Can UĞURATEŞ-Sırası Geldikçe


AFGANİSTAN, YENİ PORT ROYAL MI OLACAK?

Can UĞURATEŞ


Hassan Sabbah’ın Alamut Kalesi, döneminin en büyük terör yuvası olurken, kayıtlı tarihte ilk intihar eylemcileriyle öne çıktı. İnanç retoriğinden hareketle kurulan Haşhaşiler ya da Assassin isimli örgüt, oluşturduğu kendine özgün doktrinsel yapısıyla destekleyip geliştirdiği ideoloji ve eylemselliğiyle bir döneme damga vurdu. Bu kalede Hassan Sabah liderliğinde 1090’da kurulan örgüt, 1273’e kadar bölgesinde istikrarsızlığa yönelik terör estirirken, döneminin tüm önemli güç odaklarıyla da çıkarları doğrultusunda çatıştı. 

Jamaika’da, İspanyollar tarafından 1494’te kurulan ve zamanında Karayipler’deki en önemli ticaret merkezi haline gelen Port Royal, korsanların kontrolünde bir şehir olarak anılırken, buradan, dönemin güç odaklarınca yapılan yasa dışı ticaret, ekonomik baltalama ve kara para aklama işlevselliğiyle, adını tarihe yazdırdı.

Hassan Sabbah’ın Alamut Kalesi de korsan şehri Port Royal de kendi dönemlerinde, tam da güç odaklarının ticaret ağlarını ve aktif ulaşım yollarını kontrol edebilecek stratejik konumdaydı. Konumlarıyla istedikleri yer ve zamanda, diledikleri eylemi yapabilecek imkân ve kabiliyete de ulaşmışlardı.

Şimdi yeniden şekillenmeye başlayan küresel güç dengelerinde, öne çıkmaya başlayan Çin ve Rusya önderliğindeki Şanghay İşbirliği Örgütü ve bu teşkilatı giderek güçlendirecek olan, Doğu Asya’yı, Asya Pasifik’i Avrupa’ya bağlayacak ticari bağlantı yolları altyapı çalışmalarının hız kazanması; Çin ve Rusya’nın, değişen iklim ile ulaşabileceği yeni ekonomik imkanlar,  Rusya etkinliğinde Hint Okyanusuna erişimde, doğal kaynak aktarımının getirisi; Türkiye’nin, son dönemde Kafkaslarda ve Orta Asya’ya uzanan coğrafyada artan ve artacağı değerlendirilen jeopolitik konumsal etkisi; Hindistan’ın artan küresel etkinliği ve bir nükleer güç olan Pakistan’ın konumu; İran’ın geliştirdiği teknoloji ve yaptığı bölgesel ittifaklarla, gücünü giderek artırması ve bölgesinde istediği yer ve zamanda rahatlıkla küresel güçleri vurabilecek konumda olması gibi nedenlerle, küresel güçlerce yeni ve etkin bir istikrarsızlık bölgesiyle, tüm yeni oluşumları tehdit zamanının geldiği değerlendirilmiş gibi.

Bu maksatla, 11 Eylül ile başlatılan müdahalenin bir aşamasının daha geçildiği gözlemlenirken, ABD, bir anda ve NATO’yla birlikte, Afganistan’dan çekildi. Hemen ardından, Başkent Kabil’in altı ay içinde Taliban tarafından ele geçirilebileceği istihbarat kaynaklarından medyaya yansıtılırken, bu süre birkaç haftayı geçmedi ve Taliban şimdi Kabil’de. Üstelik ülkenin ismini dahi değiştirecek yönetimsel etkinlikte güce ulaşmışken, rasyonel ve temkinli dış siyasetle, eriştiği güce müdahaleyi de önlemeye çalışarak, kalıcılıkta ısrarlı, iddialı görünüyor.

Afganistan’da, 1979’da başlayan Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) işgalinin SSCB için getirisi, yıkılmasına giden sürecin açılması, hızlanması olurken, dünya için getirisi ise ABD’nin istihbarı müdahale ve yardımlarıyla gelişerek büyüyen, küresel boyutta terör oldu. SSCB ardılı Rusya’nın oluşmasıyla, bölgede yeni dengelere ihtiyaç duyuldu. SSCB’den kopan Orta Asya ülkeleri üzerinde bir etkinlik mücadelesi başlarken, yeni bağımsız devletlerin kullandıkları terimler, girdikleri iş birlikleri ve yaptıkları anlaşmalarla, buralara, küresel güçler tarafından ve çok önceden yapılan planlı çalışmalarla, el atıldığı görüldü. Zaman içinde, Rusya Bağımsız Devletler Topluluğuna dönüşerek, bölgede yeniden güç kazanımına gidip, etkin kontrolü ele alsa da Türkiye, İran ve Çin’in bölgesel etkileri de hissedilmeye başlandı. Türkiye’nin yaptığı rasyonel hamleler, giderek bölgesel etkinliğini artırdı.

Çin, günümüzde ABD’nin en önemli rakibi konumunda ve Pasifikte dizginleri ele almak üzereyken, ABD’nin, başka bölgelerde güç dolaştırma lüksü de ortadan kalkmaya başladı. ABD zaten Irak, Suriye ve Yunanistan konuşlanmasıyla, Doğu Akdeniz ile Karadeniz kontrolünde etkinliğini artırmış durumda ve Türkiye gibi bölgesel bir güce her an müdahaleye hazır olarak, her üç kuvvetini de stratejik etkinlikte yerleştirmiş durumda. Bu konumunda ve Pasifikte etkinliğini sağlayabilmek için sıklet merkezi ihtiyacı hissediyor. Yani ABD, hiçbir yerden tam olarak çekilmezken, bir kuvvet dengesi dağılımıyla etkin konumunu korumaya çalışıyor. Bu durumda tam da Afganistan’ın konumunda güçlü bir istikrarsızlık ve gerektiğinde küresel çaplı teröre yataklık yapabilecek bir bölge, ABD’nin elini büyük ölçüde rahatlatır. Üstelik Suriye kuzeyinde kurmak isteyip de Türkiye’nin müdahaleleriyle oluşturamadığı terör devleti yapılanmasının çok daha büyüğünü bu bölgede kurarak, Afganistan üzerinden Doğu Akdeniz’e ulaşımlı bir jeopolitik fay hattıyla, bunu gerçekleştirme imkânı bulabilir.     

Son gelişmelerle ABD, ilk masumane bakışla, Kore ve Vietnam ardından bir mücadeleyi daha kaybetmiş görünümü veriyor gibi. Ancak bu yeni durum, ABD için bir savaşın kaybedilmesi mi, yoksa yeni bir evreyle ve yeni vekaletlerle, yeni yapılar ve stratejik konuşlanmalarla, yeni mücadelelere yol mu verildi, düşünülmesi gereken soru bu.

Can UĞURATEŞ

    

 



YAZARLAR

  • Salı 22.1 ° / 14.7 ° kırık bulutlar
  • Çarşamba 19.9 ° / 9.1 ° Hafif yağmur
  • Perşembe 16.5 ° / 8.1 ° Açık hava
  • BIST 100

    1.809%-0,01
  • DOLAR

    12,9753% 1,24
  • EURO

    14,7605% 2,02
  • GRAM ALTIN

    744,44% 1,29
  • Ç. ALTIN

    1228,326% 1,29