Bir muamma, bir içtimai sorun belki de; anlatmak istediğini anlatamamak. Kelimelerin yetersizliği, uzun ve karmaşık cümleler kurmak değil mesele; mesele anlaşılamamak! Karşındaki insanın seni anlaması, anlayabilmesi, acınacak derecede ufuksuz oluşlarıyla alakalı. “Sen ne söylersen söyle, söylediğin karşındakinin anladığı kadardır.”
Umut yüklü buharlı gemilerin, bir istasyondan bir istasyona koşan ayrılık trenlerinin, gölgede kalmış hikâyelerin, yatağını değiştirmiş nehirlere koşan ceylanlardaki hayal kırıklıkların Descartes iklimindeki felsefi yorumları can sıkıcı gelebilir.
Dobra konuşmak gerekirse kurumuş dudaklarımı dilimle ısladıktan sonra atanamayan öğretmenlerimize gelmek istiyorum. Gecesini gündüzüne katan, sürekli çalışan, başarılı ve zeki çocuklar milyon umutla eğitim fakültelerinin kitap ve bilim kokan kapısına koşuyor. Eğitim fakültelerini kazanmak hiç de kolay değil. Hangi bölüm olursa olsun temposu yüksek emek, düzenli ve sürekli çalışma, azim istiyor. Dirsekler çürüyor bu yolda, gözler yakını göremez oluyor, saçlar dökülüyor… Ebeveynler üzerlerine düşen maddi ve manevi her sorumluluğu onca fedakârlık içinde yapıyorlar.
Yurt sorunu, barınma sorunu, beslenme-ulaşım sorunu, vizeler, finaller… Hepsi bin bir zahmetle, alın teriyle aşılıyor. Peki, sonuç ne?
Zifiri karanlık bir gecede, hiç bilmediği bir ormanda el yordamıyla yolunu bulmaya çalışan on yaşındaki bir çocuk gibi ürkek ve korkak anlaşılmayı bekliyor. Atanamıyor!
Bir cinnetin şarkısı ruhunu parçalıyor düşüyor umutsuzluğa. Hayatında bir tek kitap okumamış, empati yoksunu bir şahıs “fabrikada çalış, fabrikada niye çalışmıyon?” diye ağzından tükmükler saçarak sorgulayabiliyor seni. Hiç utanmadan sıkılmadan buna cüret edebiliyor ne yazık ki.
Bir çıngıraklı yılan ıslığı, bir akbaba kahkahası duyuyor düşüyor umutsuzluğa atanamayan öğretmenlerimiz.
Onca donanım, onca bilgi birikimi, deli ırmaklardaki heyecan, idealistlik, tek tek ışığı sönen yıldızlar gibi kayıyor gökyüzünden.
Oldukça önemli bir mesele.
Emek, kahramanlaştırmalı insanı. Çalışan hak ettiğini almalı. Atanmalı mesela ömrüne eğitime adamış pırıl pırıl öğretmen adaylarımız. Etütlerin, özel okulların bahçe kapısında üç kuruş maaş için bekletilmemeli.
Ama tüm emekler heba oluyor. Diğer tarafta hiçbir emek harcamadan torpille, rüşvetle, adam kayırmaca ile suyun başına getiriliyor birileri.
Ne diyor Yunus:
Emeksiz zengin olanın,
Kitapsız bilgin olanın
Sermayesi din olanın
Rehberi şeytan olmuştur.

