ALİ UYSAL- EĞİTİMCİ YAZAR


S E V G İ N İ N Z A R A R L I S I


İnsanlığın en soylu duygusudur sevgi. Hiç kimse tarafından tartışılamayacak bir etki gücü vardır onun. Analar çocuklarını sevgiyle büyütürler; öğretmenler öğrencilerini sevgiyle eğitirler; çiftçiler topraklarını sevgiyle işlerler. Yaşamın her alanında bu kural değişmez. Nerde olağanüstü bir başarı varsa orda güçlü bir sevgi de vardır.

Peki, çok sevgili okurlar, bu yüce duygunun zararlısının da olabileceğini hiç düşündünüz mü? Ben düşündüm. Karşıma bir yığın zararlı sevgi örneği çıktı. Bunları sırayla, örnekleyerek anlatmaya çalışacağım: İlk örnek La Fontaine’ den: Bir ayı ile bir insan arkadaş olmuşlar. İkisi de birbirini çok seviyor. Ayının sevgisi daha da aşırı. İki candan arkadaş kırda bayırda dolaşırken yorulurlar. Bir ağacın altına dinlenmek için uzanırlar. İnsan derin bir uykuya dalar. Arkadaşına zarar gelmemesi için ayı nöbete durur. Öylesine yürekten seviyor arkadaşını. Derken bir sinek gelir adamın alnına konar. ”Sen misin benim arkadaşımı rahatsız eden!”. Ayı; yapısına uygun, bir taş alıp tüm gücüyle sineğe fırlatır. Sinekle birlikte adamın başı da parçalanır. Ne hoş bir duygudur sevilmek; ama bizleri Allah ayının sevgisinden korusun...

İkinci örnek benim yaşantımla ilgili: Altı yedi yaşlarımdaydım. Bilmem keklik yavrusunu tanır mısınız? Biz onlara “palaz” derdik. Öylesine severdim ki onları; bu sevginin yanında Romalı ünlü komutan Antonius’ un, Kleopatra’ ya duyduğu sevgi solda sıfır kalır. Bu sevgiyle tepeden tırnağa donatılmış olarak yemyeşil ekinlerin arkaçlarında sığırlarımı güdüyordum. Kınalı bir keklik ve on beş kadar palazdan oluşan bir kürene rastlamayayım mı? Olanca gücümle saldırıya geçtim. Ana ayaklarımın yakınında “pat pat” diye sesler çıkararak beni oyalamaya çalıştı. Hiç düşer miyim bu tuzağa. Kekliğe bir iki taş savurdum, öldüremedim. Palazlardan ikisini yakaladım. Koynuma yerleştirdim. Dünyalar benim olmuştu. Uçuyordum sevinçten. Hemen bir ardıç ağacının kabuğunu yüzecek, kıvırarak kafes yapacak, palazlarımı içine konduracaktım. Hele bir yarın olsun. O akşam ocağın kenarına bir çukur kazdım, palazlarımı deve yününe sarıp üşümeden geceyi geçirmelerini sağladım. Mutluluk içinde yatağıma uzandım. Sabah olur olmaz herkesten, her şeyden önce fırlayıp doğruldum. Hemen yavrularımın yuvasına koştum. Çukurun üstüne kapattığım kapağı yavaşça kaldırdım. Bir de ne göreyim! Yan yana uzanmışlar, ayakları havada, boyunları bükülmüş cansız yatıyorlardı. Aradan yetmiş yıla yakın zaman geçti. Bunca ölüm gözledim, bunca ölü gördüm; hiçbiri bana bu kadar hüzün vermedi; hiçbir ölüm bana bu kadar acı gelmedi. Gördünüz mü benim yüce sevgim neler başardı! Bu yavrular artık analarının sıcacık kanatları altında ısınamayacak; yeşil otların arasında çekirge kovalayamayacak; ergenlik çağına gelince o tatlı sesiyle eşini arayamayacak; yırtıcı kuşlardan canını kurtarmak için çalıların ya da kovukların içine saklanmanın coşkusunu yaşayamayacak. Tanrım beni bilgisiz ve bilinçsiz kişilerin sevgisinden koru. Vatanımı da...

Üçüncü örnek bir ana sevgisi: Giresun Öğretmen Okulunda öğretmendim. Öğrencilerimizden birinin ailesi tarafından akşam yemeğine çağrıldık. Birkaç arkadaş bu çağrıya uyduk. Kapıdan içeri girdiğimizde karşılaştığımız görünüm şuydu: Kız öğrencimiz koltuğa kurulmuş televizyon izliyordu. Anacığı da kan-ter içinde hazırlık yapıyor. Öyle ya kızının öğretmenleri gelecek. Bizi görünce öğrencimiz fırladı yerinden bizlere hoş geldin dedi. Sonra ateşe düşmüş insan telaşıyla yerine oturup dizisini izlemeye koyuldu. Anladım ki dizinin heyecanlı yerinde kalmıştı. O akşam gözlerim ana-kız üstünde dolaştı durdu; gitti, geldi. Görüntü hiç değişmedi: Kızımız hep oturup televizyon seyretti, anacığı bizi memnun etmek için koşturup durdu. Boşalan tabaklarımıza yemek, bardaklarımıza su koydu. Masayı topladı, kahvelerimizi yaptı, bizimle içten gelerek söyleşilerde bulundu. Eğitim açısından son derece sakıncalı bulduğum bu durumu anayla tartışmadan edemedim. Ona bir soru yönelttim: ”Bizlere hizmet verirken kızınızın oturmasına nasıl izin veriyorsunuz? Bu işlerin çoğunu onun yapması gerekmez mi!” Ananın verdiği yanıt son derece düşündürücü: ”Onu çok seviyorum. Hiç kıyamam ona. Yapacağı her işe gönülden koşarım.” Böyle bir görüşe kayıtsız kalamazdım. Anaya şöyle bir yorum yaptım: ”Hanım efendi, kızınıza en büyük kötülüğü yapıyorsunuz. Bu çocuk yarın yuva kuracak, eşi ondan hizmet bekleyecek, yaşam ona ağır sorumluluklar yükleyecek. Kızınızı yarınlara hazırlamıyorsunuz. Sizinkine sevgi denmez. Biz böylesine yanlış sevgi diyoruz.” Ana beni dikkatle dinledi ve hep sustu. Etkilendi mi bilmiyorum. Tutum ve davranışında bir değişme oldu mu duyamadım... Tanrım tüm çocukları bilgisiz ve bilinçsiz anaların sevgisinden koru.

 Kişiye zarar veren sevgi örneğini istediğimiz kadar çoğaltabiliriz. Her biri özgün bir olay olarak karşımıza çıkar ve kolaylıkla anlatmaya çalıştığımız savı bize onaylatır. Demek ki her sevgiyi aynı düzeyde düşünemeyiz. Yanlışı var, sahtesi var, gerçeği var. Bu yazımızda yalnız yanlış sevgi üstünde durduk ki bilgisiz ve bilinçsiz kişilerin konusudur. Bu biçimde işlenecek iki konu daha var: Sahte sevgi ve gerçek sevgi.



YAZARLAR

  • Cumartesi 40.6 ° / 24.4 ° Açık hava
  • Pazar 40.8 ° / 24.5 ° Açık hava
  • Pazartesi 42.6 ° / 24.4 ° Açık hava
  • BIST 100

    1.393%0,09
  • DOLAR

    8,4445% -0,13
  • EURO

    10,0553% -0,13
  • GRAM ALTIN

    491,08% -1,23
  • Ç. ALTIN

    810,282% -1,23