Kurban pazarına yürüdü tesbih çekerek
Ağır adımlarla sevap fedaisi
“ Can al da öyle gel” demiş ya efendisi
Zihin kantarında tartıyordu tek tek
Delici gözlerle bakıyordu
Burnuna kan kokuyordu
Öyle birini seçmeliydi ki
Sofrada et, Sırat’ ta at olmalıydı
Sevabı kat kat olmalıydı
Mor koyuna el attı
Belini yokladı hoyratça
Göğsüne el attı hovardaca
Eller buluştu kırk yıllık hasret gibi
Kollar sallandı sallandı
Umutlar dillendi dillendi
“ Yallah, yallah” la çıktı idam kararı
“ Amanın mor koyun meler gelir”
“ İnsan yüreğini deler gelir”
Parmaklar sevindi kurtulduğuna
“ Hayırlı olur inşallah” dedi satıcı
“ Eyvallah” dedi alıcı
Yolda acı acı meledi durdu
Ağzını her açışta yalvarıyordu
İhtimal ki kendi dilinde
“ Kaldım düşman elinde”
“ Yandım Allah!”
“ Kurtar Allah!” diyordu.
Yiğit kurbancı hışımla uzattı
Canavarlaşan elini
Kurtarmalıydı İsmail’ini
“ Ya Allah” dedi, yatırdı yere
Can gidiyordu göz göre göre
“ Rahman ve Rahim Allah” dedi, üç kere.
Kasap geldi devrile devrile
Sürmene bıçağı elinde
Dayadı can kalesine
Zafer için kan kalesine
“ Bismillah” dedi
Sırat Köprüsü bin kez titredi.
Üç çocuk geçiyordu yakından
İsteyen gözlerle baktılar
Sessizce
Bayramlara inat
Neşesizce
Hışımla kaldırdı başını kurbancı
Dilinde kırbacı
“ Gidin yolunuza len, haydi yallah” dedi
Bastonla üçayaklı yaşlı adam
Bir kurbana baktı, bir çocuklara
Bir süre daldı ufuklara
“Allah Allaaah!” dedi.
İşte o an
Yüreğimde bir volkan
Kan kırmızı bir isyan
Haykırdı tüm gücüyle
“ Yeter ulan! İllallah! İllallah!” dedi.

