Hüseyin Erkan, Eğitimci/Yazar


UNUTULMAZ İKİ BAKAN!


biraz sertçe ve de argomsu ama

söyleyeceğim korkmadan adını

ne güzel bir meyvedir ayva

yiyen bilir ancak onun tadını!

                                               H. E.

                Bir millî eğitim bakanının görevi okul açmaktır, okul kapatmak değil; değil mi?

                Böyle düşünüyorsanız eğer, yanıldığınızın resmidir işte!

                Ne yazık ki, bizde, görevinin okul kapatmak olduğunu sanan ME bakanları vardır. Bunlardan biri, 1946’da ME Bakanı Hasan Âli Yücel’i gönderip O’nun koltuğuna oturtulan Reşat Şemsettin Sirel...

                Yeni bakanın ilk yaptığı iş, Köy Enstitülerine öğretmen yetiştirmek üzere açılan Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü’nü kapatmak olur. (1947) Bu yüksek köy enstitüsünün kapatılmasıyla, faaliyette olan 21 köy enstitüsünün şah damarı da kesilmiş olur böylece.

                Okulun kapatılacağını öğrenen öğrenci temsilcileri, “Köy Enstitüleri benim en büyük eserimdir. Ömrüm oldukça onları koruyup kollayacağım.” diyen Cumhurbaşkanı İnönü’yü ziyaret etmek isterler. Çankaya Köşkü’nün kapısına kadar varırlarsa da içeri alınmazlar.

                Daha düne kadar, her fırsatta Hasanoğlan’a gelip öğretmen ve öğrencilerle bir arkadaşmış gibi konuşup onların çalışmalarına övgüler yağdıran İnönü’nün bu tutumu, öğrencileri büyük bir hayal kırıklığına uğratır.

                Başkaları söylese inanmazlardı belki de, kendi gözleriyle görürler ki, güvendikleri dağlara da çoktan kar yağmış meğer!

                Hiçbir anlam veremezler; İnönü’nün bu tutumuna. Düne kadar okullarına gelip onları tarlada, bağda, bahçede, ahırda, atölyede, laboratuvarda, Açıkhava Tiyatrosunda, resim, müzik, edebiyat başta olmak üzere tüm güzel sanatlardaki üstün başarılarını görüp takdir eden bir insan, nasıl değişebilirdi; böyle yüzde yüz hem de!

                Beş yıldır öve öve bitiremediği bir yüksekokulun kapanmasına nasıl onay verirdi? Üstelik yakın bir geçmişte, Eskişehir’in İnönü ilçesinde kendisinden çok güçlü bir düşmana karşı var gücüyle direndiği için soyadını oradan alan bir komutan!..

                İyi de Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü öğretmen ve öğrencileri, kötü sayılan, hoş olmayan ne yapmıştır da kapanmayı hak etmiştir? Bugüne kadar, kimse verememiştir; bu sorunun yanıtını.

                Zaten Cumhurbaşkanı İnönü de bu soruya verecek bir yanıtı olmadığı için, kapısına kadar gelen öğrencileri kabul etmemiştir. Gerekçesi ne olursa olsun, birçok yönünü ve hizmetini çok takdir ettiğim bir insana bunu yakıştıramamışımdır ben. Cumhurbaşkanı İnönü’nün evet dediğine, Başbakan Hasan Saka hayır diyecek değildi ya!

                “Ünlü şair ve yazarlarımızın büyük çoğunluğu Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsünde okuyan kişilerdir.” diyen Prof. Süleyman Bozdemir, şöyle devam ediyor; yeni yayımlanan eserinde:

                “27 Kasım 1947’de Yüksek Köy Enstitüsü kapatılmış ve öğrencileri çeşitli yüksekokullara dağıtılmıştır. Bu Enstitü kapatılmamış olsaydı, ilerde Halk Üniversitesi’ne dönüştürülmesi planlanıyordu. Belki de giriş kapısına, ‘Köylü Milletin Efendisi’ yazılacaktı.” (*)

                Bugüne kadar söylenmemiş, yazılmamış da olsa, bu yüksekokulun hiç vakit kaybedilmeden kapatılmasının gerçek nedeni bu olabilir mi, acaba?

                Evet, evet, Atatürk her ne kadar, böyle bir söz söylemişse de bu unutturulabilirdi. Ama bir üniversitenin kapısına öyle “komünizmi” ve “terörizmi” anımsatan bir söz yazdırmazdık biz elbette!    Köylüyü bu milletin efendisi yapmaya kalkarsanız, işçisi kim olacak, hizmetçisi kim olacak? Ağaları, paşa çocuklarını, kalem efendilerini mi çalıştıracaksınız tarlada, bağda, bahçede? Koyunları, keçileri, sığırları kim güdecek? Yeraltındaki madenlerde kim çalışacak?

                Yok, yok!.. Olmaz bu iş, olamaz!

                Balkan ülkelerindeki bir köyden göçüp gelmiş “Öğretmen Okulu” mezunu İsmail Hakkı Tonguç ile “Yüksek Öğretmen Okulu” mezunu Hasan-Âli Yücel, Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’yü kandırıp halkımızı komünistleştirmek mi istemişler yoksa?!

                Eee, buna izin verir miydi sanki ağalarımız, beylerimiz, paşalarımız?

                Hele hele derin devletimiz, derin bir uykuda değildi ya! 1940’ların ikinci yarısında, İkinci Dünya Savaşının en güçlü galibi ABD’nin de yardımıyla, büyük bir tehlikeden kurtarmışlar ülkemizi!

                Reşat Şemsettin Sirel, ne büyük bir bakanmış ki, O’nun kapattığı Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü’nü bir daha hiçbir bakan açmaya cesaret edememiştir.

                1948’de Prof. Şemsettin Günaltay’ın başbakan olduğu yeni bir hükümet kurulur. Bu kabinede Millî Eğitim Bakanı Prof. Tahsin Banguoğlu’dur.

                Yeni ME Bakanı boş duracak değil ya. Kendinden önceki bakan, Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü’nü kapattığına göre, O’nun da en az bir yüksekokul kapatması gerekiyordu elbette.    Günlerce düşünüp taşındıktan sonra kararını verir:  7 yıl, 7 ay Milli Eğitim Bakanlığı yapan Hasan – Âli Yücel, kabinesinde yer aldığı başbakanı Prof. Şemsettin Günaltay’ şair Cahit Külebi, yazar Reşat Nuri Güntekin, Prof. Cavit Orhan Tütengil ve Behçet Necatigil gibi değerli insanları yetiştiren, 1891’de İstanbul’da “Dârülmuallimin-i Âliye” adıyla kurulup 1934’te “Yüksek Öğretmen Okulu”na dönüştürülen okul ne güne duruyor ki?!

                Hayır, hayır, şaka yapmıyorum; gerçeğin ta kendisi…

                (Buraya gelince, yazıyı bilgisayara geçiren kızım Dilem Gözde, daha fazla dayanamamış da parantez açıp şöyle yazıvermiş: “Vah vah vah!.. Vah ki vah!!! Çok yazık ya… En baştaki öyle olunca, sonuç işte böyle oluyor! Ne cahil bir anlayış bu! İnsanın içi sızlıyor! Yazıklar olsun!)

                “Başbakan Prof. Günaltay ve Cumhurbaşkanı İnönü karşı çıkmamışlar mı?” diye sorarsanız; hayır, çıkmamışlar. Niçin karşı çıksınlar ki, kendi seçtikleri bir bakan O. Üstelik o da profesör… Millî eğitimi düzeltsin diye oturtmuşlar o koltuğa. O da düzeltiyor işte!

                Böylece, çok değil yalnızca iki yılda öğretmen yetiştiren iki yüksekokulu kapatmış olmanın huzuru içinde, rahat rahat uyurlar yataklarında.

                Onca önemli (!) işler yaptıktan sonra, biraz da rahat edip uyumaları hakları değil mi?

                Ne iyi yapmışlar ama!

                Bakın işte, aradan 70 küsur yıl geçtikten sonra bile, adları saygıyla anılıyor!         

                Herkes iyi bir başbakan, herkes yaptıklarıyla tarihe geçen unutulmaz bir millî eğitim bakanı olamaz ya!

                Prof. Dr. Süleyman Bozdemir’in yeni yayımlanan değerli emek ürünü eserini okurken, benim gibi, çok şeyler düşüneceksiniz siz de. (*)

 

Hüseyin Erkan

huseyinerkan.antalya@gmail.com

-----------------------------------------------------------------------------------------------------

(*) Osmanlı’dan Günümüze Eğitimdeki Gelişmelere Eleştirel Bir Bakış – 21. Yüzyılda Eğitim Sistemimiz Nasıl Olmalı? Cinius Yayınları, İstanbul 2021, 266 sayfa.

               

               

 



YAZARLAR

  • Salı 43.3 ° / 24.5 ° Açık hava
  • Salı 43.3 ° / 24.5 ° Açık hava
  • Çarşamba 42.8 ° / 24.3 ° Açık hava
  • BIST 100

    1.409%0,65
  • DOLAR

    8,4009% 0,63
  • EURO

    9,9740% 0,51
  • GRAM ALTIN

    489,07% 0,48
  • Ç. ALTIN

    806,9655% 0,48