SANİYE VİLDAN GÜZEL - İNADINA ŞİİR


-GEZİYORUM, GÜZE BAKAN BİR ÇEŞMENİN YANINDAYIM.-


"Küçük bir çeşmeyim yurdumun
Unutulmuş, bir dağında.
Hiç kesilmeyecek suyum
Yıldızların aydınlığında
Boyuna akar dururum." - CAHİT KÜLEBİ

Bu çeşme Cahit Külebi'nin çeşmesi... Nereden mi anladım? Bu çeşme boyuna akıyor, suyu hiç kesilmiyor... Suyu "serçe parmak kalınlığında" boyuna akıyor. Hep uyanık ve duyarlı, yurdun unutulmuş bir dağında da olsa "gece gündüz uykuyu" haram etmiş bir çeşme bu! Çeşmeyi tanımam için başka kanıt gerekli mi?..
CAHİT KÜLEBİ'yi de anımsatıyor bu çeşme! Şiiriyle çeşme benzeşiyor, şiiri demek Cahit Külebi demek!
"Şiirinde ne varsa yoğunlukla yaşanmış bir geçmişten çıkar gelir. Halk şiirini halk şiiri yapan bütün duyguları bütün deneyleri bir kez de kendisi yaşamıştır.
Edinme, bilgisel değildir ondaki beğeni; şiirine taşıdığı yakıcı hüzün kendisini oluşturan çevre ve koşulların, yaşadığının, doğayla bildik, yakın ilişkisinin toplamı ve sonucudur." diyor Turgut Uyar...
"Küçük bir çeşmeysek ne olmuş sanki!
Kalmayız nâçar." diyorsun! Kimse küçük çeşmeyi küçümseyemez...
Yurdun unutulmuş bir dağında belki o çeşme, ama işlevi büyük; Tokat yolunda, Niksar yolunda, Sivas yolunda bu çeşme dağ suyunu akıtıyor. Tıpkı senin gibi...
"Şiirimizin Duru Suyu"dur o, diyorlar senin için... Çeşme şırıl şırıl akıyor, yeşil ekinlerin dibinden akıyor; sen de öyle... Bir ince şırıltı gibi, geceleri, ekinlerin dibinden akıyorsun koyaklarda...

"Tokat'a girerken bir derin
Vadi var her taraf yeşil,
Tokat'a girerken bir derin 
Vadi var her taraf yeşil.
Ben hep gece geçtim oradan
Bir su gibi dibinden ekinlerin."- CAHİT KÜLEBİ
Cemal Süreya'nın deyişiyle "tarihsiz bir coğrafyanın" şiiridir Külebi'nin şiiri.
Tarihsiz bir coğrafya "doğal"dır. Tıpkı "Kopdağı'nda akar bir çeşme" gibi...
Çeşme, dere, ırmak, pınar, bunlarla birlikte söğüt ağaçları, kavak ağaçları, yıldızların aydınlığı, dağ, vadi... Külebi, şiirlerinde yaşadığı coğrafyaya götürür bizi; oranın insanını, yaşam biçimini anlatır bize içtenlikle...
"Anamdan emdiğim süt
Çeşmenden, tarlandan gelmiş.”
“Çimmişim derelerinde
Bir andız fidanı gibi büyümüşüm
Topraklarının üstünde” der.
Gömütünde bile, yanında küçük bir pınar olsun ister; taşına da yorgun köylülerin oturacağı bilinmez bir gömüt hayal eder: 

“Dağ başına gömsünler beni
Bir yanımda bir küçük pınar, 
Bir yanımda sen” 

Dere, şairi genç kılar uzun yıllar:

“Kaç yaşıma gelirsem geleyim
Ölmem ben gencim uzun yıllar.
Ayna gibi akan bir dere
Ve dibinde beyaz çakıllar” 

Külebi’nin çocukluk anılarında da, ya bir dere ya da bir çeşme vardır. Tokat’la Niksar arasındaki çocukluğununun geçtiği evi anımsadığında; çeşme, su, toprak, çiçek, yağmur, ağaçlar koşar adım gelirler.

Tokat'la Niksar arasında
Bir küçük ev görünür uzaktan. 
Kütükten duvarlı, önünde çeşme akar,
Yeşermiş gibi topraktan. 
Yağmur yağar camlarına dökülür. 
Benim yüzümdür çizilen camlarda. 
Yalnızlığın sesidir, rüzgâr değil,
Gürgen ağaçlarında. 
Allı güllü çiçekler
Elimle dikilmiş bahçesine. 
Yürürsem hepsi koşar ardımdan 
Çocuklar gibi delicesine. 
Gel dere, ak derim gürül gürül
Dağdan aşağı akar gider. 
Hayal kurmak istese canım, 
Bulutlara bir seslenmek yeter. 
Bir uçurtma gelir uzaktan
Yorulmuş ince, nazlı, 
Gülüşler, haberler, hasretler 
Gözyaşları içinde gizli. 
Siz baksanız bir şey göremezsiniz. 
Benim yurdumdur orası. 
Ardıçlar, gürgenler, tozlu yollar... 
Tokat’la Niksar arası.” 

Ceyhun Atuf Kansu, "Bir bağbozumu gezintisinde rastladığım, gizli kalmış bir güz salkımıdır Külebi'nin şiiri: Olgun, şekerli, mayalı ve yaz güneşlerini biriktirmiş bir şiir. Doğadaki örneklerine benzer onun şiiri, bir küçük çeşme gibi tutumlu, bir küçük çeşme gibi ardındaki gizli dağ suyunu sözcüklerin yatağında, şırıl şırıl bir sesle kullanan!" diyor.

"Sen bir kamış gibi narinsin! 
Öyle ince ki parmakların 
Okşasan kırılır,
Öpülsen halsiz düşersin. 


Sen sabahlar kadar tazesin! 
Pembesin, beyazsın, yeşilsin. 
Tarlalarda bulutların gölgesi gibi 
Güzelsin. 

Söğüt ağaçlarının altında
Akan mavi dereler vardır,
Akşam rüzgârlarıyla güneş savrulur, 
Sen de öylesin. 
Kiraz ağaçları ağzında meyve verir, 
Karpuz kessem içini görürüm.
Hiçbir çiçeğe benzemeyen kokular duysam
Hasretinden ölürüm."

Sevgiliyi betimlerken yine doğa unsurları ile benzerlik kurarak ne güzel canlandırıyor gözümüzün önünde...

"İşte kadınlar, bir bardak şarap gibi sıcak
Ne güzel, ne zambak, ne karanfildi onlar, 
İnce kumaşlar gibi gergin, tüy gibi yumuşak, 
Sel sularında yansırdılar.
O kadınlar da akıp gittiler şimdi "

"Eski Bahçe" şiirinde Sivas, Bursa, Berlin ve İzmir’deki hayatına giren kadınları anlatır şair...Gelip geçici aşklardır bunlar...Sabırsız, düşüncesiz kokladığı kadınlardan oluşan bu bahçeyi elişi kâğıdına benzetir ve ardından:

"Elişi kâğıtları gibidir bahçemiz
Çeşidini gördüm güllerin, nergislerin,
Koklardım sabırsız düşüncesiz 
Bir seni bulamadım içinde sislerin
Dağ çeşmeleri gibi serin, tertemiz" diyerek asıl sevdiğini, yine, çeşmeye 
benzetir ve diğer kadınlardan ayrı tutar.
Ben Cahit Külebi'nin çeşme, dere, bahçe ve çiçekleri, ağaçları arasında gezdim dolaştım; dergilerde, kitaplarda, şiirlerde... Sizler de bunlara gezdiğiniz dağlar, kayalar, koyaklar, deniz kıyıları, gençliğinizin gülleri, karanfilleri, zambaklarını ekleyin... Şiirsiz kalmayın.
HOŞÇA KALIN.



YAZARLAR

  • Cuma 27.9 ° / 16.7 ° Açık hava
  • Cumartesi 28.7 ° / 16.4 ° Açık hava
  • Pazar 27.2 ° / 16 ° Bulutlar
  • BIST 100

    1.466%0,74
  • DOLAR

    9,6211% 1,27
  • EURO

    11,2069% 1,15
  • GRAM ALTIN

    555,17% 1,83
  • Ç. ALTIN

    916,0305% 1,83