Ahmet DOKUZOĞLU-NE DEMİŞTİK?


TEK ATATÜRK  

 Lozan günleriydi. İsmet Paşa ve Türk heyeti 17 Kasım 1922 günü Lozan’a hareket etmişti. İlahi adalet ki Sultan Vahdettin de İngilizlere sığınmış, Malaya zırhlısı ile Malta’ya doğru yola çıkmışlardı.


              Bu arada Lozan’da müzakereler sürüyor, kıyamet kopuyordu. Bir gün vekiller heyeti Reisi (Başbakan) Rauf Bey, Gazi’nin TBMM’deki odasına geldi. Onu, Refet Bele Paşanın Etlik’ teki bağ evine akşam yemeğine davet etti.

             Planlandığı gibi Gazi, Rauf Bey, Refet Paşa ve Fuat Paşa akşam sofrada bir araya geldiler. Bu şahıslar Mustafa Kemal Paşa ile birlikte Anadolu’ya geçmiş paşalardı. Hatır sormalar devam ediyor, yemek faslı bile daha başlamamıştı. Rauf Bey Gaziye dönerek;

            “Kemal,” dedi. “Davetimizi kabul edip geldiğin için teşekkür ederiz. Yemekle birlikte seninle baş başa konuşmak istediğimiz bir konu var. Bugün seninle o konuyu görüşmek istiyoruz.”

              Gazi hislerinde yanılmamıştı. Bir sorunlarının olduğunu seziyordu. Bozuntuya vermedi.

             “Buyurun konuşalım,” dedi.

              Rauf Bey eteğindeki taşları dökmeye başladı.

              “Kemal.” dedi. “Bu meclis senden korkuyor. O yüzden sana gelemiyor. Tüm şikayetler Başbakan olarak bana geliyor….”

             Gazi şaşırmıştı belli etmemeye çalıştı.  “Neyimden korkuyorlarmış.” deyiverdi.

              Rauf Bey;

            “Senin cumhuriyet kuracağından korkuyorlar. Dedikodular giderek yayılıyor. Bazen o kadar abartıyorlar ki, eline bir fırsat geçerse, senin padişahı bile bu ülkeden kovacağını söylüyorlar.”

              Gazi soğukkanlılığını korumaya çalışıyordu, Rauf Bey ise içini dökmeye devam ediyordu.

              “Kemal bu ülke tehlikeye düştü, işgale uğradı. En çok sen çaba gösterdin ve kurtardın, biz ise sana yardım ettik. Şimdi vatan kurtuldu. Bize göre emaneti sahibine iade etmenin zamanı geldi.”

              Gazi yemek davetinin bir bahane olduğunu biliyordu.

             “Peki Rauf Bey, Sultan Vahdettin için ne düşünüyorsunuz?” Diye sordu.

              Rauf Bey;

            “Kemal, benim babam padişahın baş mabeyinciliğini yaptı. Boğazında padişahın ekmeği var. Şimdi o ekmek benim gırtlağımda. Ben, yediğim ekmeğe ihanet etmem kardeşim. Benim rejim sorunum yok. Üstelik madem sordun, söyleyeyim. Padişah bir İslam Halifesi. Ben de bir Müslüman’ım. Dini terbiyem nedeniyle de padişaha bağlıyım. O makamlar uhrevi makamlar. Senin, benim gibi kişilerin ulaşabileceği makamlar değil. Kaldı ki bu milletin yüzlerce yıldan bu yana alıştığı yönetim de mutlakıyet yönetimidir. Cumhuriyet değil!”

            Ev sahibi Refet Paşaya döndü.

           “Sen ne düşünüyorsun Refet?”

           “Aynen Rauf Bey gibi düşünüyorum paşam.” dedi.

            Gazi masadaki Fuat Paşa’ya;

          “Senin görüşün ne Fuat?” Diye sordu.

            Fuat Paşa Gazinin Harbiye’den sınıf, hatta sıra arkadaşıydı. Hukukları daha derindi. St. Joseph mezunuydu. Askeri okuldan değil, sivil okuldan, liseden Harbiye’ye geçmişti. Ayrıca okul komutanı Fuat Paşa’yı kendine emanet etmişti. Fuat iyi Fransızca konuşuyor, kendisine yardım ediyordu. Biri Selanikli Mustafa, diğeri Salacaklı Fuat diye anılırdı. Ayrıca okurken hafta sonları Fuat’ın evine “evci” olarak çıkıyordu. Bu nedenle hukukları daha eskiydi.

             Fuat;

           “Paşam.” dedi. “Biliyorsunuz, uzun süredir Moskova’daydım. Duruma muttali değilim. İzin verirseniz birkaç gün düşüneyim. Yanıtımı sonra veririm.”

           Yani o bile “Kemal, ben senin yanındayım,” diyememişti.

           Bu konuda masada olmayan Kazım Karabekir Paşa ise Erzurum’daydı. Ve telefonun öbür ucunda toplantıdan çıkacak kararı bekliyordu. Bunlar Anadolu’ya çıkan ilk beş komutanlardı.

         “Benden ne yapmamı istiyorsunuz?” Diye sordu.

        “Yarın kürsüye çık bunları yapmayacağını söyleyiver.” dedi Rauf Bey.

          “Bana bir kâğıt verin.” dedi Gazi Paşa. Kâğıt bulamadılar. Sigara kâğıdının üzerine şöyle yazdı;

          “Günü geldiğinde Padişahla ilgili kararı en yüce icra-i organ olan TBMM verecektir.Bu sizi ve meclisi tatmin eder mi?” Dedi.

          “Hah işte bu olur, “dedi Rauf Bey. “Bunu çık yarın kürsüden oku!”

           Gazi Mustafa Kemal Ertesi gün kürsüye çıktı ve aynısını okudu. Meclisle ve komutanlarla tartışmaya girmeden bu krizi de atlatmıştı.1921 Anayasasına göre, meclisin her iki yılda seçime gitmesi gerekiyordu. Meclis 23 Nisan 1920 de açıldığına göre seçimleri yenilemenin zamanı da gelmişti.

             Doğal olarak da seçime gidilecekti. Gazi bu meclisten kurtuluyor gibiydi. Komutanlar ise endişeye düştüler. “Ya Kemalist bir meclis gelirse,” diyorlardı.

           Mustafa Kemal’i meclise sokmamanın formülünü aramaya başladılar. Bir seçim taslağı hazırlayıp meclisin onayına sundular. Buna göre;

          1-Bundan böyle milletvekili adayının doğum yeri, Misakı Milli sınırları içinde olsun.

          2-Milletvekili adayı, adaylığını koyduğu yerde en az beş senedir oturuyor olsun…

          Hedef belliydi. Bu yasa özel olarak Mustafa Kemal Paşa’yı saf dışı etme yasasıydı. Hem de en yakın silah arkadaşları tarafından meclise sunuluyordu. Mustafa Kemal Paşa kürsüye çıktı ve

          “Doğum yerim Selanik. Misakı Milli sınırları dışında kalırken, devlet Selanik’i tek kurşun atmadan Yunan’a verirken, bu millet bilsin ki ben diğer bir yurt köşesi Derne’de savaşıyordum. Hiçbir yerde beş yıl oturamadım. Otursaydım, o zaman Bingazi’de, Derne’ de, Sina’da, Filistin’ de olamazdım.

           Çanakkale’de, Kafkaslar’ da Sakarya’da olamazdım. Ama ben oralarda olamasaydım, bu efendilerin de doğum yerleri, Allah korusun Misakı Milli sınırları dışında kalırdı. Şimdi millete soruyor ve yanıtını milletten bekliyorum;

           Bu önergenin sahibi efendileri buraya gönderen millet onlar gibi mi düşünüyor?”          

           Bu konuşma bütün ulusal gazetelerde yayımlanmıştı. Ve milletten çuvallar dolusu telgraflar yağdı. Halk bunları protesto eyledi. Ve önerge derhal geri çekildi. Halk, Mustafa Kemal demiş, Cumhuriyet demişti.

          İşte, bu cumhuriyetin kuruluşundaki Mustafa Kemal Atatürk buydu. O bütün paşalardan farklı düşünüyor, milleti bir kişiye köle olmaktan kurtarmak için mücadele veriyordu. O tek başına bir Atatürk’tü.Tek ATATÜRK.

        Bu yazı İnkılap Tarihi Bölüm Başkanı. Yrd. Doç. Dr. Orhan Çekiç’ten alınmıştır.



YAZARLAR

  • Salı 33 ° / 17 ° Güneşli
  • Çarşamba 31 ° / 15 ° Güneşli
  • Perşembe 32 ° / 15 ° Güneşli
  • BIST 100

    1.461%1,36
  • DOLAR

    8,2856% 0,63
  • EURO

    10,0591% 0,32
  • GRAM ALTIN

    488,67% 0,80
  • Ç. ALTIN

    806,3055% 0,80