Yılmaz AYDOĞAN / BÖYLE GİTMEZ!


MİLLİ DEVLETTEN RANTİYE DEVLETE (3)

İNÖNÜ DÖNEMİ: TAM BAĞIMSIZLIĞIN TERKİ (2)


Atatürk, gençlere milli tarih öğretmek amacıyla mirasından ayırdığı paylarla yaşamak üzere Türk Tarih ve Türk Dil Kurumlarını kurar, milli tarih kitapları yazdırır. Güneş Dil Teorisi üzerinde çalışır, kayıp kıta Mu’nun araştırılmasını ister. İnönü gelince, biran önce “batılılaşmak” ana hedef halini alır.

Atatürk sonrası 1939 tarihli Milli Eğitim Şurası’nda, “Okullarda tek tip kitap sistemine gidilmesi”; 1943 tarihli Milli Eğitim Şurası’nda, “İlk ve orta dereceli okullarda tarih dersleri programları ile ders kitaplarının çocuğun seviyesine uygun olmadığı,”  kararları alınır ve Atatürk tarafından yazdırılan milli tarih kitapları okutulmaz olur.

27 Aralık 1949 tarihinde ABD ile imzalanan Türkiye’de Müşterek Eğitim Komisyonu Kurulması (kısaca Fullbright) Anlaşması ile Türk eğitim sistemi, bütçesi Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanı’nca onaylanan(!), başkanlığını ABD Ankara Büyükelçisi’nin yaptığı, Amerikalı bir müdürün yönetiminde 4 Türk 4 Amerikalı uzmandan oluşan, (sonuçta 5’e 4 Amerikalıların çoğunlukta olduğu) bir komisyona teslim edilir. Üniversite düzeyinde öğrenci değişimi konuları bu komisyon tarafından kararlaştırılır ve Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti eliyle uygulanır.

Antiemperyalist amaca hizmet eden büyük sanayi yatırımları önce yavaşlatılır, sonra Nuri Demirağ, Vecihi Hürkuş, Nuri Killigil ve Şakir Zümre gibi, stratejik yatırımlara imza atan özel girişimciler iflas ettirilir. Ülkenin sanayileşme atakları sona erer. Her alanda olduğu gibi, “Sanayide de devlet tam ve tek karar verici ve uygulayıcı olmalıdır,” görüşü milli siyaset güden Mustafa Kemal anlayışının sadece eğitimde değil, sanayide, dış politika ve askeri ilişkilerde de terk edilmesi demektir.

Evet, İkinci Dünya Savaşı’na katılmamak bir başarıdır!. Ancak İsmet İnönü savaşın ortalarında çok ölümcül diplomatik bir hata yapar. Rusların yenileceğini düşünerek Almanlarla gizli görüşmeler gerçekleştirilir ve savaş sanayisinin hammaddesi “krom” Türkiye’den gönderilir. Ruslar Berlin'e girip bu diplomasinin tüm evraklarını ele geçirdiğinde Türk-Rus dostluğu çöker. Ruslar savaşın ardından Türkiye'den toprak talebinde bulununca İnönü çareyi ABD ittifakında arar. ABD fırsatı çok iyi değerlendirerek Türkiye'yi adım adım avucuna almaya başlar.

ABD ile ilk anlaşma 23 Şubat 1945'te imzalanır. Bu anlaşma ile birlikte bir Amerikan heyeti, Türk ordusunu inceleyip lazım olan silah/cephane listesini çıkarmak için Ankara'ya gelir. Amerikan heyetinin oluşturduğu listedeki silahların alınabilmesi için, 27 Şubat 1946'da 10 milyon dolarlık bir kredi anlaşması imzalanır.

Anlaşmayla alınan kredinin nasıl ödeneceğiyle ilgili olarak, 6 Aralık 1946 tarihli yeni bir anlaşma imzalanır. Anlaşmaya göre, ABD borç karşılığı Türkiye'de kullandığı gayrimenkulleri satın alabilecektir. Evet, yanlış anlamadınız, binalar ve arsalar ABD'ye satılacaktır! Ancak mevcut kanunlara göre yabancılara taşınmaz satılması mümkün olmadığından anlaşmanın 2. maddesine göre, “Türkiye satışın gerçekleştirilebilmesi için gayret sarf eder.” Hükümet, yasağa takılmamak için 10 Şubat 1947'de yeni bir kanun çıkartır ve taşınmazların satışı sağlanır.

10 milyon dolarlık kredinin geri ödemeleri 1947 senesinde başlar. Fakat Türkiye borçlarını aksatınca ABD 10 Şubat 1947 tarihinde yeni bir anlaşma önerir: EĞİTİM ANLAŞMASI! Önerilen anlaşmaya göre Türkiye, parayı ABD'ye ödemek yerine TC Merkez Bankası'nda bir hesap açıp oraya ödeyecek. ABD bu parayı Eğitim Anlaşması hükümlerine göre dilediği gibi kullanacaktır. İşte bu, yukarıda sözünü ettiğimiz, 27 Aralık 1949 tarihli anlaşmadır.

Anlaşmaya göre Komisyon ABD'den seçilen öğrencilerin Türkiye'de; Türkiye’den seçilen öğrencilerin ABD’de eğitim, araştırma, öğrenim ve diğer eğitim faaliyetlerinde bulunmasını sağlayabilir.

Komisyon; ABD'den "öğrenci adı altında" getireceği herkesi, memlekette araştırma ve akla gelebilecek her türlü "eğitim" faaliyeti adı altında kullanabilme yetkisine, ayrıca Türkiye'de burs vermek, burs vermek için memur tayin etmek gibi haklara da sahiptir. Komisyon ayrıca her sene ABD dışişleri bakanına rapor sunmakla görevlidir.

Türkiye sınırları içerisinde tamamen denetimsiz şekilde memur tayin edebilen, öğrenci adı altında üniversitelere ajan yerleştirebilen ve her yıl rapor vermek hakkına sahip bu Komisyon, bugün bile faal haldedir.

Özetlersek, 1946 yılında ABD eksenine kayan Türkiye’de zamanla antikomünizm adeta resmi ideoloji haline gelir. Din, komünizmin panzehiri olarak görüldüğünden, 1947’den itibaren göz göre göre laiklik ilkesi aşındırılır. “Türk Milliyetçiliği” bile bu yoldan giderek zamanla “Tük-İslam Ülkücülüğü” olur.

Günümüzde özellikle “kendisini aydın sayan” bir kısım entelektüelimiz, Türkiye’yi Bayar ve Menderes’in ABD’ye sattığına inanır. Pek çoğu, bağımsızlığın İnönü döneminde terk edildiğini bilmez.

Atatürk zamanında kapatılan Localardaki masonluk faaliyetleri, İnönü iktidara gelir gelmez serbest bırakılmıştır. O günlerde FETÖ henüz ortada yoktur. Onun ve benzerlerinin yirmi birinci yüzyıl başında yerine getirdikleri görevi o günlerde masonlar ifa etmekteydiler. Devlet içerisindeki “Paralel Devlet Yapılanması” o günlerde masonlar üzerinden kurulur ve işletilir. Sonraları ise Ankara’daki Eğitim Komisyonu eliyle getirilen CIA ajanları, özel bursla eğitime alınan bir kısmı Türk ama çoğunluğu nüfus cüzdanında Türk yazan yerli azınlıklar ve Atatürk düşmanı dini cemaatlere bağlı ailelerin çocukları eğitilmek suretiyle, bu ihtiyaç karşılanır.  

1960’lı yıllardan sonra bu kişileri teşhis ve tespit ederek devlet kadrolarından ayıklamak imkânsızlaşırken ABD bu defa doğrudan, “komünizmle mücadele dernekleri” ya da “dini cemaatlere bağlı vakıflar ve dernekler” üzerinden Türk çocuklarına kanca atmaya başlar.  Gülen Cemaati bunlardan sadece bir tanesidir.

İnönü Dönemi’ne bir karne vermek gerekirse denilebilir ki:

Bu dönem savaş dönemidir. Her dönemi kendi öznel koşulları içerisinde değerlendirmek gerekir. Türkiye Cumhuriyeti’nin savaşa katılmaması başlı başına bir başarıdır. 12 yıllık İnönü Dönemi’nde ekonomik büyüme söz konusu değildir. İlk on bir yıllık dönemde +%04 (yüzde 4) oranında hesaplanan büyüme, 1949 yılındaki toplam (-)%10 (eksi yüzde on) üzerindeki olumsuz rakamla ortalama olarak yılda (-)%09 (eksi yüzde dokuz) olarak sonuçlanmış; savaş yılları üst üste küçülme ve enflasyon yılları olmuştur. Ancak bu durumun Avrupa’da savaş dışı kalabilen İsveç, İrlanda, Portekiz, İspanya ve İsviçre’den sonraki en iyi durum olduğunu da belirtmek gerekir.

Ekonomi küçülürken bir yandan da Osmanlı’dan devreden, (bugünkü $ alım değeri ile hesaplandığında) 225 milyar $ dış borç ödenebilmiş; Devlet hazinesinde 127 ton altın ve 280 milyon $ tutarında döviz biriktirilebilmiştir. 1,26 ₺’den devralınan $ kuru 2,80 ₺ olarak devredilmiştir.



YAZARLAR

  • Çarşamba 7.5 ° / -0.3 ° kırık bulutlar
  • Perşembe 7.1 ° / 0.4 ° Bulutlar
  • Cuma 9.3 ° / 5.5 ° Dağınık bulutlar
  • BIST 100

    2.042%3,14
  • DOLAR

    13,4142% -0,85
  • EURO

    15,2863% -0,20
  • GRAM ALTIN

    794,99% 0,70
  • Ç. ALTIN

    1311,7335% 0,70