Hüseyin Erkan, Eğitimci/Yazar


DİKEN TARLASINDAN GÜL BAHÇESİNE (4)


 

                Bildiğiniz gibi:

                Gül bahçesine dönüştürmeyi hedeflediğimiz diken tarlasını çitle çevirmiştik önce. Sonra artezyen vurup elektrik getirmiştik.

                Bahçıvan evini yapmaya gelmişti sıra. Kavaklı köyünden Mehmet Usta ile anlaşıp iki odalı şirin bir ev yaptırmıştık.

                Dört duvar örüp çatısını kiremitle kapatınca, ev bitti sanmıştım ama yanılmışım. Hani bu evin mutfağı, banyosu ve tuvaletinde musluklar? Su nasıl gelecek, artezyenden buraya?

                Bu işlerden anlayan bir tesisatçı gerek… “Ben yaparım hocam.” dedi; aynı köyden Bulgaristan göçmeni bir arkadaş.

                O, işe başlar başlamaz, onun tavsiyesi bir tanıdığına da elektrik işini verdik.

                Düğmeye basınca ışık yanacak, musluğu açınca su akacaktı.

                İyi, güzel de akan atık su nereye gidecek?

                Uygun bir yere foseptik çukuru açılmalı; tüm atık sular oraya bağlanmalıydı.

                O güne dek hep hazır almıştık; evi, yazlığı. Bu tür işler yapmamış, yaptırmamıştım. Başa gelince öğreniyormuş insan. İstesem, müteahhit olabilirdim, ben de artık.

                Nitekim Şişli Lisesi’nde 1976 - 1978 yıllarında birlikte çalıştığım, Dicle Öğretmen Okulu’ndan öğrencim kimya öğretmeni Urfa/Halfetili Mustafa Karaoğlu, bizim bahçenin güneyindeki hemşerilerine ait on dönümlük bir araziye 7 villa yapma işini aldı.

                “Yapım aşamasında, elektriği sizden alabilir miyim hocam?” diye sordu.

                “Hayır, olmaz!” diyebilir miydim?

                “Elbette, sevgili Karaoğlu; elbette canım!” dedim.

                Kısa sürede tamamladı villaları; sevgili meslektaşım. Taşındılar, zengin hemşerisi işadamları. Ancak, çok üzdüler; herkesi kendisi gibi dürüst ve verdiği söze sadık sanan değerli kardeşimi.

                Neyse, o ayrı bir öykü. Biz dönelim işimize:

                Elektrik tesisatı da döşendi, su tesisatı da… Foseptik çukuru da, bağlantısı da tamam…

                Bir su deposu gerekiyordu bu eve. Düğmesine basınca, suyu çekiyordu da motor toprak altından, nerede birikecekti su?

                Eve bitişik yaptığımız araç, gereç odasına bir depo koyduk. Yanına da otomatik bir motor… Bildiğiniz gibi, “hidrofor” diyorlar ona. Musluğu açınca çalışıyor, kapatınca duruyor. Güzel!..

                Özellikle o yıllarda, sık sık elektrik kesiliyordu ama. Şöyle düşündüm: Bahçıvan olsam; yazın sıcağında, güneşin bağrında çapa yapsam, fide diksem, sulasam, terleyip eve gelince bir duş almak isterim tabii.  Banyoya girip başımı sabunlayınca elektrik kesiliverse, motor duracak, dolayısıyla su da akmayacak. Ne olacak o zaman?

                “Canım, bu da mı sorun Tanrı aşkına? Duş almadan önce, koyarsın yanına bir kova su; elektrik kesilirse kovadaki suyu kullanırsın. Akseki’nin Gödene köyündeki evinizde banyo ya da duş mu vardı? Suyu çeşmeden ibrikle, güğümle getirmez miydiniz? Bu evde oturacak bahçıvan sarayda mı büyüdü?”

                “Doğru, doğru da… Bir kolayı varsa, neden olmasın? Söz gelişi, çatıya da bir depo koysak?”

                “Ne gerek var hocam! O kadarcık zahmete de katlanıversinler artık.”

                Yazı var, kışı var… Kısa olduğu gibi, uzun da sürebilir; elektrik kesintisi. Banyo ile bitmez ki iş. Mutfağı, tuvaleti…

                İçim rahat etmedi. Çatıya da koydurdum; bir su deposu. Oh be!..

                O iş tamam da bu evin kapısı, penceresi?..

                Bir marangoz bulmalıydım. Silivri’de Kayserili Yusuf Usta halletti o işi. Camcı da camları takınca pencerelere, güzel oldu; evin karşıdan görünüşü.

                Peki ama mutfağın mutfak, banyonun banyo olduğu nereden belli? Mutfağa tezgâh, evye,  dolap; banyoya duşluk, şofben; tuvalete klozet ve lavabo gerekmez miydi?

                Onlar da yapıldı arka arkaya. Sıva ve badana da…

                Hoş oldu, hoş oldu da, özellikle kışın, yağmurda ve çamurda nasıl gelinirdi; yoldan girince en uç köşedeki bu eve? Girişten başlamak üzere sağlam bir yol yapmak gerekiyordu buraya.

                Sen, Mehmet Usta’yı dinlemeyip bahçıvan evini giriş kapısının hemen yanına değil de en arkaya yaptırırsan, bunun ceremesini de çekeceksin; Hüseyin Erkan!

                Hiç hesapta yoktu bu ama güzel oldu yapılınca. Araba tekerleğinin geçtiği yol beton, ortası ve yanlar çim…

                Biz bu işleri bitirinceye kadar, Kilisli komşumuz Hanefi beyler de iki katlı bir villa kondurdular; tek ağacı olmayan tarlanın ortasına.

                Eşim Güler, “Ben villa ya da köşk değil, tek katlı, küçük bir köy evi istiyorum.” deyip duruyordu bana. Eşimin istediği köy evine başlamadan önce, toprağı seven, bağ bahçe işinden anlayan bir aile bulmak gerekiyordu buraya.

                O yıllarda, Bulgaristan’dan göç etmeye zorlanan soydaşlarımız geliyordu; akın akın. Köye haber saldık. İki bakkal vardı. Onlara da duyuru astık. Çok geçmeden, bir aile bulduk.

                İlyas efendiyi tanıdım önce. Tertemiz yüzlü, 50 - 55 yaşlarında… Minyon yapılı… Babam fırlayıp gelmiş; sanki mezardan.

                “Bizim işimiz gücümüz toprak, Hüseyin bey” diyor. “Bulgaristan’da da bu işi yapardık biz. Eşim Sebile de çok sever; bahçeyi ve sebze yetiştirmeyi.”

                Yaptırdığım bahçıvan evini gösterdim:

                “Nasıl, yeter mi bu size?” diye sordum.

                “Yeter de artar bile… İki kişiyiz biz. Karı, koca… Kızlar da evlendi çoktan, kızanlar da…”           Tuvaleti, banyosu falan yokmuş; kaldıkları yerin. Patronları bazı geceler sarhoş olarak gelirmiş. Bağırıp çağırırmış, sebepsiz yere. Çok korkarlarmış.

                Tam aradığım gibi bir adamdı; İlyas efendi.

                “Yarın eşinle gel. O da görsün burayı. Hanımlar da tanışsınlar. Onlar da evet derlerse, mesele yok.” dedim.

                Memnuniyeti yüzünden okunuyordu. “Allah razı olsun!” diye diye gitti.

                Bir gün sonra İlyas efendinin eşi Sebile hanımla da tanıştık. Hanımlar görüşüp anlaştılar.             “Araç, gereç ne gerekirse alırız. Aydan aya maaşınızı da veririz. Sobanızı, kışlık odun ve kömürünüzü de sağlarız. Sizin herhangi bir masrafınız olmaz.” dedik.

                Aybaşında işe başlamaları konusunda anlaştık.  (Devam edecek)



YAZARLAR

  • Pazartesi 27.5 ° / 17.5 ° Dağınık bulutlar
  • Salı 27.1 ° / 17.3 ° Açık hava
  • Çarşamba 26.9 ° / 16.4 ° Bulutlar
  • BIST 100

    1.413%0,26
  • DOLAR

    9,2922% 0,34
  • EURO

    10,7679% 0,20
  • GRAM ALTIN

    526,38% -0,00
  • Ç. ALTIN

    868,527% -0,00