Ülkemizin bir insanlık dramının çaresizliğini yaşadığı deprem afeti günlerinde birçok şehirden acı haberler gelmeye devam ediyor.
Çıkış noktasına uzak olmasına rağmen neredeyse en ağır darbeyi, şehircilik altyapısı yetersiz ve fay hattı üzerindeki Hatay yedi.
Şehir birkaç dakika içinde alt üst oldu.
Dışarıdan fazla hissedilmemiş olsa da Hatay son yıllarda acı geçmişini çağrıştıran demografik yapı ve sosyal doku değişikliği dayatması karşısında endişeli ve içten içe tepkiliydi.
Son afette arama kurtarma çabalarında, ilk günlerde enkaz altında kaderiyle baş başa terkedilmesine rağmen yaşama tutunabilen Hataylılar şimdi Ankara’ya daha da kırgın.
Endişe, depremin ardından yaşanan asayiş, yağmalama sorunları ve sınırlardan akın akın yeni sığınmacıların geldiği duyumları karşısında katlanarak artmakta.
Ankara’nın ilgi alanının dışına düştüğü ölçüde Suriye’nin eski iştahının kabardığına işaret eden bölge halkı, ulusal sorumluluğumuzun da zorunlu kıldığı samimi, siyaset üstü bir ilgi özlemi içinde.
Bu bağlamda bölgedeki hassasiyetlere değindiğim iki yıl önce bu sütunlarda yayınlanmış olan bazı satırları yeniden paylaşmak istedim.
HUZURSUZ
Bir zamanların yükselen değeri, çok kültürlülük, medeniyetler, barış ve lezzet diyarı Hatay şimdilerde pandemi ile de ağırlaşmış olan ekonomik daralmadan kendi gayretiyle kurtulma mücadelesi içinde.
Henüz şehir envanterine girememiş olan alt ve üst geçitli ‘’duble’’ yollar, ışıltılı meydanlar, parklar, bahçeler gibi kent hayatını kolaylaştıran konforlardan mahrum bırakılmış.
Derinlerdeki hassasiyeti, Suriye coğrafyası kaynaklı göçün yaratmaya başladığı demografi ve yaşam tarzı değişikliği.
Özellikle Suriye’nin bölgeye yönelik plebisit çağrışımlı iştahının kabardığına dikkat çekilirken, ekonomik darlık ve küresel pandemiyle birleşen gelecek kaygısıyla sosyo-psikolojik sıkışmışlık içinde.

İŞGAL VE BAĞIMSIZLIK
Hatay, Cumhuriyetin kuruluş yıllarında uzun bir işgal altında büyük badireler atlatan bir coğrafyamızdır.
Fransa bölgeden çekilip Suriye’nin bağımsızlığını tanıdığında Sancak’ı Suriye’nin insafına bırakır. Ancak Ankara hemen harekete geçerek meseleyi Cenevre’ye, Milletler Cemiyetine taşır.
2 Eylül 1938’de Bağımsız Hatay Cumhuriyeti ilan edilir.
29 Haziran 1939’da Hatay Meclisi oybirliğiyle kendisini feshederek yeni bir vilayet olarak Türkiye’ye bağlanır.
Mustafa Kemal, 20 yıl süren emperyalist işgale ilk günden itibaren tepki gösterir, ‘’Hatay benim şahsi meselemdir’’ diyerek, zaman ve zemini iyi kollayan başarılı bir diplomasi ile Hatay’ı Türkiye haritasına kazandırır. Bu Türkiye Cumhuriyetinin diplomatik zaferdir.
SANCILI
Geçmişinde atlattığı badirelerde ortak iradede birleşebilmiş olan Hataylılar, günümüzde ayrıştırıcı bir huzursuzluğu yaşamakta.
Bölge ahalisinde kültür, inanç ve dünya görüşü bağlamında ötekileştirildikleri, Ankara tarafından siyaseten sevilmedikleri adeta cezalandırıldıkları duygusu hâkim. Bu duygu deprem sonrasında daha da pekişmiş görünmekte.

Bir dokun bin ah işit deriz ya, herkes dertli.
‘’Bölündük. Medeniyetlerin beşiğiydik. Farklı kültür ve inançlar hala bir arada olabilsek de eski samimiyetin kalmadığı bir gerçek.
Eskisi gibi değiliz.
Müslüman, Yahudi, Hristiyan Ortodoks yüzyıllarca birlikte olabilmişken şimdi Müslümanlar kendi içinde dahi bölünmüş halde.
Yüzyıllardır sarmaş dolaş yaşadığımız Sünni, Alevi, Türk, Arap arasındaki çizgiler kalınlaşıyor.
Kendi nüfusumuzdan fazla sığınmacı akınına uğradık. Fiziki ve sosyal yapı bunu kaldıramaz durumda.
Ankara’dan hizmet desteği alamadığımız gibi engellemeler olduğunu duyuyoruz. İktidara yakın olanlar beş alırken muhalefet partileri belediyeler ancak bir alabiliyor.
Biz gelenleri misafir sayıyoruz ama onlardan ‘’Biz değil sizler gideceksiniz buradan’’ diyenler var.
Güvenlik ve beka endişesiyle birçoğumuz evini barkını satıp buralardan göçtü. Bölgede yabancıların sahiplendiği emlak meşru çerçeveyi aşmış durumda. Kim ne kadar toprak alıyor bilmiyoruz.
Gençlerimiz bir bir uzaklaşıyor buralardan.
Yaşam tarzımızı, hoşgörü sınırlarımızı zorlayan bir sinirlilik içindeyiz’’
Huzursuz ve sancılı Hatay’ın Ankara’nın tarafsız ve samimi ilgisine ihtiyaç duyduğunu söylemek yanlış değil.
Ne yazık ki deprem felaketinde yaşanan ortak acılar bölgedeki hissiyatı değiştiremediği gibi endişeleri arttırmış durumda.

