullu  zurnalı

     Gazilerimiz yürürdü en önden

     Göksü madalyalı

     Dökülürdük alanlara

     Yediden yetmişe

     Vatan sevdalı

      Ulus sevdalı

     Coşkun akan sel gibi

      Bakmazdık balkonlardan

     Öyle el gibi.

  

     Jandarmamız vardı eskiden bizim

     polis yerine

     Bazen dipçik vursa da gerine gerine

     Kötüsü kötüydü elbet

     Unutuverirdi geldiği yeri

     Anasını babasını

     Diz çöktüğü yer sofrasını

     Tanıdık mı gelirdi ne

 

     Bizim oralıydı attığı sille

     sövgüsü bile

     Ne basınçlı suyu vardı kış ortası

     ne zehirli gazı

     Duymaya görsün bir marş avazı

     Hele bir Mustafa Kemal adını

     Eli ayağı kesilir     

     Gül toplardı vatan üzre

      Silah tutan elleri

 

    Sonra polisimiz oldu kent soylu

    Copları lâstik                                                

    Kalkanı plastik.

    İşkenceyi tanıdık ellerinde geceler boyu

    Yardan, yârenden umudu kestik

    Taa yedi ceddimizden beri

     Sofra dostumuz acı biberi

     Gaz edip saldılar üstümüze

     Kıvrıla kıvrıla engerek yılan gibi

     çöktü gırtlağımıza amansız düşman gibi

     Dayandık ahsız- vahsız

     Ağlatamadı Allahsız

    Her şeye ağlamazdık biz

    Sevgiye akardı gözyaşlarımız

    Gayrı biberce ağlıyoruz ey dost!

    Gözlerimiz dolu dolu

    Böyle mi görecektin bizi

    Böyle mi görecektin

    Canım Anadolu?

    

    Politikacımız vardı eskiden bizim.

    Yalansız mıydı?

    Haşa! Sümme haşa!

    Usturuplu söylerlerdi yalanlarını

    Meltem gibi hafif

    Lodos kadar kıvrak

    Elhak

    Silip süpürse de inancımızı- maddi manevî-

    Yatsıyı geçerdi mumun alevi

    Onlar da ağlarlardı elbet- dertliye yoksula-

    Satmazlardı her şeyi, bir pula

    Dünyadan borçlu gitti çokları                      

    Bir gemicik bile alamadı çocukları                               

   

    Ol zaman geldi ki gurban

     Öyle bir döndü ki devran

     Ufkunu şaşırmış gibi ferman

     Adresini arar oldu

     Akıllara zarar oldu

     Elhasılı velkelam

     Anlayana bin selâm

    Şeytana bin basan yalanımız var

     Abdesti yalanla alanımız var…

  

    Mehmet BABACAN        



YAZARLAR

  • Salı 22.1 ° / 14.7 ° kırık bulutlar
  • Çarşamba 19.9 ° / 9.1 ° Hafif yağmur
  • Perşembe 16.5 ° / 8.1 ° Açık hava
  • BIST 100

    1.809%0,00
  • DOLAR

    12,7369% -0,62
  • EURO

    14,4521% -0,12
  • GRAM ALTIN

    735,65% 3,17
  • Ç. ALTIN

    1213,8225% 3,17