Cumhuriyetimizin yüzüncü yılına girmesine artık çok az kaldı. Bu önemli tarih sayfamızın idraki için birkaç yıldır sürekli uyarılarda bulunulmasına karşın bir yol haritası henüz duyulmadı.
Beklentimiz, önemine layık şekilde, uluslararası hafızalarda da iz bırakacak görkemli kutlamalar düzenlenmesidir. Ancak bunun hangi düzende, hangi kurumlarımızın eşgüdümünde gerçekleşeceği, kimin üstleneceği konularında bir hazırlık görülmemekte.
YÜZÜNCÜ YIL MARŞI
Cumhuriyetimizin yüzüncü yılının idrakinde belki de atılacak adımların başında, ulusal birlik duygusunu sembolleştirerek şimdiden ezberimize girecek bir ‘’Yüzüncü Yıl’’ marşının daha fazla gecikmeden topluma mal edilmesi olmalı.
Ulusal coşkuyu sağlayacak bir marş için kurumlarımızdan şimdiye kadar bir işaret alınmamış olup, beklenti ulusal veya uluslararası şair, ozan ve kompozitörlerin özendirilip, teşvik edilerek bir çalışma başlatılması idi. Bunda da çok geç kalındı.
Bu arada yine de sevindiren bir müjde uluslararası gururumuz Fazıl Say’dan geldi, ‘’Yüzüncü Yıl Marşı’’ için kolları sıvadığını bildirdi.
En az 10. Yıl marşı kadar heyecan yaratacak bir Yüzüncü Yıl Marşı Cumhuriyet duygusunu yüceltecektir.

ULUSLARARASI BOYUT
Yüzüncü yılın uluslararası boyutunun ulusal kutlamalar kadar önemli olacağı unutulmamalı.
Bu düzenlemelerde de maalesef geç kalındığı görülmektedir. Birçok ülkede devlet başkanlarının ziyaret ve çalışma programlarının en az bir yıl önceden kesinleştirildiği bilinmektedir. Bu bağlamda arzu edilen düzeyde yüksek profilli iştirak için VIP misafirler zamanlıca bilgilendirilip, davet edilmeliydi.
Bu aşamada henüz tespit edilmiş bir program takvimi olmadığı cihetle, yabancı devlet ve uluslararası kuruluş başkanlarının ne zaman, hangi törene davet edileceği de belli değildir.
Son dakikada yapılacak davetlere icabet düzeyi ve sayısının düşük olması ihtimal dâhilindedir.
ORTAK COŞKU
Yüzüncü yılın idraki, hak ettiği ağırlık ve canlılıkta, tüm toplum kesimlerinin samimi katılımıyla gerçekleşmelidir.
Gelir geçer siyasi eğilimlerin dar bakışlı yaklaşımlarından arındırılmış, kurucu değerleri öne çıkaran adımlar milli hissiyatın temeli olmalıdır.

Geçen yılki 29 Ekim’in doksan dokuzuncu yılının resmi törenlerden ziyade sivil toplum tarafından büyük coşkuyla sahiplenilmesi, Yüzüncü Yıl için işaret fişeğini ateşlemiştir.
Yasaklara, yasaklamalara, Cumhuriyet ayarlarının ihlaline karşın, yurtta ve dışarıdaki toplumsal hissiyat, kurucu önderimiz Atatürk’e duyulan sevgiyi yücelten boyutlarıyla yüreklere su serpti diyebiliriz.
Yerel yönetimler, sivil toplum yapılanmaları, halk bu bağlamda resmi makamların önüne geçen bir ulusal coşku yaratabilmişti.
Şimdiye kadar Hükümetin ön aldığı veya teşviki ile başlayan herhangi bir çalışma bulunmadığı gibi bu yöndeki soru ve uyarılara da cevap alınamamakta.
Elbette toplumsal ilgi ve talebin resmi kurumlarımızı eninde sonunda harekete geçireceği tahmin edilirken bunun için hiçbir bahane öne sürülmesi kabul görmeyecektir.
Yüzüncü yıl tarihi dönemecinin idrakindeki resmi atalet, akla Osmanlı imparatorluğunun küllerinden doğan Cumhuriyetin aynı zamanda bir yıkılışı, çöküşü de hatırlatıyor olmasından kaynaklanabileceğini düşündürmüyor değil.
Osmanlıyı canlandırma ütopyası içinde, Türkiye Cumhuriyetinden ve Atatürk’ten hazzetmeyen, kabullenemeyen bazı seslerin, Osmanlı’nın batışını hatırlatmaktan imtina etmesi mümkündür.
Malumlarıdır son dönemlerde ulusal kutlamalarda resmi tutum ile toplumsal anlayış arasında ortak iradeyi zedeleyen duygusal ayrışmalar yaşandığı bir sır değil.
TBMM
Mevcut koşullarda siyasi partilerin TBMM içinde ön alarak 100. Yılı sahiplenme yönünde, paralel kutlama havası da yaratmadan, partiler üstü bir girişim başlatması isabetli olacaktır.
100. yılın layıkıyla idraki, ülke olarak içinden geçmekte olduğumuz deprem travması, sarsıntılı seçim-geçim tartışmaları ile rejim ve beka kaygıları karşısında geri plana da düşürülmemelidir.
Siyasi partiler, hâlihazırda başka gündemlere fırsat tanımayan seçim havasına girmiş durumda. Seçimler sona erdiğinde ise 29 Ekim Kutlamalarının organizasyonu için sadece birkaç aylık süre kalmış olacaktır.
Meclis bünyesinde zaman geçirmeden şimdiden başlatılacak girişim, diğer kurumları da teşvik edecektir.
Unutmamalı ki ‘’Benim en büyük eserim Cumhuriyettir’’ diyen Atatürk, demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyetini bizlere emanet etmiştir.
Yedi düvelin işgali altındaki savaş yorgunu Anadolu’da verilen mucizevi kurtuluş mücadelesinin Cumhuriyetle taçlanmasının yüzüncü yılı mutlaka yurtta ve yurtdışında coşkulu ve içten kutlamalarla hatırlanacak tarih sayfalarımızdan olup rutin, klasik törenlerle geçiştirilmemelidir.
Bu ulusal bir sorumluluk olup hepimizin toplumsal borcudur.

