Hüseyin Erkan, Eğitimci/Yazar


KIRK YIL ÖNCE, KIRK YIL SONRA


Siz halkı anlayabiliyorsanız,

hiç kuşkunuz olmasın; halk da

sizi anlar.

                               Hasan KAYA

 

                “Şu okullar olmasa, bu maarifi çok güzel idare ederdim ben” diyen Osmanlı Maarif Nâzırı (Millî Eğitim Bakanı) 1946’dan sonraları o koltuğa otursaydı, şöyle derdi herhalde:

                “Şu Köy Enstitüsü mezunu öğretmenler, şu solcu, şu halkçı öğretmenler olmasa, ben bu bakanlığı tereyağdan kıl çeker gibi rahat yönetirdim.”

                Şaka bir yana, gerçekten de çok zor olmuştur; 1946’dan sonra o koltuğa oturanların işi.

                İyi ki, Köy Enstitüleri’ni açan Hasan – Âli Yücel’den sonra gelen Reşat Şemsettin Sirer, göreve başlar başlamaz, Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü’nü kapatıvermiş hemen. Akıllı adammış! 21 Köy Enstitüsü’ne öğretmen yetiştirmek için kurulan bu yüksekokulu kapatayım ki, ötekilerin defterini dürmek kolay olsun; diye düşünmüş.

                Doğrusu buydu tabii ki! Önce başını keseceksin kurbanın. Sonra, istediğin gibi yüzersin derisini.

                Sirer’den sonra o koltuğa oturan Tahsin Banguoğlu da Yüksek Öğretmen Okulu’nu kapatır ki, oh be, tadından yenmez artık!

                Ancak şu Köy Enstitülü öğretmenler, canlarını sıkıp durur; kaymakamların, valilerin, bakanların. Söz dinlemez ki hiçbiri. “Şunu yap, bunu yapma!” dersin, “Niçin şunu yapayım? Neden bunu yapmayayım?” diye sorarlar.

                Sana ne be kardeşim! Niçin, neden diye sorma. Yap deneni yap, yapma deneni yapma. Laf anlamazlar ki!

                Konuşmaları neyse ne de Mahmut Makal, Mehmet Başaran, Fakir Baykurt gibi niceleri şiir, öykü, roman yazmaya da başlamasın mı?

                Hem de ne şiirler, ne öyküler, ne romanlar!..

                Yok efendim köylü açmış, çıplakmış… Yolu yok, suyu yok, okulu yokmuş. Devlet hep alıyor, hiçbir şey vermiyormuş. Ağalar, beyler, paşalar emeğini sömürüyormuş…

                Bu kadarı da fazla!.. Halkı kurulu düzene karşı kışkırtıp isyana mı teşvik etmek istiyor bunlar? “Devletin polisi, jandarması, savcısı, yargıcı ne güne duruyor?” diye emir verince üst yöneticiler, gereği yapılıyor hemen.

                Biliyorsunuz, yazıldı bunların birçoğu. Yazılanlar, yazılmayanların binde biridir belki.

                Ben size, bugüne kadar bilmediğiniz, duymadığınız, okumadığınız bir öğretmenden söz edeceğim bu kez. Üstelik bu arkadaş, Köy Enstitülü de değil, onların devamı olan öğretmen okulu çıkışlı da… Ama “Eğitim Enstitülü”…

                Ben nerden mi tanıyorum?

                İstanbul Çapa Eğitim Enstitüsü’nden sınıf arkadaşım çünkü. Tarihçi yazarımız Necdet Sakaoğlu, Kırşehirli Elvan Atay, İstanbullu İmren Aysan, Aksekili Mustafa Enhoş, Trabzonlu Güngör Altay, yıllarca Çemberlitaş Kız Lisesi müdürlüğü yapan Neveda Mıhçakan, Dicle Öğretmen Okulu’nda üç yıl birlikte çalıştığım Türkân Mersinlioğlu ve Bilkent Üniversitesi Öğretim Üyesi İsmail Âşıkoğlu gibi sınıf arkadaşım Datçalı Hasan Kaya’yı anlatacağım bugün.

                1938 Datça doğumlu; sevgili arkadaşım. Benden 3 yaş kadar büyük. İlkokuldan sonra, ille de okumasını ister babası. Ama Datça’da ortaokul yok, 1950’de. Okul olan en yakın yer MarmarisMarmaris’te de lise yok. Nerde var? Muğla’da… Dolayısıyla, ortaokul bitince Muğla Turgut Reis Lisesi’ne…

                Masraf gittikçe artar ama baba inatçı. “İlle de okuyacak oğlum” diyor da başka bir şey demiyor. Yıl boyu nerde iş bulursa orda çalışır: Tütün tarlalarında, zeytin bahçelerinde, inşaatlarda…

                Lise bitince de bırakmaz babası, “devam” der. Ve arkadaşım, İstanbul’un yolunu tutar.

                1959-1960 öğretim yılında İstanbul Çapa Eğitim Enstitü öğrencisiydik. 27 Mayıs 1960 öncesi öğrenci gösterilerine katılmadı O. Ama Mustafa Enhoş, Güngör Altay, Elvan Atay ve benim katılmama da karşı çıkmadı hiç.

                İkinci yılda sınıfımıza yeni katılan Ayancıklı Sevim arkadaşımla sevdiler birbirlerini.

                Okul bitince arkadaşım Hasan, Nevşehir Kız Öğretmen Okulu’na, Sevim de Erzurum – Hınıs Ortaokulu’na atanır. Bir yıl çalıştıktan sonra evlenirler. Başvuruları üzerine, eş durumundan Sevim de Nevşehir Lisesi’ne gelir.

                1966’da Hasanoğlan Öğretmen Okulu’ndan Kars’ın Arpaçay Ortaokulu’na sürgün gönderilirken ben, O da Nevşehir Öğretmen Okulu’ndan Rize – Çayeli Ortaokulu’na sürülmüş meğer. Sürerler tabii. Benim gibi dikbaşlı davranmasaydı o da!

                Ben Ağrı’da muhabere yedek subayken 1968’de, O da Ağrı’nın Patnos ilçesinde topçu yedek subaymış. Haberimiz yoktu birbirimizden.

                Askerlik dönüşü, ben Keşan – Paşayiğit Ortaokulu’na giderken, o da Sinop’un Türkeli ilçesine doğru yol alır. Bir süre sonra da Ayancık Lisesi’ne atanır. Ayancık, eşinin memleketi şirin mi şirin bir Karadeniz sahil kasabasıdır. Birlikte, aynı yerde görev yaptıkları için mutludurlar. Mutludurlar ama…

                Ya halkımız, ya ulusumuz, ya ülkemiz?.. Solcudur; Hasan Kaya da, 1970’li yıllardaki birçok öğretmen gibi. Solcu olmak; halktan yana, haktan, adaletten yana olmak demektir. “Ben mutluyum, ben rahatım ya, bana ne başkasından! Her koyun kendi bacağından asılır.” dememektir.

                Eh, bu kafada olan bir öğretmene de gerekli ders gecikmeden verilmeli, değil mi ya?

                Emir kulu görevliler, görevlerini yapar ve Hasan Kaya adlı o “komünist öğretmen”, Erzincan’ın Çayırlı ilçesinin Yaylakent nahiyesinin bir köyüne sürgün ediliverir hemen.

                Komünist arkadaşım, yollara düşüp zar zor bulur o köyü ama ne okul vardır ortada, ne okul müdürü… Muhtarın imzasını alıp mührünü de basarak kendi kendini göreve başlatıp Erzincan’a döner.

                Millî Eğitim Müdürlüğü’ne gidip göreve başlama yazısını verir müdür beye ama bakın, ne der o bey:

                “Zahmet etmişsin. Ama sen öğretmen değilsin ki göreve başlayabilesin. Atama kararnamen çoktan iptal edildi. Görevden alındın.” (*)

                Görüyorsunuz değil mi, 1975 - 1076’larda ne kadar güzel, hızlı ve insana saygılı mı saygılı çalışan bir Millî Eğitim Bakanlığımız varmış bizim!

                Bundan sonraki özyaşamı daha bir ilginç, 45 yıl önceki Ayancık’ın solcu Belediye Başkanı can arkadaşım Hasan Kaya’nın.

                Merak ederseniz, devamını haftaya anlatayım; izninizle…

               

                                                                                                                             Hüseyin Erkan

                                                                                                              huseyinerkan.antalya@gmail.com

 

----------------------------------------------------------------------------------------------------

(*) Kırk Yıl Önce Kırk Yıl Sonra Ayancık (Ayancık’ın Halkçı Belediye Başkanı Hasan Kaya 1977 – 1980) Hazırlayan: Volkan Atılgan, Pel Yayınları, İstanbul 2021.

 



YAZARLAR

  • Cumartesi 34.1 ° / 21.7 ° Açık hava
  • Pazar 33.9 ° / 22 ° Bulutlar
  • Pazartesi 34.4 ° / 22.7 ° Açık hava
  • BIST 100

    1.419%0,10
  • DOLAR

    8,6605% 1,58
  • EURO

    10,1884% 1,29
  • GRAM ALTIN

    487,74% 1,50
  • Ç. ALTIN

    804,771% 1,50